İklim Masası

İstilacı türlerin AB’ye ekonomik maliyeti 2040’ta 148 milyar dolara ulaşacak

Yazarları arasında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Serhan Tarkan’ın da bulunduğu yeni bir makale, istilacı türlerin Avrupa Birliği’ne ekonomik maliyetinin hesaplanandan %501 daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Gelecek projeksiyonlarına göre bu maliyet 2040’ta 148 milyar dolara ulaşacak.
Yazarları arasında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Serhan Tarkan’ın da bulunduğu yeni bir makale, istilacı türlerin Avrupa Birliği’ne ekonomik maliyetinin hesaplanandan %501 daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Gelecek projeksiyonlarına göre bu maliyet 2040’ta 148 milyar dolara ulaşacak.
Yayınlanma Tarihi: 30/06/2023
Kategori:

Geçtiğimiz hafta yayınlanan bir akademik makale, istilacı türlerin Avrupa Birliği’ne (AB) ekonomik maliyetinin daha önce raporlanandan %501 daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Çalışmaya göre, istilacı türlerin gözlemlenen maliyeti 28 milyar dolar seviyesindeyken, önümüzdeki yıllarda hem bu türlerin popülasyonlarının hem de sebep olacakları zararın katlanarak artacağı öngörülüyor. Araştırmada bu türlerin maliyetinin 2040 yılına kadar 148,2 milyar dolara ulaşacağı hesaplanmış.

 

İstilacı türler, iklim değişikliğinden faydalanıyor

Doğal olarak bulunmadıkları bölgelere ulaşıp buralarda ekolojik, çevresel ya da ekonomik zarara neden olan istilacı türler, küresel biyoçeşitlilik kaybının da önde gelen sebepleri arasında yer alıyor. İklim değişikliği ise bu zararlı türlerin yayılışını kolaylaştırıyor: Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’ne (IUCN) göre istilacı türler, ekstrem hava olayları nedeniyle yeni bölgelere taşınabiliyor. Üstelik iklim değişikliği, bu habitatların istilalara olan direncini de zayıflatabiliyor. Artan sıcaklıklar, istilacı türlerin daha yüksek enlemlerde ve rakımlarda yayılabilmesini ve yerli türleri olumsuz yönde etkileyecek ekolojik etkileşimlere girmesini de mümkün kılıyor. Olumsuz ekolojik, sağlık ve ekonomik etkileri olan bu türlerin ekonomik maliyetine dair hesaplamalar ise henüz resmin tamamını görmeye yetecek ölçüde kapsamlı değil. 

 

Avrupa Birliği’nde de, kıtaya yayıldığı bilinen işgalci türlerin ancak küçük bir bölümünün sebep olduğu maliyetlerin kaydı tutuluyor. Örneğin Fransa’da en az 2,621 yabancı tür bulunduğu bilinirken, bunların yalnızca 98’inin, yani %4’ünden azının maliyeti kaydedilmiş.

 

 

Yeni yayınlanan bir akademik çalışma, istilacı türlerin gerçek maliyetini ortaya koyuyor.

Araştırmanın yazarlarından Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Serhan Tarkan’ın konuyla ilgili açıklamalarını aşağıda paylaşıyoruz:

‘Temel olarak biyolojik istilaların ekosistemlerin işleyişini, biyolojik çeşitliliği ve insan refahını tehdit ederek ekosistem hizmetlerini tahrip ettiğini ve büyük ekonomik maliyetlere neden olduğunu biliyoruz. Yabancı türler, tarihsel olarak bir ticaret, turizm ve göç merkezi olan Avrupa kıtasına kolaylıkla girip yayılabilmiştir.

Biyolojik istilaların bazı AB üyesi devletlere olan maliyeti son zamanlarda değerlendirilmeye başlanmış olsa da, yaptığımız araştırma, gerçek maliyetlerin hesaplanandan çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu. 

AB’deki bu hesaplama eksikliğinin büyüklüğünün değerlendirildiği çalışmamızda, mevcut istila kaynaklı maliyet verileri kullanılarak bugünkü ve gelecekteki istila maliyetlerinin projeksiyonları yapıldı. Projeksiyonlarda, AB’de bilinen 13,331 istilacı türün sadece 259’unun maliyetlerinin rapor edildiği tespit edildi. Bu, varlığı bilinen türlerin yaklaşık %1’ine denk geliyor. 

Araştırma, gözlemlenen maliyetlerin, kaydedilen maliyetlerden yaklaşık %501 daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Bu hesaba göre 1980 ile 2017 yılları arasını kapsayan mevcut maliyetler 28 milyar dolar seviyesindeyken, projeksiyonlara göre bu maliyet 2040 yılına kadar 148,2 milyar dolara ulaşacak. Bu ekonomik etkilerin bilinmesi, daha etkin yönetim adımları atılması için büyük önem taşıyor.’

 

 

İstilacı türlerin Türkiye’ye maliyeti 100 milyar dolardan fazla

‘Etkin yönetsel önlemler alınmadığı müddetçe biyolojik istilalar ve beraberinde getirdikleri olumsuz etkiler artmaya devam edecek, doğal biyoçeşitlilik olumsuz etkilenecek, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilirlik hedefleri zarar görecektir. Bu nedenle yabancı türlerin ve etkilerinin iyi anlaşılması, raporlanması ve verilerin, erişilebilir veri tabanlarında merkezi olarak toplanması gerekiyor. Bu konu yalnızca AB için değil, Türkiye için de büyük önem taşıyor. 

Kıtalararası geçiş noktasında yer alan ve uzun sınırlara sahip olan Türkiye, bu eşsiz coğrafi yapısının yanı sıra büyük bir nüfusa sahip olması ve ticari faaliyetlerinin yüksek olması nedeniyle de istilacı türlerden fazlaca etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. Bu açılardan Avrupa ülkelerine nazaran daha kırılgan durumda olduğu söylenebilir. 

Buna ek olarak, ülkeye özgü (endemik) türlerin sayıca yüksek olması da biyoçeşitlilik anlamında hassas bir konumda olduğumuz anlamına geliyor. Ancak istilacı türlerin ekonomik etkileri, oldukça açık bir tehdit olmasına karşın büyük ölçüde görmezden geliniyor. 

 

 

İstilacı türlerin AB’ye ekonomik maliyetlerini hesapladığımız gibi Türkiye’ye maliyetini de hesaplamak üzere çalışıyoruz. Devam eden bir araştırmamızda, 1914 yılından bu yana kayda geçmiş etkilerin ekonomik maliyetine odaklandık. Şu ana kadar yaptığımız hesaplamalar, 1914’ten günümüze kümülatif maliyetin en az 100 milyar dolar seviyesinde olduğunu ortaya koyuyor. 

Söz konusu etkiler, farklı habitatlar ve türler için çok farklı şekillerde karşımıza çıkabiliyor. Ancak en önemli etkilerin ekolojik, ekonomik, sosyolojik ve insan sağlığına ilişkin olduğu söylenebilir.

Benzer şekilde, alınacak önlemler ve yönetsel uygulamalar da bahse konu faktörlere bağlı olarak değişim gösteriyor. Örneğin çok geniş ve kontrolün oldukça zorlu olduğu denizel alanlarda bu tip mücadeleler daha zorluyken, kapalı alanlarda bulunan ve hareket kabiliyetleri sınırlanmış olan istilacı organizmaların kontrol altında tutulması nispeten daha kolay sağlanabiliyor.’

 

Prof. Dr. Ali Serhan Tarkan, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Temel Bilimler Bölümü’nde öğretim üyesidir. Yüksek lisans ve doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nde tatlı su balıkları ekolojisi alanında tamamlamıştır. Yabancı ve istilacı türlerin ekolojileri, biyoçeşitliliğe ve ekonomiye etkileri ve risk yönetimleri üzerine çalışmalar yürütmektedir. İstilacı türlerin ekolojik etkilerini ve ekosistem etkileşimlerini, iklim değişimi etkisi altında modellediği çalışmalarına Bournemouth Üniversitesi (İngiltere) Çevre ve Yaşam Bilimleri Bölümü’nde devam etmektedir.

Geçtiğimiz hafta yayınlanan bir akademik makale, istilacı türlerin Avrupa Birliği’ne (AB) ekonomik maliyetinin daha önce raporlanandan %501 daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Çalışmaya göre, istilacı türlerin gözlemlenen maliyeti 28 milyar dolar seviyesindeyken, önümüzdeki yıllarda hem bu türlerin popülasyonlarının hem de sebep olacakları zararın katlanarak artacağı öngörülüyor. Araştırmada bu türlerin maliyetinin 2040 yılına kadar 148,2 milyar dolara ulaşacağı hesaplanmış.

 

İstilacı türler, iklim değişikliğinden faydalanıyor

Doğal olarak bulunmadıkları bölgelere ulaşıp buralarda ekolojik, çevresel ya da ekonomik zarara neden olan istilacı türler, küresel biyoçeşitlilik kaybının da önde gelen sebepleri arasında yer alıyor. İklim değişikliği ise bu zararlı türlerin yayılışını kolaylaştırıyor: Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’ne (IUCN) göre istilacı türler, ekstrem hava olayları nedeniyle yeni bölgelere taşınabiliyor. Üstelik iklim değişikliği, bu habitatların istilalara olan direncini de zayıflatabiliyor. Artan sıcaklıklar, istilacı türlerin daha yüksek enlemlerde ve rakımlarda yayılabilmesini ve yerli türleri olumsuz yönde etkileyecek ekolojik etkileşimlere girmesini de mümkün kılıyor. Olumsuz ekolojik, sağlık ve ekonomik etkileri olan bu türlerin ekonomik maliyetine dair hesaplamalar ise henüz resmin tamamını görmeye yetecek ölçüde kapsamlı değil. 

 

Avrupa Birliği’nde de, kıtaya yayıldığı bilinen işgalci türlerin ancak küçük bir bölümünün sebep olduğu maliyetlerin kaydı tutuluyor. Örneğin Fransa’da en az 2,621 yabancı tür bulunduğu bilinirken, bunların yalnızca 98’inin, yani %4’ünden azının maliyeti kaydedilmiş.

 

 

Yeni yayınlanan bir akademik çalışma, istilacı türlerin gerçek maliyetini ortaya koyuyor.

Araştırmanın yazarlarından Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Serhan Tarkan’ın konuyla ilgili açıklamalarını aşağıda paylaşıyoruz:

‘Temel olarak biyolojik istilaların ekosistemlerin işleyişini, biyolojik çeşitliliği ve insan refahını tehdit ederek ekosistem hizmetlerini tahrip ettiğini ve büyük ekonomik maliyetlere neden olduğunu biliyoruz. Yabancı türler, tarihsel olarak bir ticaret, turizm ve göç merkezi olan Avrupa kıtasına kolaylıkla girip yayılabilmiştir.

Biyolojik istilaların bazı AB üyesi devletlere olan maliyeti son zamanlarda değerlendirilmeye başlanmış olsa da, yaptığımız araştırma, gerçek maliyetlerin hesaplanandan çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu. 

AB’deki bu hesaplama eksikliğinin büyüklüğünün değerlendirildiği çalışmamızda, mevcut istila kaynaklı maliyet verileri kullanılarak bugünkü ve gelecekteki istila maliyetlerinin projeksiyonları yapıldı. Projeksiyonlarda, AB’de bilinen 13,331 istilacı türün sadece 259’unun maliyetlerinin rapor edildiği tespit edildi. Bu, varlığı bilinen türlerin yaklaşık %1’ine denk geliyor. 

Araştırma, gözlemlenen maliyetlerin, kaydedilen maliyetlerden yaklaşık %501 daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Bu hesaba göre 1980 ile 2017 yılları arasını kapsayan mevcut maliyetler 28 milyar dolar seviyesindeyken, projeksiyonlara göre bu maliyet 2040 yılına kadar 148,2 milyar dolara ulaşacak. Bu ekonomik etkilerin bilinmesi, daha etkin yönetim adımları atılması için büyük önem taşıyor.’

 

 

İstilacı türlerin Türkiye’ye maliyeti 100 milyar dolardan fazla

‘Etkin yönetsel önlemler alınmadığı müddetçe biyolojik istilalar ve beraberinde getirdikleri olumsuz etkiler artmaya devam edecek, doğal biyoçeşitlilik olumsuz etkilenecek, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilirlik hedefleri zarar görecektir. Bu nedenle yabancı türlerin ve etkilerinin iyi anlaşılması, raporlanması ve verilerin, erişilebilir veri tabanlarında merkezi olarak toplanması gerekiyor. Bu konu yalnızca AB için değil, Türkiye için de büyük önem taşıyor. 

Kıtalararası geçiş noktasında yer alan ve uzun sınırlara sahip olan Türkiye, bu eşsiz coğrafi yapısının yanı sıra büyük bir nüfusa sahip olması ve ticari faaliyetlerinin yüksek olması nedeniyle de istilacı türlerden fazlaca etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. Bu açılardan Avrupa ülkelerine nazaran daha kırılgan durumda olduğu söylenebilir. 

Buna ek olarak, ülkeye özgü (endemik) türlerin sayıca yüksek olması da biyoçeşitlilik anlamında hassas bir konumda olduğumuz anlamına geliyor. Ancak istilacı türlerin ekonomik etkileri, oldukça açık bir tehdit olmasına karşın büyük ölçüde görmezden geliniyor. 

 

 

İstilacı türlerin AB’ye ekonomik maliyetlerini hesapladığımız gibi Türkiye’ye maliyetini de hesaplamak üzere çalışıyoruz. Devam eden bir araştırmamızda, 1914 yılından bu yana kayda geçmiş etkilerin ekonomik maliyetine odaklandık. Şu ana kadar yaptığımız hesaplamalar, 1914’ten günümüze kümülatif maliyetin en az 100 milyar dolar seviyesinde olduğunu ortaya koyuyor. 

Söz konusu etkiler, farklı habitatlar ve türler için çok farklı şekillerde karşımıza çıkabiliyor. Ancak en önemli etkilerin ekolojik, ekonomik, sosyolojik ve insan sağlığına ilişkin olduğu söylenebilir.

Benzer şekilde, alınacak önlemler ve yönetsel uygulamalar da bahse konu faktörlere bağlı olarak değişim gösteriyor. Örneğin çok geniş ve kontrolün oldukça zorlu olduğu denizel alanlarda bu tip mücadeleler daha zorluyken, kapalı alanlarda bulunan ve hareket kabiliyetleri sınırlanmış olan istilacı organizmaların kontrol altında tutulması nispeten daha kolay sağlanabiliyor.’

 

Prof. Dr. Ali Serhan Tarkan, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Temel Bilimler Bölümü’nde öğretim üyesidir. Yüksek lisans ve doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nde tatlı su balıkları ekolojisi alanında tamamlamıştır. Yabancı ve istilacı türlerin ekolojileri, biyoçeşitliliğe ve ekonomiye etkileri ve risk yönetimleri üzerine çalışmalar yürütmektedir. İstilacı türlerin ekolojik etkilerini ve ekosistem etkileşimlerini, iklim değişimi etkisi altında modellediği çalışmalarına Bournemouth Üniversitesi (İngiltere) Çevre ve Yaşam Bilimleri Bölümü’nde devam etmektedir.

İlgili Yazılar

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Marmara Denizi ‘hasta’ ve iklim değişikliği, krizi derinleştiriyor

Kentsel ve endüstriyel kirliliğin yanı sıra aşırı avcılık ve iklim değişikliği baskısı altında olan Marmara Denizi’nin ekosistemi, son 50 yılda oldukça ağır dönüşümler geçirdi ve telafisi mümkün olmayacak şekilde bozulmaya doğru gidiyor. Büyük avcı balıkların denizden kaybolması, sistemin bu türleri barındıramayacak hale geldiğine işaret ediyor. Bugün Marmara’daki balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor. Bu türlerin başında, av verimi her geçen yıl azalan hamsi geliyor. Uzmanlar, giderek kaybolan türlerin, insan müdahalesi ve etkisi ciddi oranda azaltılmadan geri gelmelerinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Marmara Denizi için mevcut durum sürdürülebilir değil ve tüm paydaşların tam bir uzlaşı ile mevcut baskıların azaltılmasını sağlaması gerekiyor.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Marmara Denizi ‘hasta’ ve iklim değişikliği, krizi derinleştiriyor

Kentsel ve endüstriyel kirliliğin yanı sıra aşırı avcılık ve iklim değişikliği baskısı altında olan Marmara Denizi’nin ekosistemi, son 50 yılda oldukça ağır dönüşümler geçirdi ve telafisi mümkün olmayacak şekilde bozulmaya doğru gidiyor. Büyük avcı balıkların denizden kaybolması, sistemin bu türleri barındıramayacak hale geldiğine işaret ediyor. Bugün Marmara’daki balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor. Bu türlerin başında, av verimi her geçen yıl azalan hamsi geliyor. Uzmanlar, giderek kaybolan türlerin, insan müdahalesi ve etkisi ciddi oranda azaltılmadan geri gelmelerinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Marmara Denizi için mevcut durum sürdürülebilir değil ve tüm paydaşların tam bir uzlaşı ile mevcut baskıların azaltılmasını sağlaması gerekiyor.

Emisyonları sıfırlamak için karbonun etkin fiyatlandırılması şart

Dünya Bankası tarafından yayınlanan Karbon Fiyatlandırılması Durumu ve Eğilimleri Raporu, karbon fiyatlandırmasının önemini açıkça vurgularken, mevcut durumla ilgili gerçeklikten daha olumlu bir tablo çiziyor. Bu sene ilk defa elde edilen 100 milyar doların üzerindeki geliri bir ‘‘rekor’’ olarak vurgulayan rapor, karbon fiyatının düşüklüğü ve karbon fiyatlandırması kapsamında olmayan emisyonların oranının hâlâ yüksek olması gibi önemli sorunların üzerinde yeterince durmuyor.

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo