İklim Masası

Akdeniz’de iklim değişikliğine bağlı kitlesel ölümler artıyor

Akdeniz’de beş sene üst üste yaşanan şiddetli deniz sıcaklık dalgalarını inceleyen bir çalışma, sıcaklık dalgaları ile deniz canlılarının kitlesel ölümleri arasında önemli bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor. Bilim insanları, ısınmaya bağlı bu durumun giderek şiddetleneceği ve Akdeniz’in biyoçeşitliliğine önemli bir tehdit oluşturacağı uyarısında bulunuyor.
Akdeniz’de beş sene üst üste yaşanan şiddetli deniz sıcaklık dalgalarını inceleyen bir çalışma, sıcaklık dalgaları ile deniz canlılarının kitlesel ölümleri arasında önemli bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor. Bilim insanları, ısınmaya bağlı bu durumun giderek şiddetleneceği ve Akdeniz’in biyoçeşitliliğine önemli bir tehdit oluşturacağı uyarısında bulunuyor.
Yayınlanma Tarihi: 01/02/2024
Kategori:

İklim değişikliğiyle birlikte sıklaşan ve şiddetlenen deniz sıcaklık dalgalarının Akdeniz üzerindeki etkisi, son 10 yılda görülmemiş seviyelere ulaştı. Yazarları arasında bulunduğum bir çalışmaya göre, 2015 ve 2019 yılları arasındaki beş yıl boyunca, Akdenizde üst üste şiddetli deniz sıcaklık dalgaları yaşandı. Artan bu ani sıcaklık dalgaları, kitlesel ölüm olaylarını tetikliyor ve Akdeniz ekosistemlerinin sağlığını tehdit ediyor.

Akdenizin farklı bölgelerindeki ve farklı derinliklerdeki sıcaklık dalgası ve kitlesel ölüm trendlerini belirlemeyi amaçlayan çalışmaya göre, 2015-2019 yılları arasında Akdeniz, uydu kayıtlarının başladığı 1982 yılından bu yana kaydedilen en sıcak koşulları deneyimledi.

Kayıtların ilk beş yılında (1982-1986) ortadan şiddetli sıcaklık dalgaları oldukça az sayıdayken, son beş yılda (2015-2019) havzanın tamamına yakını (%99,99u), en azından bir adet güçlü’ sıcaklık dalgası deneyimler duruma geldi. Kitlesel ölümleri tetiklediği düşünülen deniz sıcaklık dalgaları, Akdeniz ekosistemini tehdit ediyor.

 

‘Akdeniz, her 10 yılda 0,38°C ısınıyor. Bu, 0,11°C’lik küresel ortalamadan üç kat daha büyük hızla ısındığı anlamına geliyor.
 

Akdeniz, küresel ortalamadan üç kat hızlı ısınıyor

11 Akdeniz ülkesinden 33 araştırma ekibinin yürüttüğü ve yazarları arasında bulunduğum çalışmaya göre, 2015te başlayan ve hem deniz sıcaklık dalgalarında hem de kitlesel ölümlerde emsalsiz artışların yaşandığı bu dönem, Akdeniz için bir dönüm noktasına işaret ediyor.

Deniz sıcaklık dalgaları, belli bir bölgede sıcaklıkların beş gün veya daha uzun süreli olarak anormal yüksekliklerde seyretmesi olarak tanımlanıyor (1 Haziran – 30 Kasım tarihleri arasındaki sıcaklıkları değerlendiren bu çalışmada, anormal sıcaklıklar, kaydedilen sıcaklıkların ortalama sıcaklıkların yüzde 90’ından daha yüksek olması olarak tarif edildi).

Sıcaklık dalgalarının şiddeti ise, sıcaklık farkına göre değişiyor: Sıcaklık anomalisinin, mevsim normallerinin iki katından fazla olduğu durumlarda sıcaklık dalgası ‘güçlü’, üç kat fazla olduğunda ciddi, dört veya üzeri ise aşırı’ olarak tanımlanıyor.

Çalışmaya göre, son 20 yıl içinde tüm dünyada gözlemlenen deniz sıcaklık dalgaları iki kat arttı; daha uzun süreli, yoğun ve geniş çaplı bir hal aldı. Ancak durum, iklim değişikliği sıcak noktası olan Akdenizde daha da vahim. Akdeniz, her 10 yılda 0,38°C ısınıyor. Bu, 0,11°Clik küresel ortalamadan üç kat daha büyük hızla ısındığı anlamına geliyor.

 

2015’te başlayan ve hem deniz sıcaklık dalgalarında hem de kitlesel ölümlerde emsalsiz artışların yaşandığı bu dönem, Akdeniz için bir dönüm noktasına işaret ediyor.
 

Aşırı şiddetlisıcaklık dalgaları artıyor

Araştırmada, incelenen 37 yılın (1982-2019) yalnızca 11inde aşırı şiddetlideniz sıcaklık dalgaları yaşandığı tespit edildi. Ancak bu 11 yılın neredeyse yarısı, araştırmanın kapsadığı dönemin son beş yılında gerçekleşmişti.

2015-2019 yılları arasında ortalama sıcaklıklar, 1982-1986 döneminin 1,2°C üzerindeydi. Hatta bu fark, Akdenizin doğu bölgelerinde daha da yüksek gerçekleşti: Çalışmaya göre, Ege Denizinde 1,4°Cyi, Doğu Akdenizde ( Levant Denizi) ise 1,3°Cyi buldu.

Deniz sıcaklıklarındaki ve deniz sıcaklık dalgalarındaki artışın biyoçeşitlilik üzerindeki etkisi ise oldukça vurucu: araştırma kapsamında Akdenizin farklı bölgelerinde yapılan 985 gözlemin yüzde 58i, kitlesel ölümlere dair kanıt içeriyor. Buna karşın, gözlemlerin Batı Akdenizde yoğunlaşması ve daha hızlı ısınan Doğu Akdenizde yeterli gözlem yapılamaması, birçok kitlesel ölümün de kayda geçemediği anlamına geliyor.

 

‘Bazı türler yalnızca bölgesel olarak değil, Akdeniz boyunca yok olabilir. Özellikle özgün işlevsel özellikleri olan türlerin kaybı, Akdeniz’deki ekosistemlerin işleyişinde büyük değişiklikler yaratabilir.

 

Bazı türler tüm Akdenizde yok olabilir

Akdeniz, hacim olarak fazla büyük olmamakla birlikte, özgün jeomorfolojik özellikleri ve tarihi nedeniyle biyoçeşitlilik anlamında oldukça zengin: 17 binden fazla deniz canlısı türüne ev sahipliği yaptığı biliniyor ve bu türlerin %20 ila 30u Akdenize endemik. Bu, küresel olarak görülen en yüksek endemizm oranı. Ancak bu çeşitlilik, antropojenik etkiler nedeniyle tehdit edildiğinden, Akdeniz aynı zamanda bir biyoçeşitlilik sıcak noktası’ olarak tanımlanıyor.

Gözlem sonuçları, Akdenizde iklim değişikliğinin kazananı’ ve kaybedeniolarak tanımlanabilecek türler olacağını gösteriyor. Bu durum bazı türlerin, yalnızca bölgesel olarak değil, Akdeniz boyunca yok olmaları anlamına gelebilir. Özellikle özgün işlevsel özellikleri olan türlerin kaybı, Akdenizdeki ekosistemlerin işleyişinde büyük değişiklikler yaratabilir.

Yumuşak mercan olarak bilinen gorgonlar (Alcyonacea) ve algler, en çok etkilenen türler arasında. Birçok canlı için hem besin kaynağı hem de saklanma ve üreme alanları oluşturan bu türlerin azalması ya da yok olması, oluşturdukları habitatlarda yaşayan diğer canlıları da doğrudan olumsuz etkileyecek.

 

Akdenizin ekosistem mühendisleritehlikede

Yaşam alanı yaratabilme becerileri nedeniyle ekosistem mühendisiolarak tarif edilen ve birçok türün faydalanabileceği habitatlar oluşturan temel türler, deniz sıcaklık dalgaları karşısında daha kırılganlar.

Örneğin yumuşak mercan olarak bilinen gorgonlar (Alcyonacea) ve algler, en çok etkilenen türler arasında. Birçok canlı için hem besin kaynağı hem de saklanma ve üreme alanları oluşturan makro alglerin azalması ya da yok olması, bu canlıların oluşturduğu habitatlarda yaşayan diğer canlıları da doğrudan olumsuz etkileyeceğinden, Akdeniz bentik ekosistemleri için ciddi sonuçlar doğurabilir.

Temel türlerin toplu ölümleri, kendine bu ekosistem mühendisleriarasında bir yaşam alanı inşa eden diğer türleri de tehdit ediyor. Birçok deniz canlısının beslenme ve üreme alışkanlıklarını etkileyen bu olumsuzluklar, özellikle deniz dibindeki ekosistemler boyunca dalga dalga yayılıyor. Fakat Akdenizdeki kitlesel ölüm olaylarına dair araştırmaların çoğu temel türlere odaklandığı için, diğer türlerin ne ölçüde etkilendiğini tam olarak söylemek henüz mümkün değil.

‘Akdeniz’de kitlesel ölümlerin en çok gözlendiği üç ekolojik bölge arasında Ege ve Doğu Akdeniz de yer alıyor.

Ege ve Doğu Akdeniz, kitlesel ölümlerin en şiddetli yaşandığı bölgeler

Bahse konu çalışmada, 2015-2019 yılları arasında Akdenizdeki deniz yüzey sıcaklıklarına ve 5 ila 40 metre arası derinliklerdeki sıcaklıklara ilişkin veriler toplandı. Ayrıca  Akdenizin sekiz farklı ekolojik bölgesindeki 142 gözlem alanında toplam 985 gözlem yapıldı. Ardından, sıcaklık veri seti, kitlesel ölümlere dair gözleme dayalı verilerle karşılaştırıldı.

Çalışmanın bulguları, Akdenizin artan deniz sıcaklık dalgalarının ekolojik etkilerine giderek daha fazla maruz kaldığını ortaya koyuyor. Bu durum, ekosistemlerin sağlığını ve işleyişini tehdit eder nitelikte.

 

Akdeniz’deki kitlesel ölüm olaylarına dair araştırmaların çoğu temel türlere odaklandığı için, diğer türlerin ne ölçüde etkilendiğini tam olarak söylemek henüz mümkün değil.


Türkiye için önemli bir gözlem, kitlesel ölümlerin en çok gözlendiği üç ekolojik bölge arasında Egenin ve Doğu Akdenizin de yer alması. Veriler, havzanın doğusunun, batısından daha hızlı ısındığını ortaya koyuyor. Üstelik bu bölgeler, yumuşakçalar ve deniz kestaneleri gibi, Akdenizin yerli türleri için de bir sığınak görevi görüyor. Buralar, bazı yerli türlerin iklim değişikliğine rağmen varlıklarını sürdürebildikleri son alanlar.

Tüm bu olumsuz işaretlere karşın mevcut gözlemler, Akdenizin doğusundaki durumun gerçek ölçeğini ortaya koymaktan uzak. Bu bölgelerde yapılan gözlemlerin yetersiz olması, sorunun gerçek boyutunun anlaşılmasına engel oluyor.

 

‘Beş sene üst üste gözlenen büyük ölçekli kitlesel ölümler, yalnızca Akdeniz Havzası’nda değil, küresel olarak da emsalsiz.

 

Toplu ölümler, Akdenize özgü olabilir

Beş sene üst üste gözlenen büyük ölçekli kitlesel ölümler, yalnızca Akdeniz Havzası’nda değil, küresel olarak da emsalsiz. Tekrar eden büyük ölçekli toplu ölümlerin, iklim değişikliğinin Akdenizdeki önemli bir karakteristiği olması da ihtimaller dahilinde.

Şu an için denizel sıcaklık dalgaları ve kitlesel ölümler arasında güçlü bir korelasyon olduğunu söyleyebiliyoruz. Buna karşın nedensellik ilişkisi, henüz netlikle kurulamıyor. Bunun için, değişen sıcaklıkların ekosistem üzerindeki etkilerini ve geri beslemeleri (yani söz konusu etkiler ve sonuçları arasındaki etkileşimi) daha iyi anlamak gerekiyor.

Benzer şekilde, aşırı sıcaklıklara birkaç defa maruz kalan ekosistemlerin bir ekolojik hafızageliştirmeleri ve ısınmaya gösterdikleri tepkinin zaman içinde değişmesi de imkan dahilinde.

Önümüzdeki süreçte en çok tehlike altında olacak bölge ve türleri öngörebilmek, bu gibi dinamikleri daha iyi anlamayı gerektiriyor. Bu nedenle de biyoizleme çalışmalarının sürdürülmesi büyük önem taşıyor.

 

Kaynak Makale: Garrabou, J. et al. (2022). Marine heatwaves drive recurrent mass mortalities in the Mediterranean Sea. Global Change Biology, 00, 1– 18.

 

Doç. Dr. İnci Tüney | inci.tuney@ege.edu.tr

Doç. Dr. İnci Tüney, Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi, Hidrobiyoloji Bölümü öğretim üyesidir. Özellikle denizel ekosistemler üzerine çalışmalar yapmaktadır.

Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora eğitimlerini Ege Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Doktora sonrası araştırmacısı olarak Woods Hole Oceanographic Institution’da toksik diatom ve dinoflagellat çoğalmalarına karşı erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi üzerinde çalışmalar gerçekleştirmiştir.

Akdeniz Koruma Derneği’nde 2 dönem Yönetim Kurulu Üyeliği yapmıştır ve şu an derneğin Bilim Danışma Kurulu’nda görev almaktadır.

Uzmanlık Alanları: Algler; Deniz çayırları; İstilacı türler; Deniz koruma alanları

İklim değişikliğiyle birlikte sıklaşan ve şiddetlenen deniz sıcaklık dalgalarının Akdeniz üzerindeki etkisi, son 10 yılda görülmemiş seviyelere ulaştı. Yazarları arasında bulunduğum bir çalışmaya göre, 2015 ve 2019 yılları arasındaki beş yıl boyunca, Akdenizde üst üste şiddetli deniz sıcaklık dalgaları yaşandı. Artan bu ani sıcaklık dalgaları, kitlesel ölüm olaylarını tetikliyor ve Akdeniz ekosistemlerinin sağlığını tehdit ediyor.

Akdenizin farklı bölgelerindeki ve farklı derinliklerdeki sıcaklık dalgası ve kitlesel ölüm trendlerini belirlemeyi amaçlayan çalışmaya göre, 2015-2019 yılları arasında Akdeniz, uydu kayıtlarının başladığı 1982 yılından bu yana kaydedilen en sıcak koşulları deneyimledi.

Kayıtların ilk beş yılında (1982-1986) ortadan şiddetli sıcaklık dalgaları oldukça az sayıdayken, son beş yılda (2015-2019) havzanın tamamına yakını (%99,99u), en azından bir adet güçlü’ sıcaklık dalgası deneyimler duruma geldi. Kitlesel ölümleri tetiklediği düşünülen deniz sıcaklık dalgaları, Akdeniz ekosistemini tehdit ediyor.

 

‘Akdeniz, her 10 yılda 0,38°C ısınıyor. Bu, 0,11°C’lik küresel ortalamadan üç kat daha büyük hızla ısındığı anlamına geliyor.
 

Akdeniz, küresel ortalamadan üç kat hızlı ısınıyor

11 Akdeniz ülkesinden 33 araştırma ekibinin yürüttüğü ve yazarları arasında bulunduğum çalışmaya göre, 2015te başlayan ve hem deniz sıcaklık dalgalarında hem de kitlesel ölümlerde emsalsiz artışların yaşandığı bu dönem, Akdeniz için bir dönüm noktasına işaret ediyor.

Deniz sıcaklık dalgaları, belli bir bölgede sıcaklıkların beş gün veya daha uzun süreli olarak anormal yüksekliklerde seyretmesi olarak tanımlanıyor (1 Haziran – 30 Kasım tarihleri arasındaki sıcaklıkları değerlendiren bu çalışmada, anormal sıcaklıklar, kaydedilen sıcaklıkların ortalama sıcaklıkların yüzde 90’ından daha yüksek olması olarak tarif edildi).

Sıcaklık dalgalarının şiddeti ise, sıcaklık farkına göre değişiyor: Sıcaklık anomalisinin, mevsim normallerinin iki katından fazla olduğu durumlarda sıcaklık dalgası ‘güçlü’, üç kat fazla olduğunda ciddi, dört veya üzeri ise aşırı’ olarak tanımlanıyor.

Çalışmaya göre, son 20 yıl içinde tüm dünyada gözlemlenen deniz sıcaklık dalgaları iki kat arttı; daha uzun süreli, yoğun ve geniş çaplı bir hal aldı. Ancak durum, iklim değişikliği sıcak noktası olan Akdenizde daha da vahim. Akdeniz, her 10 yılda 0,38°C ısınıyor. Bu, 0,11°Clik küresel ortalamadan üç kat daha büyük hızla ısındığı anlamına geliyor.

 

2015’te başlayan ve hem deniz sıcaklık dalgalarında hem de kitlesel ölümlerde emsalsiz artışların yaşandığı bu dönem, Akdeniz için bir dönüm noktasına işaret ediyor.
 

Aşırı şiddetlisıcaklık dalgaları artıyor

Araştırmada, incelenen 37 yılın (1982-2019) yalnızca 11inde aşırı şiddetlideniz sıcaklık dalgaları yaşandığı tespit edildi. Ancak bu 11 yılın neredeyse yarısı, araştırmanın kapsadığı dönemin son beş yılında gerçekleşmişti.

2015-2019 yılları arasında ortalama sıcaklıklar, 1982-1986 döneminin 1,2°C üzerindeydi. Hatta bu fark, Akdenizin doğu bölgelerinde daha da yüksek gerçekleşti: Çalışmaya göre, Ege Denizinde 1,4°Cyi, Doğu Akdenizde ( Levant Denizi) ise 1,3°Cyi buldu.

Deniz sıcaklıklarındaki ve deniz sıcaklık dalgalarındaki artışın biyoçeşitlilik üzerindeki etkisi ise oldukça vurucu: araştırma kapsamında Akdenizin farklı bölgelerinde yapılan 985 gözlemin yüzde 58i, kitlesel ölümlere dair kanıt içeriyor. Buna karşın, gözlemlerin Batı Akdenizde yoğunlaşması ve daha hızlı ısınan Doğu Akdenizde yeterli gözlem yapılamaması, birçok kitlesel ölümün de kayda geçemediği anlamına geliyor.

 

‘Bazı türler yalnızca bölgesel olarak değil, Akdeniz boyunca yok olabilir. Özellikle özgün işlevsel özellikleri olan türlerin kaybı, Akdeniz’deki ekosistemlerin işleyişinde büyük değişiklikler yaratabilir.

 

Bazı türler tüm Akdenizde yok olabilir

Akdeniz, hacim olarak fazla büyük olmamakla birlikte, özgün jeomorfolojik özellikleri ve tarihi nedeniyle biyoçeşitlilik anlamında oldukça zengin: 17 binden fazla deniz canlısı türüne ev sahipliği yaptığı biliniyor ve bu türlerin %20 ila 30u Akdenize endemik. Bu, küresel olarak görülen en yüksek endemizm oranı. Ancak bu çeşitlilik, antropojenik etkiler nedeniyle tehdit edildiğinden, Akdeniz aynı zamanda bir biyoçeşitlilik sıcak noktası’ olarak tanımlanıyor.

Gözlem sonuçları, Akdenizde iklim değişikliğinin kazananı’ ve kaybedeniolarak tanımlanabilecek türler olacağını gösteriyor. Bu durum bazı türlerin, yalnızca bölgesel olarak değil, Akdeniz boyunca yok olmaları anlamına gelebilir. Özellikle özgün işlevsel özellikleri olan türlerin kaybı, Akdenizdeki ekosistemlerin işleyişinde büyük değişiklikler yaratabilir.

Yumuşak mercan olarak bilinen gorgonlar (Alcyonacea) ve algler, en çok etkilenen türler arasında. Birçok canlı için hem besin kaynağı hem de saklanma ve üreme alanları oluşturan bu türlerin azalması ya da yok olması, oluşturdukları habitatlarda yaşayan diğer canlıları da doğrudan olumsuz etkileyecek.

 

Akdenizin ekosistem mühendisleritehlikede

Yaşam alanı yaratabilme becerileri nedeniyle ekosistem mühendisiolarak tarif edilen ve birçok türün faydalanabileceği habitatlar oluşturan temel türler, deniz sıcaklık dalgaları karşısında daha kırılganlar.

Örneğin yumuşak mercan olarak bilinen gorgonlar (Alcyonacea) ve algler, en çok etkilenen türler arasında. Birçok canlı için hem besin kaynağı hem de saklanma ve üreme alanları oluşturan makro alglerin azalması ya da yok olması, bu canlıların oluşturduğu habitatlarda yaşayan diğer canlıları da doğrudan olumsuz etkileyeceğinden, Akdeniz bentik ekosistemleri için ciddi sonuçlar doğurabilir.

Temel türlerin toplu ölümleri, kendine bu ekosistem mühendisleriarasında bir yaşam alanı inşa eden diğer türleri de tehdit ediyor. Birçok deniz canlısının beslenme ve üreme alışkanlıklarını etkileyen bu olumsuzluklar, özellikle deniz dibindeki ekosistemler boyunca dalga dalga yayılıyor. Fakat Akdenizdeki kitlesel ölüm olaylarına dair araştırmaların çoğu temel türlere odaklandığı için, diğer türlerin ne ölçüde etkilendiğini tam olarak söylemek henüz mümkün değil.

‘Akdeniz’de kitlesel ölümlerin en çok gözlendiği üç ekolojik bölge arasında Ege ve Doğu Akdeniz de yer alıyor.

Ege ve Doğu Akdeniz, kitlesel ölümlerin en şiddetli yaşandığı bölgeler

Bahse konu çalışmada, 2015-2019 yılları arasında Akdenizdeki deniz yüzey sıcaklıklarına ve 5 ila 40 metre arası derinliklerdeki sıcaklıklara ilişkin veriler toplandı. Ayrıca  Akdenizin sekiz farklı ekolojik bölgesindeki 142 gözlem alanında toplam 985 gözlem yapıldı. Ardından, sıcaklık veri seti, kitlesel ölümlere dair gözleme dayalı verilerle karşılaştırıldı.

Çalışmanın bulguları, Akdenizin artan deniz sıcaklık dalgalarının ekolojik etkilerine giderek daha fazla maruz kaldığını ortaya koyuyor. Bu durum, ekosistemlerin sağlığını ve işleyişini tehdit eder nitelikte.

 

Akdeniz’deki kitlesel ölüm olaylarına dair araştırmaların çoğu temel türlere odaklandığı için, diğer türlerin ne ölçüde etkilendiğini tam olarak söylemek henüz mümkün değil.


Türkiye için önemli bir gözlem, kitlesel ölümlerin en çok gözlendiği üç ekolojik bölge arasında Egenin ve Doğu Akdenizin de yer alması. Veriler, havzanın doğusunun, batısından daha hızlı ısındığını ortaya koyuyor. Üstelik bu bölgeler, yumuşakçalar ve deniz kestaneleri gibi, Akdenizin yerli türleri için de bir sığınak görevi görüyor. Buralar, bazı yerli türlerin iklim değişikliğine rağmen varlıklarını sürdürebildikleri son alanlar.

Tüm bu olumsuz işaretlere karşın mevcut gözlemler, Akdenizin doğusundaki durumun gerçek ölçeğini ortaya koymaktan uzak. Bu bölgelerde yapılan gözlemlerin yetersiz olması, sorunun gerçek boyutunun anlaşılmasına engel oluyor.

 

‘Beş sene üst üste gözlenen büyük ölçekli kitlesel ölümler, yalnızca Akdeniz Havzası’nda değil, küresel olarak da emsalsiz.

 

Toplu ölümler, Akdenize özgü olabilir

Beş sene üst üste gözlenen büyük ölçekli kitlesel ölümler, yalnızca Akdeniz Havzası’nda değil, küresel olarak da emsalsiz. Tekrar eden büyük ölçekli toplu ölümlerin, iklim değişikliğinin Akdenizdeki önemli bir karakteristiği olması da ihtimaller dahilinde.

Şu an için denizel sıcaklık dalgaları ve kitlesel ölümler arasında güçlü bir korelasyon olduğunu söyleyebiliyoruz. Buna karşın nedensellik ilişkisi, henüz netlikle kurulamıyor. Bunun için, değişen sıcaklıkların ekosistem üzerindeki etkilerini ve geri beslemeleri (yani söz konusu etkiler ve sonuçları arasındaki etkileşimi) daha iyi anlamak gerekiyor.

Benzer şekilde, aşırı sıcaklıklara birkaç defa maruz kalan ekosistemlerin bir ekolojik hafızageliştirmeleri ve ısınmaya gösterdikleri tepkinin zaman içinde değişmesi de imkan dahilinde.

Önümüzdeki süreçte en çok tehlike altında olacak bölge ve türleri öngörebilmek, bu gibi dinamikleri daha iyi anlamayı gerektiriyor. Bu nedenle de biyoizleme çalışmalarının sürdürülmesi büyük önem taşıyor.

 

Kaynak Makale: Garrabou, J. et al. (2022). Marine heatwaves drive recurrent mass mortalities in the Mediterranean Sea. Global Change Biology, 00, 1– 18.

 

Doç. Dr. İnci Tüney | inci.tuney@ege.edu.tr

Doç. Dr. İnci Tüney, Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi, Hidrobiyoloji Bölümü öğretim üyesidir. Özellikle denizel ekosistemler üzerine çalışmalar yapmaktadır.

Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora eğitimlerini Ege Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Doktora sonrası araştırmacısı olarak Woods Hole Oceanographic Institution’da toksik diatom ve dinoflagellat çoğalmalarına karşı erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi üzerinde çalışmalar gerçekleştirmiştir.

Akdeniz Koruma Derneği’nde 2 dönem Yönetim Kurulu Üyeliği yapmıştır ve şu an derneğin Bilim Danışma Kurulu’nda görev almaktadır.

Uzmanlık Alanları: Algler; Deniz çayırları; İstilacı türler; Deniz koruma alanları

İlgili Yazılar

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Marmara Denizi ‘hasta’ ve iklim değişikliği, krizi derinleştiriyor

Kentsel ve endüstriyel kirliliğin yanı sıra aşırı avcılık ve iklim değişikliği baskısı altında olan Marmara Denizi’nin ekosistemi, son 50 yılda oldukça ağır dönüşümler geçirdi ve telafisi mümkün olmayacak şekilde bozulmaya doğru gidiyor. Büyük avcı balıkların denizden kaybolması, sistemin bu türleri barındıramayacak hale geldiğine işaret ediyor. Bugün Marmara’daki balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor. Bu türlerin başında, av verimi her geçen yıl azalan hamsi geliyor. Uzmanlar, giderek kaybolan türlerin, insan müdahalesi ve etkisi ciddi oranda azaltılmadan geri gelmelerinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Marmara Denizi için mevcut durum sürdürülebilir değil ve tüm paydaşların tam bir uzlaşı ile mevcut baskıların azaltılmasını sağlaması gerekiyor.

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo