İklim Masası

Hamsi, palamut stoklarını korumak için av mevsimi sınırlandırılmalı

İklim değişikliği nedeniyle deniz yüzey suyu sıcaklıklarında yaşanan artış, palamut ve lüfer gibi türlerin göç takvimlerinde kayma yaratıyor. Avcılığın, bu balıklar yerine daha küçük türlerde yoğunlaşması, hamsi stoklarını tehdit ediyor. Ekosistemin kilit türü olan hamsiyi korumak için acilen av mevsimini sınırlandırmak gerekiyor.
İklim değişikliği nedeniyle deniz yüzey suyu sıcaklıklarında yaşanan artış, palamut ve lüfer gibi türlerin göç takvimlerinde kayma yaratıyor. Avcılığın, bu balıklar yerine daha küçük türlerde yoğunlaşması, hamsi stoklarını tehdit ediyor. Ekosistemin kilit türü olan hamsiyi korumak için acilen av mevsimini sınırlandırmak gerekiyor.
Yayınlanma Tarihi: 21/11/2023

Hamsi, istavrit, sardalya, palamut ve lüfer türlerinin 20 yıllık avlanma verilerindeki değişimler ile Marmara Denizi yüzey suyu sıcaklığında yaşanan artışı inceleyen yeni araştırmamız, avlanma takvimlerinde kayma yaşanan balıkların, tehlikeli düzeyde avcılık baskısıyla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. 

İklim değişikliği nedeniyle balıkların iyi bilinen avlanma takviminde kaymalar olduğunu gösteren, Doç. Dr. Taner Yıldız ve Doç. Dr. Ekin Akoğlu ile birlikte yayınladığımız çalışmaya göre, su sıcaklığının soğuması geciktikçe, palamut ve lüfer gibi balıkların göçleri de erteleniyor: Eylül ortasında başlayan av sezonları, artık Ekim ortasına kaymış durumda.

Bu durumda avcılık, hamsi ve istavrit gibi türler üzerinde yoğunlaşıyor. Palamut ve lüfer gecikmeli olarak Marmara Denizi’ne geldiklerinde ise, temel besin kaynaklarını oluşturan balıkların miktarı oldukça azalmış oluyor. 

‘Hamsi, aynı zamanda ekosistemin kilit taşı türü olma özelliği taşıyor. Hamsi stoklarındaki azalma, tüm avcı balık türlerinin stoklarını etkileyecek nitelikte.’


Yalnızca Türkiye balıkçılığının ana ekseni değil, avcı türler için de çok önemli bir besin kaynağı olan hamsi, aynı zamanda ekosistemin ‘kilit türü’ olma özelliği taşıyor. Özetle, hamsi stoklarındaki azalma, tüm avcı balık türlerinin stoklarını etkileyecek nitelikte. 

Çalışmanın bulgularına dayanarak yaptığımız en acil öneri, balıkçılık sezonunun 45 gün gecikmeli başlatılarak 15 Ekim’e kaydırılması ve toplam av sezonunun da kısaltılarak 180 günle sınırlandırılması. Bu önlem, Türkiye balıkçılığındaki en önemli pelajik türlerin (deniz yüzeyine yakın yaşayan, büyük miktarda sürü oluşturan ve sürekli hareket halinde olan balıkların) stoklarını çökmekten korumanın kısa ve orta vadedeki tek yolu. 

‘En acil önerimiz, balıkçılık sezonunun 45 gün gecikmeli başlatılarak 15 Ekim’e kaydırılması ve toplam av sezonunun da kısaltılarak 180 günle sınırlandırılması.


Balık stoklarının güncel durumu belirsiz

1971’den bu yana uygulanan, endüstriyel balıkçılığın zamansal av yasağı, Türkiye’de balık stoklarının korunması için yapılmış düzenlemeler arasında en iyi bilineni. 

Türkiye denizlerinde bulunan, ekonomik öneme sahip balıkların büyük çoğunluğu (hamsi, istavrit, lüfer gibi) ilkbahar-yaz döneminde üreyen türler. Dolayısıyla, bu balıkların korunması için, 15 Nisan – 1 Eylül tarihleri arasında toplam 135 günlük av yasağı bulunuyor.

 

 

Ancak Türkiye denizlerinin ‘veri-seti kısıtlı’ bölgeler olması, yani balık stok durumlarına ilişkin düzenli veriler bulunmaması, av yasağı gibi düzenlemeleri güncel veriler doğrultusunda gözden geçirerek iyileştirmeyi zorlaştırıyor. İstanbul Balık Hali’nin 20 yıllık karaya çıkarma verilerine dayanan çalışmamız, bu eksikliği gidermeye yardımcı olmayı hedefliyor.

Çalışma kapsamında, özellikle iklim krizinin yaşandığı günümüzde, Marmara Denizi yüzey suyu sıcaklığındaki değişimleri ve hamsi, istavrit, sardalya, palamut ve lüfer türlerinin İstanbul’daki 20 yıllık avlanma verilerini inceledik. Hem bu türlerin değişen çevre koşullarına verdikleri tepkilerden hem de av-avcı ilişkisi kapsamında birbirleriyle ilişkilerinden yola çıkarak, av mevsiminde acil değişikliklere gidilmesi gerektiğini öne sürüyoruz.

‘Mevsimsel olarak su sıcaklığının göç için yeterince soğuması geciktikçe, palamut ve lüferin göç zamanları da erteleniyor. Bu nedenle hamsi ve istavrit gibi türler üzerinde yoğunlaşan avcılık, palamut ve lüferin temel besin kaynaklarının da tükenmesine neden oluyor.

 

Denizdeki ısınma, balıkların göç takvimini değiştiriyor

İklim değişikliğinin denizel ekosistemler üzerindeki etkileri, deniz suyu sıcaklıklarının artması, akıntı sistemlerinin değişmesi, canlıların biyolojik süreçlerinin farklılaşması gibi oldukça farklı şekillerde olabiliyor. 

Çalışmanın sonuçları, son 20 yılda, Marmara Denizi yüzey suyu sıcaklıklarının yıllık ortalama 0,05℃ anlamlı ısınma eğiliminde olduğunu ve bu durumun tüm havza boyunca gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Bu artış trendi Karadeniz’den daha az, ancak Ege ve Akdeniz’den daha fazla. 

Ilıman iklim kuşağı denizlerinde, sıcaklık değişimleri büyük önem taşır. Sıcaklık, canlıların biyolojik döngülerinde belirleyicidir. Palamut, lüfer gibi türler de, ilkbaharda üreme amacıyla Akdeniz’den Karadeniz’e göç eder, sonbaharda ise kışlama amacıyla Akdeniz’e geri dönerler. Üç bin yıllık İstanbul tarihi boyunca önem arz eden balıkların oldukça iyi bilinen bu göçü, hem su sıcaklığı hem de besin bulunurluğu ile oldukça yakın ilişki içindedir.

Çalışmanın bulgularına göre, mevsimsel olarak su sıcaklığının göç için yeterince soğuması geciktikçe, bu balıkların göç zamanları da erteleniyor. Eylül ortasında beklenen palamut ve lüfer, artık Ekim ortasında Marmara Denizi’ne geliyor. Bu nedenle hamsi ve istavrit gibi türler üzerinde yoğunlaşan avcılık, palamut ve lüferin temel besin kaynaklarının da tükenmesine neden oluyor. 

 
Marmara’nın verimliliği, uzun süredir azalıyor. Son yıllarda, Marmara’daki toplam balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor.’’

Lüfer, palamut ve hamsinin av sezonu değişiyor

Nitekim çalışmanın en çarpıcı sonuçlarından biri de av sezonlarına ilişkin: Buna göre, yıllar içinde türlerin av sezonunun başlangıç ve bitiş dönemlerinde kaymalar yaşanıyor. Lüfer ve palamut avcılığının başlangıcının Eylül ortasından Ekim ortasına sarktığı, buna karşın, hamsi avcılığının Kasım ortasından Ekim ortasına gerilediği görülüyor. 

Av sezonunun süresi açısından bakıldığında ise, lüfer ve palamut avcılığı Ocak ortasında biterken Aralık ortasına gerilemiş, hamsi avcılığı ise Şubat’tan Ocak ortasına gerilemiş görünüyor. 

 

 

Avlanan tür sayısı giderek azalıyor

Her ne kadar Türkiye’nin diğer denizlerinden çok daha küçük bir yüzölçümüne sahip olsa da, oldukça verimli bir deniz olan Marmara’nın verimliliği, zaten uzun süredir azalıyor. 

2000’li yılların sonuna kadar Marmara Denizi, Türkiye balıkçılığının yüzde 10 ila 15’inden sorumluydu, bugün bu rakam %5 ila 7 oranına gerilemiş bulunuyor. Son yıllarda, Marmara’daki toplam balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor: Hamsi, istavrit, sardalya, palamut, lüfer, mezgit, tekir, kefal ve derin su pembe karidesi. 

Bu noktada dikkat çektiğimiz önemli bir mesele, bu balıklardan hamsinin bir ‘kilittaşı tür’ olması. Bu türlerin ekosistemlerde üstlendiği görev, bir kemerdeki kilittaşının rolüne benzetilebilir: Ortamdan çekilmeleri, bütün ekosistemi olumsuz etkiliyor

Özellikle göç ve av sezonlarındaki kayma nedeniyle, avcı türler için de çok önemli bir besin kaynağı olan hamsi stoklarının azalması, tüm avcı balık türlerinin stoklarını etkileyebilir.

 

Herhangi bir ekosistemin direnci ve sağlığı, içinde barındırdığı canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle ilişkileri ile yakından bağlantılı. Bu canlılar arasındaki dengenin, insan etkileriyle değiştirilmesi, oluşan yeni sistemin direncini düşürür.’’
 

Av sezonu acilen daraltılmalı, sezon başlangıcı ertelenmeli

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) iklim projeksiyonları, deniz suyu sıcaklıklarının yükselmeye devam edeceğini gösteriyor. Bu durum, balıkçılık yönetiminin, iklim değişikliğinin olası etkilerini gözetecek şekilde, ‘uyarlamalı yönetim düzenlemeleri’ oluşturmasını acil ve mecbur kılıyor. Yani mevcut yönetim işleyişi, sürekli yeni bilgilerle beslenmeli ve esnek olmalı. İklim değişikliğinin etkileri fark edildikçe, yönetim biçimi yeni duruma uyarlanabilmeli. 

Bu çerçevede en acil önerimiz, balıkçılık sezonunun başlangıcının 45 gün ertelenerek 15 Ekim’e kaydırılması ve toplam av sezonunun daraltılarak 180 günle sınırlandırılması. Bu yapılmadığı takdirde, oldukça yakın bir gelecekte, Marmara Denizi’nde çok daha sert önlemler alınması ve endüstriyel balıkçılığın tamamen yasaklanması gerekecek

 

 

Ekosistem yaklaşımlı yönetim anlayışı benimsenmeli

Herhangi bir ekosistemin direnci ve sağlığı, içinde barındırdığı canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle ilişkileri ile yakından bağlantılı. Bu canlılar arasındaki dengenin, insan etkileriyle değiştirilmesi, oluşan yeni sistemin direncini düşürür. Buna bağlı olarak da insanların denizlerden elde ettiği yararları aksatır; toplumsal, ekonomik ve yönetimsel sorunlar yaratır. Bu nedenle, ekosistem üzerindeki baskıları dikkate alan bütüncül değerlendirmeler yapılması ve tüm paydaşların katılımıyla kararlar alınması – kısaca ‘ekosistem yaklaşımlı yönetim’ anlayışının benimsenmesi gerekir.

Marmara Denizi ekosisteminin mevcut durumu, sürdürülebilir deniz ekosistemleri için yerel ve merkezi yönetimler arasında ciddi bir işbirliği gerektiğini de ortaya koyuyor. Bunun için orta ve uzun vadede, (i) iklim değişikliğinin olası etkilerini göz önünde bulunduracak, (ii) bilimsel tabanlı, iyi balıkçılık yönetimi uygulamalarını benimseyecek, (iii) kentsel ve endüstriyel faaliyetlerle denize verilen yükleri azaltmayı planlayacak, (iv) aşırı avlanmadan kirliliğe kadar tüm baskı bileşenleri için kısa, orta ve uzun vadeli çözümler sunabilecek, (v) farklı paydaşların karar alma süreçlerine katılımı sağlayacak bir yaklaşımı acilen hayata geçirmek şart. 

 

Kaynak Makale: Demirel, N., Akoglu, E., Yıldız, T. (2023). Shifts in the pelagic fishery dynamics in response to regional sea warming and fishing in the Northeastern Mediterranean. Regional Environmental Change, 23:141 https://doi.org/10.1007/s10113-023-02139-7

 

Prof. Dr. Nazlı Demirel | ndemirel@istanbul.edu.tr

Prof.Dr. Nazlı Demirel, denizel ekosistemler ve biyoçeşitliliğin korunması ile ekosistem yaklaşımlı balıkçılık yönetimi konularında uzmanlaşmış bir deniz bilimcidir. 



2001 yılında İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden mezun olmuş, 2004 yılında yüksek lisansını 2010 yılında ise doktorasını İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü’nde tamamlamıştır.

Misafir araştırmacı olarak 2013-2015 yılları arasında Almanya’da GEOMAR Helmholtz Ocean Research Kiel Enstitüsü’nde Dr. Rainer Froese ile balıkçılık dinamikleri ve balık stokları üzerine çalışmalar yürütmüştür. Şu anda dünya balıkçılığında en yaygın kullanılan ve “veri-seti sınırlı” balık stokları için geliştirilen iki farklı stok değerlendirme yönteminin geliştirici ekibinde yer almıştır. Halen, İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsünde görev yapmakta ve lisansüstü düzeyinde komünite ekolojisi, balık biyoçeşitliliği derslerini vermektedir. 



Akademik yaşamı boyunca, ekosistem sağlığı, biyoçeşitliliğin zaman içindeki değişimi, denizel canlıların popülasyon dinamikleri, balık stoklarının durum analizi ve balıkçılık yönetimi üzerine ulusal ve uluslararası düzeyde pek çok proje ve çalışma grubunda araştırıcı, uzman, yürütücü ve koordinatör olarak yer almıştır. 



Bilimsel yayınları, Fish and Fisheries, Marine Policy, Ocean and Coastal Management, Marine Environmental Research, Regional Environmental Change, Frontiers in Marine Science gibi dergilerde yayımlanmıştır.

Uzmanlık Alanları: Ekosistem Temelli Yönetim; Ekosistem Korunması; Sürdürülebilir Balıkçılık; Balıkçılık Dinamikleri; Ekosistem Modelleri

Hamsi, istavrit, sardalya, palamut ve lüfer türlerinin 20 yıllık avlanma verilerindeki değişimler ile Marmara Denizi yüzey suyu sıcaklığında yaşanan artışı inceleyen yeni araştırmamız, avlanma takvimlerinde kayma yaşanan balıkların, tehlikeli düzeyde avcılık baskısıyla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. 

İklim değişikliği nedeniyle balıkların iyi bilinen avlanma takviminde kaymalar olduğunu gösteren, Doç. Dr. Taner Yıldız ve Doç. Dr. Ekin Akoğlu ile birlikte yayınladığımız çalışmaya göre, su sıcaklığının soğuması geciktikçe, palamut ve lüfer gibi balıkların göçleri de erteleniyor: Eylül ortasında başlayan av sezonları, artık Ekim ortasına kaymış durumda.

Bu durumda avcılık, hamsi ve istavrit gibi türler üzerinde yoğunlaşıyor. Palamut ve lüfer gecikmeli olarak Marmara Denizi’ne geldiklerinde ise, temel besin kaynaklarını oluşturan balıkların miktarı oldukça azalmış oluyor. 

‘Hamsi, aynı zamanda ekosistemin kilit taşı türü olma özelliği taşıyor. Hamsi stoklarındaki azalma, tüm avcı balık türlerinin stoklarını etkileyecek nitelikte.’


Yalnızca Türkiye balıkçılığının ana ekseni değil, avcı türler için de çok önemli bir besin kaynağı olan hamsi, aynı zamanda ekosistemin ‘kilit türü’ olma özelliği taşıyor. Özetle, hamsi stoklarındaki azalma, tüm avcı balık türlerinin stoklarını etkileyecek nitelikte. 

Çalışmanın bulgularına dayanarak yaptığımız en acil öneri, balıkçılık sezonunun 45 gün gecikmeli başlatılarak 15 Ekim’e kaydırılması ve toplam av sezonunun da kısaltılarak 180 günle sınırlandırılması. Bu önlem, Türkiye balıkçılığındaki en önemli pelajik türlerin (deniz yüzeyine yakın yaşayan, büyük miktarda sürü oluşturan ve sürekli hareket halinde olan balıkların) stoklarını çökmekten korumanın kısa ve orta vadedeki tek yolu. 

‘En acil önerimiz, balıkçılık sezonunun 45 gün gecikmeli başlatılarak 15 Ekim’e kaydırılması ve toplam av sezonunun da kısaltılarak 180 günle sınırlandırılması.


Balık stoklarının güncel durumu belirsiz

1971’den bu yana uygulanan, endüstriyel balıkçılığın zamansal av yasağı, Türkiye’de balık stoklarının korunması için yapılmış düzenlemeler arasında en iyi bilineni. 

Türkiye denizlerinde bulunan, ekonomik öneme sahip balıkların büyük çoğunluğu (hamsi, istavrit, lüfer gibi) ilkbahar-yaz döneminde üreyen türler. Dolayısıyla, bu balıkların korunması için, 15 Nisan – 1 Eylül tarihleri arasında toplam 135 günlük av yasağı bulunuyor.

 

 

Ancak Türkiye denizlerinin ‘veri-seti kısıtlı’ bölgeler olması, yani balık stok durumlarına ilişkin düzenli veriler bulunmaması, av yasağı gibi düzenlemeleri güncel veriler doğrultusunda gözden geçirerek iyileştirmeyi zorlaştırıyor. İstanbul Balık Hali’nin 20 yıllık karaya çıkarma verilerine dayanan çalışmamız, bu eksikliği gidermeye yardımcı olmayı hedefliyor.

Çalışma kapsamında, özellikle iklim krizinin yaşandığı günümüzde, Marmara Denizi yüzey suyu sıcaklığındaki değişimleri ve hamsi, istavrit, sardalya, palamut ve lüfer türlerinin İstanbul’daki 20 yıllık avlanma verilerini inceledik. Hem bu türlerin değişen çevre koşullarına verdikleri tepkilerden hem de av-avcı ilişkisi kapsamında birbirleriyle ilişkilerinden yola çıkarak, av mevsiminde acil değişikliklere gidilmesi gerektiğini öne sürüyoruz.

‘Mevsimsel olarak su sıcaklığının göç için yeterince soğuması geciktikçe, palamut ve lüferin göç zamanları da erteleniyor. Bu nedenle hamsi ve istavrit gibi türler üzerinde yoğunlaşan avcılık, palamut ve lüferin temel besin kaynaklarının da tükenmesine neden oluyor.

 

Denizdeki ısınma, balıkların göç takvimini değiştiriyor

İklim değişikliğinin denizel ekosistemler üzerindeki etkileri, deniz suyu sıcaklıklarının artması, akıntı sistemlerinin değişmesi, canlıların biyolojik süreçlerinin farklılaşması gibi oldukça farklı şekillerde olabiliyor. 

Çalışmanın sonuçları, son 20 yılda, Marmara Denizi yüzey suyu sıcaklıklarının yıllık ortalama 0,05℃ anlamlı ısınma eğiliminde olduğunu ve bu durumun tüm havza boyunca gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Bu artış trendi Karadeniz’den daha az, ancak Ege ve Akdeniz’den daha fazla. 

Ilıman iklim kuşağı denizlerinde, sıcaklık değişimleri büyük önem taşır. Sıcaklık, canlıların biyolojik döngülerinde belirleyicidir. Palamut, lüfer gibi türler de, ilkbaharda üreme amacıyla Akdeniz’den Karadeniz’e göç eder, sonbaharda ise kışlama amacıyla Akdeniz’e geri dönerler. Üç bin yıllık İstanbul tarihi boyunca önem arz eden balıkların oldukça iyi bilinen bu göçü, hem su sıcaklığı hem de besin bulunurluğu ile oldukça yakın ilişki içindedir.

Çalışmanın bulgularına göre, mevsimsel olarak su sıcaklığının göç için yeterince soğuması geciktikçe, bu balıkların göç zamanları da erteleniyor. Eylül ortasında beklenen palamut ve lüfer, artık Ekim ortasında Marmara Denizi’ne geliyor. Bu nedenle hamsi ve istavrit gibi türler üzerinde yoğunlaşan avcılık, palamut ve lüferin temel besin kaynaklarının da tükenmesine neden oluyor. 

 
Marmara’nın verimliliği, uzun süredir azalıyor. Son yıllarda, Marmara’daki toplam balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor.’’

Lüfer, palamut ve hamsinin av sezonu değişiyor

Nitekim çalışmanın en çarpıcı sonuçlarından biri de av sezonlarına ilişkin: Buna göre, yıllar içinde türlerin av sezonunun başlangıç ve bitiş dönemlerinde kaymalar yaşanıyor. Lüfer ve palamut avcılığının başlangıcının Eylül ortasından Ekim ortasına sarktığı, buna karşın, hamsi avcılığının Kasım ortasından Ekim ortasına gerilediği görülüyor. 

Av sezonunun süresi açısından bakıldığında ise, lüfer ve palamut avcılığı Ocak ortasında biterken Aralık ortasına gerilemiş, hamsi avcılığı ise Şubat’tan Ocak ortasına gerilemiş görünüyor. 

 

 

Avlanan tür sayısı giderek azalıyor

Her ne kadar Türkiye’nin diğer denizlerinden çok daha küçük bir yüzölçümüne sahip olsa da, oldukça verimli bir deniz olan Marmara’nın verimliliği, zaten uzun süredir azalıyor. 

2000’li yılların sonuna kadar Marmara Denizi, Türkiye balıkçılığının yüzde 10 ila 15’inden sorumluydu, bugün bu rakam %5 ila 7 oranına gerilemiş bulunuyor. Son yıllarda, Marmara’daki toplam balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor: Hamsi, istavrit, sardalya, palamut, lüfer, mezgit, tekir, kefal ve derin su pembe karidesi. 

Bu noktada dikkat çektiğimiz önemli bir mesele, bu balıklardan hamsinin bir ‘kilittaşı tür’ olması. Bu türlerin ekosistemlerde üstlendiği görev, bir kemerdeki kilittaşının rolüne benzetilebilir: Ortamdan çekilmeleri, bütün ekosistemi olumsuz etkiliyor

Özellikle göç ve av sezonlarındaki kayma nedeniyle, avcı türler için de çok önemli bir besin kaynağı olan hamsi stoklarının azalması, tüm avcı balık türlerinin stoklarını etkileyebilir.

 

Herhangi bir ekosistemin direnci ve sağlığı, içinde barındırdığı canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle ilişkileri ile yakından bağlantılı. Bu canlılar arasındaki dengenin, insan etkileriyle değiştirilmesi, oluşan yeni sistemin direncini düşürür.’’
 

Av sezonu acilen daraltılmalı, sezon başlangıcı ertelenmeli

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) iklim projeksiyonları, deniz suyu sıcaklıklarının yükselmeye devam edeceğini gösteriyor. Bu durum, balıkçılık yönetiminin, iklim değişikliğinin olası etkilerini gözetecek şekilde, ‘uyarlamalı yönetim düzenlemeleri’ oluşturmasını acil ve mecbur kılıyor. Yani mevcut yönetim işleyişi, sürekli yeni bilgilerle beslenmeli ve esnek olmalı. İklim değişikliğinin etkileri fark edildikçe, yönetim biçimi yeni duruma uyarlanabilmeli. 

Bu çerçevede en acil önerimiz, balıkçılık sezonunun başlangıcının 45 gün ertelenerek 15 Ekim’e kaydırılması ve toplam av sezonunun daraltılarak 180 günle sınırlandırılması. Bu yapılmadığı takdirde, oldukça yakın bir gelecekte, Marmara Denizi’nde çok daha sert önlemler alınması ve endüstriyel balıkçılığın tamamen yasaklanması gerekecek

 

 

Ekosistem yaklaşımlı yönetim anlayışı benimsenmeli

Herhangi bir ekosistemin direnci ve sağlığı, içinde barındırdığı canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle ilişkileri ile yakından bağlantılı. Bu canlılar arasındaki dengenin, insan etkileriyle değiştirilmesi, oluşan yeni sistemin direncini düşürür. Buna bağlı olarak da insanların denizlerden elde ettiği yararları aksatır; toplumsal, ekonomik ve yönetimsel sorunlar yaratır. Bu nedenle, ekosistem üzerindeki baskıları dikkate alan bütüncül değerlendirmeler yapılması ve tüm paydaşların katılımıyla kararlar alınması – kısaca ‘ekosistem yaklaşımlı yönetim’ anlayışının benimsenmesi gerekir.

Marmara Denizi ekosisteminin mevcut durumu, sürdürülebilir deniz ekosistemleri için yerel ve merkezi yönetimler arasında ciddi bir işbirliği gerektiğini de ortaya koyuyor. Bunun için orta ve uzun vadede, (i) iklim değişikliğinin olası etkilerini göz önünde bulunduracak, (ii) bilimsel tabanlı, iyi balıkçılık yönetimi uygulamalarını benimseyecek, (iii) kentsel ve endüstriyel faaliyetlerle denize verilen yükleri azaltmayı planlayacak, (iv) aşırı avlanmadan kirliliğe kadar tüm baskı bileşenleri için kısa, orta ve uzun vadeli çözümler sunabilecek, (v) farklı paydaşların karar alma süreçlerine katılımı sağlayacak bir yaklaşımı acilen hayata geçirmek şart. 

 

Kaynak Makale: Demirel, N., Akoglu, E., Yıldız, T. (2023). Shifts in the pelagic fishery dynamics in response to regional sea warming and fishing in the Northeastern Mediterranean. Regional Environmental Change, 23:141 https://doi.org/10.1007/s10113-023-02139-7

 

Prof. Dr. Nazlı Demirel | ndemirel@istanbul.edu.tr

Prof.Dr. Nazlı Demirel, denizel ekosistemler ve biyoçeşitliliğin korunması ile ekosistem yaklaşımlı balıkçılık yönetimi konularında uzmanlaşmış bir deniz bilimcidir. 



2001 yılında İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden mezun olmuş, 2004 yılında yüksek lisansını 2010 yılında ise doktorasını İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü’nde tamamlamıştır.

Misafir araştırmacı olarak 2013-2015 yılları arasında Almanya’da GEOMAR Helmholtz Ocean Research Kiel Enstitüsü’nde Dr. Rainer Froese ile balıkçılık dinamikleri ve balık stokları üzerine çalışmalar yürütmüştür. Şu anda dünya balıkçılığında en yaygın kullanılan ve “veri-seti sınırlı” balık stokları için geliştirilen iki farklı stok değerlendirme yönteminin geliştirici ekibinde yer almıştır. Halen, İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsünde görev yapmakta ve lisansüstü düzeyinde komünite ekolojisi, balık biyoçeşitliliği derslerini vermektedir. 



Akademik yaşamı boyunca, ekosistem sağlığı, biyoçeşitliliğin zaman içindeki değişimi, denizel canlıların popülasyon dinamikleri, balık stoklarının durum analizi ve balıkçılık yönetimi üzerine ulusal ve uluslararası düzeyde pek çok proje ve çalışma grubunda araştırıcı, uzman, yürütücü ve koordinatör olarak yer almıştır. 



Bilimsel yayınları, Fish and Fisheries, Marine Policy, Ocean and Coastal Management, Marine Environmental Research, Regional Environmental Change, Frontiers in Marine Science gibi dergilerde yayımlanmıştır.

Uzmanlık Alanları: Ekosistem Temelli Yönetim; Ekosistem Korunması; Sürdürülebilir Balıkçılık; Balıkçılık Dinamikleri; Ekosistem Modelleri

İlgili Yazılar

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Marmara Denizi ‘hasta’ ve iklim değişikliği, krizi derinleştiriyor

Kentsel ve endüstriyel kirliliğin yanı sıra aşırı avcılık ve iklim değişikliği baskısı altında olan Marmara Denizi’nin ekosistemi, son 50 yılda oldukça ağır dönüşümler geçirdi ve telafisi mümkün olmayacak şekilde bozulmaya doğru gidiyor. Büyük avcı balıkların denizden kaybolması, sistemin bu türleri barındıramayacak hale geldiğine işaret ediyor. Bugün Marmara’daki balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor. Bu türlerin başında, av verimi her geçen yıl azalan hamsi geliyor. Uzmanlar, giderek kaybolan türlerin, insan müdahalesi ve etkisi ciddi oranda azaltılmadan geri gelmelerinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Marmara Denizi için mevcut durum sürdürülebilir değil ve tüm paydaşların tam bir uzlaşı ile mevcut baskıların azaltılmasını sağlaması gerekiyor.

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo