İklim Masası

İklim ekstremleri artıyor, Türkiye riskli bölgede

İklim ekstremlerinin 1979'dan 2016'ya nasıl değiştiğini inceleyen bir çalışmaya göre, uç hava olayları hızla artıyor. Türkiye ve çevresi, Kuzey ve Batı Avrupa'ya göre, ekstrem hava olaylarından daha fazla etkileniyor. İzmir ve Ankara ise Avrupa'da iklim ekstremlerinin en çok arttığı 10 şehir arasında.
İklim ekstremlerinin 1979'dan 2016'ya nasıl değiştiğini inceleyen bir çalışmaya göre, uç hava olayları hızla artıyor. Türkiye ve çevresi, Kuzey ve Batı Avrupa'ya göre, ekstrem hava olaylarından daha fazla etkileniyor. İzmir ve Ankara ise Avrupa'da iklim ekstremlerinin en çok arttığı 10 şehir arasında.
Yayınlanma Tarihi: 25/08/2023
Kategori:

Gün içinde ani değişen uç (ekstrem) hava olayları, insan kaynaklı iklim değişikliğinin en dikkat çekici sonuçları arasında yer alıyor. Avrupa ve Akdeniz coğrafyası ise, Arktik bölgenin ardından, iklim değişikliğinden en çok etkilenen sıcak noktalarınbaşında bulunuyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü (ETH Zürih) iklim bilimcilerinin ortak yayınladığı bir makale, Avrupada ve Akdeniz bölgesinde iklim ekstremlerine olan maruziyetin 1979 yılından 2016’ya ne şekilde değiştiğini ortaya çıkarıyor.

Araştırmacıların, günlük hava olaylarını ve kuraklığı inceleyen 10 farklı iklim indeksini birleştirerek yarattığı yenilenmiş ‘iklim ekstrem indeksinegöre, 1980lerin başından 2010lara gelindiğinde, aşırı kuraklık değerlerinde büyük artış yaşandı. 

İklim ekstrem indeksindeki artış eğiliminin de haritalandırıldığı makalede, Türkiye ve çevresinin, Kuzey ve Batı Avrupaya göre ekstrem hava olaylarından çok daha ciddi biçimde etkilendiği görülüyor. 

Türkiye, yüzölçümünün büyüklüğü nedeniyle, 47 ülkenin değerlendirildiği iklim ekstrem indeksinde 13. sırada yer alıyor. Buna karşın Batı Anadolunun tamamını – ve özellikle Ege Bölgesini – riski giderek yükselen bir alan olarak tanımlamak mümkün. 

Ekstrem hava olaylarının kentsel alanlara etkisine bakıldığında ise, tüm Avrupa-Akdeniz bölgesindeki nüfusu yoğun şehirler içinde artış eğiliminin en fazla bulunduğu 10 kent arasında Türkiyeden de iki şehir yer alıyor: İzmir ikinci sıradayken Ankara ise dokuzuncu sırada.

Aşırı kuraklık değerleri, tüm Avrupa ortalaması için üç kat arttı. Ancak Türkiye’de birçok kenti kapsayan 30 ila 40 enlemleri arasındaki artış, 10 kata yaklaşıyor.’’

Aşırı kuraklık üç ila 10 kat arttı

Seçilen 38 yıllık dönemdeki (1979-2016) günlük yağış ve sıcaklık ölçümlerini inceleyen çalışma, en uçta kalan değerlerin (en yüksek ve en düşük %10luk dilimlerin) ne şekilde değiştiğini tek bir gösterge ile ifade etmeyi amaçlıyor. 

Çalışma kapsamında, bu süreçte sıcak ve soğuk günlerle gecelerin yanı sıra, aşırı yağışlı ve aşırı kurak günlerin sayısında da ne yönde değişim olduğu saptandı. Ayrıca, kuraklığın izlenmesi için, aşırı nemli ve aşırı kurak uç değerler de hesaplandı ve zaman içinde bölgedeki değişimleri belirlendi.

Çalışmanın sonuçları, 1980lerin başından 2010lara gelindiğinde, aşırı kuraklık değerlerinin tüm Avrupa ortalaması için üç kat arttığını ortaya koyuyor. Ancak Türkiyeden de birçok kenti kapsayan 30 ila 40 enlemleri arasındaki artış, 10 kata yaklaşıyor.

İklim ekstremleri hızlanıyor, Akdeniz kıyıları risk altında

İklim ekstrem indeksinin Avrupadaki ve Akdeniz Bölgesindeki 10 yıllık eğilimlerini de inceleyen makale, iklim ekstremlerindeki artışın 21. yüzyılın ilk yarısından itibaren giderek hızlandığını ve 2010 yılında en üst seviyeye çıktığını ortaya koyuyor. 2010 yılı aynı zamanda Türkiyede de meteorolojik kayıtlara göre şu ana kadar ölçülmüş en sıcak yıl

İndeksteki artış eğilimi haritalandırıldığında ise, Türkiye ve çevresinin, Kuzey ve Batı Avrupaya göre çok daha ciddi biçimde etkilendiği açıkça ortaya çıkıyor. Özellikle Akdeniz kıyılarının, Avrupanın kalanına kıyasla iklim ekstremlerine çok daha fazla maruz kaldığı görülüyor. Bu iki veri, ekstrem iklim olayları sebebiyle risk altındaki alanların belirlenmesini kolaylaştıracak nitelikte.

Batı Anadolu ve özellikle Ege Bölgesi’nde risk yüksek

Çalışma alanı içinde yer alan 47 ülkeyi göz önünde bulundurarak yapılan sıralamaya göre, iklim ekstrem indeksinde en hızlı artış gösteren ülkeler Bulgaristan, İsrail ve Macaristan. Ancak bu ülkelerin üst sıralarda yer almalarının temel sebebi, daha küçük yüz ölçümüne sahip olmaları.

Aynı sıralamada 13. olan Türkiye özelinde düşünüldüğünde, Batı Anadolu’nun tamamını, riski giderek yükselen bir alan olarak tanımlamak mümkün. Bunda, hem sıcaklık hem de kuraklık uç değerlerindeki artışın rolü büyük.

 

(İTÜ Arş. Gör. Mehmet Barış Kelebek tarafından hazırlanmıştır.)


İzmir, artış eğiliminin en yüksek olduğu ikinci şehir

Araştırmanın bir diğer önemli bulgusu, nüfusu bir milyonun üzerinde olan şehirlerin iklim ekstremlerinden ne ölçüde etkilendiğine dair. 

Şiddet ve sayısında artış gözlenen uç hava olaylarına maruziyet, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ının kuzey yarım kürede yaşaması nedeniyle, özellikle nüfus yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerde daha ciddi zararlara yol açıyor.

(İTÜ Arş. Gör. Mehmet Barış Kelebek tarafından hazırlanmıştır.)


Üretilen iklim ekstrem indeksi değerlerini, yüksek çözünürlüklü yerleşim alanları haritası kullanarak yeniden hesaplayan çalışmaya göre, artış eğiliminin en yüksek olduğu ilk beş şehrin dördü, Akdeniz coğrafyasında yer alıyor. Bunlar sırasıyla Fes (Fas), İzmir, Marsilya (Fransa) ve Tel Aviv (İsrail). 

İzmirin iklim indeksinin yıldan yıla değişkenliği yakından incelendiğinde, 2000li yılların ortasından itibaren giderek artan ve tüm Avrupa Bölgesi için hesaplanan değerin çok üzerinde bir artış yaşandığı görülüyor. 

Aslında bu durum, Batı Anadoludaki Aydın, Manisa, Denizli ve Eskişehir gibi başka şehirler için de söz konusu. Bu kentler, 78 Avrupa şehrini kapsayan listeye üst sıralardan girebilecekken, sıralamanın yüksek nüfus yoğunluğu değerlendirilerek yapılması nedeniyle liste dışında bulunuyorlar. Nüfus yoğunluğu yüksek olan Ankara, bu durumun tek istisnası. Ankara, tüm Avrupa-Akdeniz şehirleri arasında, iklim ekstremlerinin en hızlı arttığı dokuzuncu şehir

Öte yandan, iklim ekstrem indeksinin azaldığı, Rotterdam (Hollanda), Stokholm (İsveç), Manchester (İngiltere), Kopenhag (Danimarka) ve Lille (Fransa) gibi şehirler de bulunuyor. İklim değişikliği nedeniyle ılımanlaşan Kuzey Avrupada soğuk gün ve gecelerin sayısında ciddi azalmalar yaşanıyor. Ancak hesaplamaya dahil edilen 78 şehir içinde yalnızca 17 şehirde iklim ekstremlerinde azalma görülüyor.

İklim ekstremlerinde artış eğiliminin en yüksek olduğu beş kentin dördü, Akdeniz coğrafyasında yer alıyor. Bunlar sırasıyla Fes (Fas), İzmir, Marsilya (Fransa) ve Tel Aviv (İsrail).’’


Azaltım ve uyum politikaları şart

Geçtiğimiz hafta yaşadığımız şiddetli ve uzun süreli sıcak havası, gelecekte içinde yaşanacak iklimin küçük bir tanıtımını yaptı: Ülkenin birçok noktasında 50°Cye varan sıcaklık ölçümleri ve gelen rekorlar. 

Yine 2022 yazında İngilterede meteorolojik kayıtlarda ilk kez 40°Cnin üzerinde bir sıcaklığın yaşanması, Kanadada 49,5°C sıcaklığın ölçülmesi veya Şubat 2020de Antarktikada kaydedilen 18,3°Clik sıcaklık rekoru, ardı arkası kesilmeyen iklimsel rekor ve meteorolojik afet haberlerinin iyi birer örneği. Şiddeti giderek artan yağışlar nedeniyle yaşanan seller de bu olayları destekliyor. 

 

 

2021 yılında Tuz Gölü’nde yaşanan kuraklık

 

Ancak her gün bir yenisi eklenen bu olayların hiçbiri tesadüfi değil: Sera gazı salımındaki artış, şiddetli hava olaylarının dopingli bir sporcu gibi rekorlara koşmasına neden oluyor.

Öte yandan sıcaklık artışıyla Kanada ve Sibiryanın Arktik alanlarındaki donmuş toprak çözülüyor ve bu nedenle meydana gelen doğal yangınları söndürmek imkansız hale geliyor. Ülkemizde de sıcak hava dalgaları ve kış kuraklığının, orman yangınlarının sayısını ve etkilenen alanları artırdığını artık daha sık gözlemlemekteyiz.

Bu tür ekstremlerin izlenmesi için yapılan birçok araştırma ve senaryo çalışması, değişen iklim şartlarına hazırlık ve uyum konusunda yol gösterici olmalı. Nitekim sorulması gereken asıl soru, sera gazlarının azaltımı ve yeni duruma uyum konusunda ne gibi yeni yöntemler geliştirileceği. 

Bugün, dünyadaki ekonomik büyüme modelleri, enerji tüketimi ile kol kola gidiyor. Üretimi daha temiz yöntemlerle, rüzgar ve güneşten yararlanarak yapabilir miyiz? Teknolojik olarak şu an bunu yapacak bilgi ve beceriye sahibiz. Asıl sorun, geçişi sürecini hızlandırmak için yeterli iradeye sahip olup olmadığımız. Çünkü diğer seçenek pek de makul değil: Benden sonrası ‘tufan

Kaynak Makale: ‘Exposure Assessment of Climate Extremes over the Europe-Mediterranean Region‘ 

 

Prof. Dr. Barış Önol | onolba@itu.edu.tr

Prof.Dr. Barış Önol, İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Meteoroloji Mühendisliği öğretim üyesidir.

Lisans (1998) ve Yüksek Lisans (2001) ve Doktora (2007) eğitimlerini İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümünde tamamlamıştır. Doktora çalışmalarını misafir araştırmacı olarak North Carolina State Üniversitesi, Deniz, Yer ve Atmosfer Bilimleri Bölümünde sürdürmüştür (2004-2006). Doğu Akdeniz için bölgesel iklim modeli kullanarak gerçekleştirdiği gelecek iklim senaryo simülasyonları Türkiye üzerinde uygulanan ilk çalışmadır.

1999 yılında İTÜ’de asistan olarak başladığı akademik hayatına 2010 yılından beri öğretim üyesi olarak devam etmektedir. Atmosfer ve iklim bilimleri alanlarında NSF, BM, Avrupa Birliği, Tübitak ve diğer özel sektör ve devlet kurumları tarafından desteklenen bir çok projede araştırmacı, uzman ve proje yürütücüsü olarak görev almıştır.

Journal of Climate, Climate Dynamics, Earth’s Future, Climate Research, The Bulletin of the American Meteorological Society, Regional Environmental Change, Water gibi birçok uluslararası dergide iklimi dinamiği, iklim değişimi ve etkileri alanlarında makaleleri vardır.

Uzmanlık Alanları: İklim dinamiği ve iklim değişimi, iklim modelleri, ekstrem hava olayları, veri analizi ve görselleştirme

Gün içinde ani değişen uç (ekstrem) hava olayları, insan kaynaklı iklim değişikliğinin en dikkat çekici sonuçları arasında yer alıyor. Avrupa ve Akdeniz coğrafyası ise, Arktik bölgenin ardından, iklim değişikliğinden en çok etkilenen sıcak noktalarınbaşında bulunuyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü (ETH Zürih) iklim bilimcilerinin ortak yayınladığı bir makale, Avrupada ve Akdeniz bölgesinde iklim ekstremlerine olan maruziyetin 1979 yılından 2016’ya ne şekilde değiştiğini ortaya çıkarıyor.

Araştırmacıların, günlük hava olaylarını ve kuraklığı inceleyen 10 farklı iklim indeksini birleştirerek yarattığı yenilenmiş ‘iklim ekstrem indeksinegöre, 1980lerin başından 2010lara gelindiğinde, aşırı kuraklık değerlerinde büyük artış yaşandı. 

İklim ekstrem indeksindeki artış eğiliminin de haritalandırıldığı makalede, Türkiye ve çevresinin, Kuzey ve Batı Avrupaya göre ekstrem hava olaylarından çok daha ciddi biçimde etkilendiği görülüyor. 

Türkiye, yüzölçümünün büyüklüğü nedeniyle, 47 ülkenin değerlendirildiği iklim ekstrem indeksinde 13. sırada yer alıyor. Buna karşın Batı Anadolunun tamamını – ve özellikle Ege Bölgesini – riski giderek yükselen bir alan olarak tanımlamak mümkün. 

Ekstrem hava olaylarının kentsel alanlara etkisine bakıldığında ise, tüm Avrupa-Akdeniz bölgesindeki nüfusu yoğun şehirler içinde artış eğiliminin en fazla bulunduğu 10 kent arasında Türkiyeden de iki şehir yer alıyor: İzmir ikinci sıradayken Ankara ise dokuzuncu sırada.

Aşırı kuraklık değerleri, tüm Avrupa ortalaması için üç kat arttı. Ancak Türkiye’de birçok kenti kapsayan 30 ila 40 enlemleri arasındaki artış, 10 kata yaklaşıyor.’’

Aşırı kuraklık üç ila 10 kat arttı

Seçilen 38 yıllık dönemdeki (1979-2016) günlük yağış ve sıcaklık ölçümlerini inceleyen çalışma, en uçta kalan değerlerin (en yüksek ve en düşük %10luk dilimlerin) ne şekilde değiştiğini tek bir gösterge ile ifade etmeyi amaçlıyor. 

Çalışma kapsamında, bu süreçte sıcak ve soğuk günlerle gecelerin yanı sıra, aşırı yağışlı ve aşırı kurak günlerin sayısında da ne yönde değişim olduğu saptandı. Ayrıca, kuraklığın izlenmesi için, aşırı nemli ve aşırı kurak uç değerler de hesaplandı ve zaman içinde bölgedeki değişimleri belirlendi.

Çalışmanın sonuçları, 1980lerin başından 2010lara gelindiğinde, aşırı kuraklık değerlerinin tüm Avrupa ortalaması için üç kat arttığını ortaya koyuyor. Ancak Türkiyeden de birçok kenti kapsayan 30 ila 40 enlemleri arasındaki artış, 10 kata yaklaşıyor.

İklim ekstremleri hızlanıyor, Akdeniz kıyıları risk altında

İklim ekstrem indeksinin Avrupadaki ve Akdeniz Bölgesindeki 10 yıllık eğilimlerini de inceleyen makale, iklim ekstremlerindeki artışın 21. yüzyılın ilk yarısından itibaren giderek hızlandığını ve 2010 yılında en üst seviyeye çıktığını ortaya koyuyor. 2010 yılı aynı zamanda Türkiyede de meteorolojik kayıtlara göre şu ana kadar ölçülmüş en sıcak yıl

İndeksteki artış eğilimi haritalandırıldığında ise, Türkiye ve çevresinin, Kuzey ve Batı Avrupaya göre çok daha ciddi biçimde etkilendiği açıkça ortaya çıkıyor. Özellikle Akdeniz kıyılarının, Avrupanın kalanına kıyasla iklim ekstremlerine çok daha fazla maruz kaldığı görülüyor. Bu iki veri, ekstrem iklim olayları sebebiyle risk altındaki alanların belirlenmesini kolaylaştıracak nitelikte.

Batı Anadolu ve özellikle Ege Bölgesi’nde risk yüksek

Çalışma alanı içinde yer alan 47 ülkeyi göz önünde bulundurarak yapılan sıralamaya göre, iklim ekstrem indeksinde en hızlı artış gösteren ülkeler Bulgaristan, İsrail ve Macaristan. Ancak bu ülkelerin üst sıralarda yer almalarının temel sebebi, daha küçük yüz ölçümüne sahip olmaları.

Aynı sıralamada 13. olan Türkiye özelinde düşünüldüğünde, Batı Anadolu’nun tamamını, riski giderek yükselen bir alan olarak tanımlamak mümkün. Bunda, hem sıcaklık hem de kuraklık uç değerlerindeki artışın rolü büyük.

 

(İTÜ Arş. Gör. Mehmet Barış Kelebek tarafından hazırlanmıştır.)


İzmir, artış eğiliminin en yüksek olduğu ikinci şehir

Araştırmanın bir diğer önemli bulgusu, nüfusu bir milyonun üzerinde olan şehirlerin iklim ekstremlerinden ne ölçüde etkilendiğine dair. 

Şiddet ve sayısında artış gözlenen uç hava olaylarına maruziyet, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ının kuzey yarım kürede yaşaması nedeniyle, özellikle nüfus yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerde daha ciddi zararlara yol açıyor.

(İTÜ Arş. Gör. Mehmet Barış Kelebek tarafından hazırlanmıştır.)


Üretilen iklim ekstrem indeksi değerlerini, yüksek çözünürlüklü yerleşim alanları haritası kullanarak yeniden hesaplayan çalışmaya göre, artış eğiliminin en yüksek olduğu ilk beş şehrin dördü, Akdeniz coğrafyasında yer alıyor. Bunlar sırasıyla Fes (Fas), İzmir, Marsilya (Fransa) ve Tel Aviv (İsrail). 

İzmirin iklim indeksinin yıldan yıla değişkenliği yakından incelendiğinde, 2000li yılların ortasından itibaren giderek artan ve tüm Avrupa Bölgesi için hesaplanan değerin çok üzerinde bir artış yaşandığı görülüyor. 

Aslında bu durum, Batı Anadoludaki Aydın, Manisa, Denizli ve Eskişehir gibi başka şehirler için de söz konusu. Bu kentler, 78 Avrupa şehrini kapsayan listeye üst sıralardan girebilecekken, sıralamanın yüksek nüfus yoğunluğu değerlendirilerek yapılması nedeniyle liste dışında bulunuyorlar. Nüfus yoğunluğu yüksek olan Ankara, bu durumun tek istisnası. Ankara, tüm Avrupa-Akdeniz şehirleri arasında, iklim ekstremlerinin en hızlı arttığı dokuzuncu şehir

Öte yandan, iklim ekstrem indeksinin azaldığı, Rotterdam (Hollanda), Stokholm (İsveç), Manchester (İngiltere), Kopenhag (Danimarka) ve Lille (Fransa) gibi şehirler de bulunuyor. İklim değişikliği nedeniyle ılımanlaşan Kuzey Avrupada soğuk gün ve gecelerin sayısında ciddi azalmalar yaşanıyor. Ancak hesaplamaya dahil edilen 78 şehir içinde yalnızca 17 şehirde iklim ekstremlerinde azalma görülüyor.

İklim ekstremlerinde artış eğiliminin en yüksek olduğu beş kentin dördü, Akdeniz coğrafyasında yer alıyor. Bunlar sırasıyla Fes (Fas), İzmir, Marsilya (Fransa) ve Tel Aviv (İsrail).’’


Azaltım ve uyum politikaları şart

Geçtiğimiz hafta yaşadığımız şiddetli ve uzun süreli sıcak havası, gelecekte içinde yaşanacak iklimin küçük bir tanıtımını yaptı: Ülkenin birçok noktasında 50°Cye varan sıcaklık ölçümleri ve gelen rekorlar. 

Yine 2022 yazında İngilterede meteorolojik kayıtlarda ilk kez 40°Cnin üzerinde bir sıcaklığın yaşanması, Kanadada 49,5°C sıcaklığın ölçülmesi veya Şubat 2020de Antarktikada kaydedilen 18,3°Clik sıcaklık rekoru, ardı arkası kesilmeyen iklimsel rekor ve meteorolojik afet haberlerinin iyi birer örneği. Şiddeti giderek artan yağışlar nedeniyle yaşanan seller de bu olayları destekliyor. 

 

 

2021 yılında Tuz Gölü’nde yaşanan kuraklık

 

Ancak her gün bir yenisi eklenen bu olayların hiçbiri tesadüfi değil: Sera gazı salımındaki artış, şiddetli hava olaylarının dopingli bir sporcu gibi rekorlara koşmasına neden oluyor.

Öte yandan sıcaklık artışıyla Kanada ve Sibiryanın Arktik alanlarındaki donmuş toprak çözülüyor ve bu nedenle meydana gelen doğal yangınları söndürmek imkansız hale geliyor. Ülkemizde de sıcak hava dalgaları ve kış kuraklığının, orman yangınlarının sayısını ve etkilenen alanları artırdığını artık daha sık gözlemlemekteyiz.

Bu tür ekstremlerin izlenmesi için yapılan birçok araştırma ve senaryo çalışması, değişen iklim şartlarına hazırlık ve uyum konusunda yol gösterici olmalı. Nitekim sorulması gereken asıl soru, sera gazlarının azaltımı ve yeni duruma uyum konusunda ne gibi yeni yöntemler geliştirileceği. 

Bugün, dünyadaki ekonomik büyüme modelleri, enerji tüketimi ile kol kola gidiyor. Üretimi daha temiz yöntemlerle, rüzgar ve güneşten yararlanarak yapabilir miyiz? Teknolojik olarak şu an bunu yapacak bilgi ve beceriye sahibiz. Asıl sorun, geçişi sürecini hızlandırmak için yeterli iradeye sahip olup olmadığımız. Çünkü diğer seçenek pek de makul değil: Benden sonrası ‘tufan

Kaynak Makale: ‘Exposure Assessment of Climate Extremes over the Europe-Mediterranean Region‘ 

 

Prof. Dr. Barış Önol | onolba@itu.edu.tr

Prof.Dr. Barış Önol, İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Meteoroloji Mühendisliği öğretim üyesidir.

Lisans (1998) ve Yüksek Lisans (2001) ve Doktora (2007) eğitimlerini İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümünde tamamlamıştır. Doktora çalışmalarını misafir araştırmacı olarak North Carolina State Üniversitesi, Deniz, Yer ve Atmosfer Bilimleri Bölümünde sürdürmüştür (2004-2006). Doğu Akdeniz için bölgesel iklim modeli kullanarak gerçekleştirdiği gelecek iklim senaryo simülasyonları Türkiye üzerinde uygulanan ilk çalışmadır.

1999 yılında İTÜ’de asistan olarak başladığı akademik hayatına 2010 yılından beri öğretim üyesi olarak devam etmektedir. Atmosfer ve iklim bilimleri alanlarında NSF, BM, Avrupa Birliği, Tübitak ve diğer özel sektör ve devlet kurumları tarafından desteklenen bir çok projede araştırmacı, uzman ve proje yürütücüsü olarak görev almıştır.

Journal of Climate, Climate Dynamics, Earth’s Future, Climate Research, The Bulletin of the American Meteorological Society, Regional Environmental Change, Water gibi birçok uluslararası dergide iklimi dinamiği, iklim değişimi ve etkileri alanlarında makaleleri vardır.

Uzmanlık Alanları: İklim dinamiği ve iklim değişimi, iklim modelleri, ekstrem hava olayları, veri analizi ve görselleştirme

İlgili Yazılar

Yaz turizmi için ideal koşullar Karadeniz Bölgesi’ne kayabilir

İklim değişikliğinin termal konfor üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir çalışmaya göre, Akdeniz’i popüler bir yaz turizmi destinasyonu haline getiren iklim şartları değişiyor. Uygun yaz koşulları, kuzeye doğru kayıyor. Karadeniz’in bazı bölgeleri, plaj turizmi için ideal koşullara ulaşabilir.

İliç’teki facia, kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün sonucu

Bergama mücadelesi sırasında kamu yararına olmadığı yargı yoluyla tespit edilen altın madenciliği, 1990’ların sonundan itibaren temize çıkarıldı ve ülke çıkarları ile özdeşleştirildi. Sebep olduğu çevresel tahribat ve riskler göz ardı edildi, yasal korumalar kaldırıldı. İliç’teki facia, bu kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün doğrudan sonucu.

Akdeniz’de tropik geceler artıyor

Akdeniz Bölgesi’nde görülen tropik geceler, iklim değişikliği nedeniyle 1950’den bu yana neredeyse iki katına çıktı, ortalama süreleri ise yüzde 45 arttı. Tropik geceler, özellikle kıyı bölgelerde ve kentsel alanlarda daha belirgin hissediliyor. Daha da artması beklenen sıcaklıkların toplum sağlığı, tarım ve turizm üzerindeki etkilerine karşı önlem almak gerekiyor. 


Yaz turizmi için ideal koşullar Karadeniz Bölgesi’ne kayabilir

İklim değişikliğinin termal konfor üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir çalışmaya göre, Akdeniz’i popüler bir yaz turizmi destinasyonu haline getiren iklim şartları değişiyor. Uygun yaz koşulları, kuzeye doğru kayıyor. Karadeniz’in bazı bölgeleri, plaj turizmi için ideal koşullara ulaşabilir.

İliç’teki facia, kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün sonucu

Bergama mücadelesi sırasında kamu yararına olmadığı yargı yoluyla tespit edilen altın madenciliği, 1990’ların sonundan itibaren temize çıkarıldı ve ülke çıkarları ile özdeşleştirildi. Sebep olduğu çevresel tahribat ve riskler göz ardı edildi, yasal korumalar kaldırıldı. İliç’teki facia, bu kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün doğrudan sonucu.

Akdeniz’de tropik geceler artıyor

Akdeniz Bölgesi’nde görülen tropik geceler, iklim değişikliği nedeniyle 1950’den bu yana neredeyse iki katına çıktı, ortalama süreleri ise yüzde 45 arttı. Tropik geceler, özellikle kıyı bölgelerde ve kentsel alanlarda daha belirgin hissediliyor. Daha da artması beklenen sıcaklıkların toplum sağlığı, tarım ve turizm üzerindeki etkilerine karşı önlem almak gerekiyor. 


Depremden öğren(eme)diklerimiz: İnşaat ve yıkım atıklarının yönetimi

Depremlerin yıldönümünde, deprem enkazlarının tamamına yakını kaldırıldı. Yapılan gözlemler ve araştırmalar ise, bu hızlı sürecin mevzuata uygun yönetilmediğine işaret ediyor. Mevcut uygulamalar, bölgede yaşayanları kimyasallara maruz bıraktı ve ekosistemlerde kalıcı hasarlar meydana getirdi. Türkiye, hem beklenen depremler hem de kentsel dönüşüm süreçleri için, güvenli bir enkaz kaldırma stratejisi geliştirmeli.

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo