İklim Masası

Kentsel ulaşım, iklim krizine dirençli hale getirilmeli

Sera gazı salımlarında önemli payı olan ulaşım sektörünün yeniden yapılandırılmasında, uzun süredir sera gazı azaltım stratejilerine odaklanılıyor. Gelinen noktada, iklimin şimdiden değiştiğini göz önünde bulundurarak, kentsel ulaşımı iklim tehlikelerine dirençli ve uyumlu hale getirmeye de hız verilmeli.
Sera gazı salımlarında önemli payı olan ulaşım sektörünün yeniden yapılandırılmasında, uzun süredir sera gazı azaltım stratejilerine odaklanılıyor. Gelinen noktada, iklimin şimdiden değiştiğini göz önünde bulundurarak, kentsel ulaşımı iklim tehlikelerine dirençli ve uyumlu hale getirmeye de hız verilmeli.
Yayınlanma Tarihi: 30/10/2023
Kategori:

İklim değişikliği ve ulaşım sektörü arasında güçlü ve çift yönlü bir ilişki var: Ulaşım sektörü kaynaklı karbondioksit salımları, iklim değişikliği sürecini hızlandırıyor; öte yandan, iklim değişikliğinden kaynaklanan şiddetli yağışlar, fırtınalar, sıcak hava dalgası ve yangın gibi felaketler de ulaşım sektörünü, altyapıları ve yolcuları ciddi biçimde etkiliyor.

Dolayısıyla, hem ulaşımda yaratılan karbondioksit salımını azaltmak hem de iklim tehlikelerine karşı hazırlıklı, dirençli ve güvenli bir ulaşım sistemi yaratabilmek için kentlerimizde ulaşımı yeniden planlamak ve dönüştürmek zorundayız. Ancak ulaşım sektörünün iklim değişikliğinin etkilerine uyumlu hale getirilmesi, tüm dünyada olduğu gibi Türkiyede de görece yeni tartışılmaya başlanan bir konu.

İklim değişikliği bağlamında ulaşım sektörünün yeniden yapılandırılması, kısa zaman öncesine kadar sera gazı azaltım stratejilerine odaklanılması anlamına geliyordu. Ancak 2015 yılında Pariste yapılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’ndan (COP21) bu yana durum değişiyor.

Azaltım eylemlerinin hızlandırılması ve artırılmasına yapılan vurgu kadar önemli bir diğer konu, iklimin şimdiden değişmiş olduğunu kabul ederek, ulaşım sektörünü iklim tehlikelerine dirençli ve uyumlu hale getirme gerekliliği.

‘Hem ulaşımda yaratılan karbondioksit salımını azaltmak hem de iklim tehlikelerine karşı hazırlıklı, dirençli ve güvenli bir ulaşım sistemi yaratabilmek için, kentlerimizde ulaşımı yeniden planlamak ve dönüştürmek zorundayız.

İklim krizi, ulaşım altyapısına zarar veriyor

Kentsel ulaşımı en fazla etkileyen iklim olayları, aşırı şiddetli yağışlar sonucu oluşan sel ve taşkınlar, şiddetli rüzgar ve fırtınalar, sıcak hava dalgaları, yangınlar ve kıyı yerleşimlerinde su seviyesinin yükselmesine dayalı sorunlar.

Bu iklim olayları, ulaşım altyapıları ve taşıtlar üzerinde kalıcı hasarlar yarattıkları gibi, yük ve yolcu taşımacılığının, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimin aksamasına yol açıyor; ekonomik ve toplumsal yaşamı olumsuz etkiliyor; tüm kentlileri ve halk sağlığını ciddi biçimde tehdit ediyor.

Tüm bu nedenlerle, kentsel ulaşımın iklim değişikliği kaynaklı tehlikelere dirençli hale getirilmesi, yolcu sağlığının güvence altına alınması ve pek çok ekonomik sektörü etkileyen taşımacılık faaliyetlerinin kesintisiz biçimde gerçekleştirilmesi son derece önemli.

Ulaşım ayrıca iklim tehlikeleri esnasında müdahale ve tahliye olanakları açısından da kritik bir sektör. Dolayısıyla, iklim değişikliğine uyum stratejileri, azaltım kadar ciddiyetle ele alınmalı.

Meksika’da 2007 yılında yaşanan bir sel felaketi ve sular altında kalan cadde. Fotoğraf: Huitzil


Kritik altyapılar dirençli hale getirilmeli

Uyum stratejileri kapsamında ilk yapılması gerekenlerden biri, kentsel ulaşımdaki metro, hafif raylı sistem, tramvay, elektrikli otobüs ve troleybüsler, ayrıca deniz ulaşım araçları, liman ve iskeleler gibi kritik altyapıların dirençliliğinin sağlanması.

Taşıt, bisiklet ve yaya yollarında da sel ve taşkından korunmak için menfezler, tahliye pompaları, koruyucu bariyer ve siper gibi altyapı önlemleri alınması önemli. Fırtına ve şiddetli rüzgara karşı siper ve bariyerler de değerlendirilmeli. Ayrıca sıcak hava dalgaları karşısında asfaltta kusma veya erime riskine karşı da önlem alınmalı.

Kapatılan dereler, kente kazandırılmalı

Şiddetli yağışlardan kaynaklanan sel ve taşkınların yıkıcı etkisini azaltmak için başvurulabilecek bir diğer etkili eylem, yol, kaldırım, meydan ve otoparkların sert zeminlerinde, geçirgenliği yüksek kaplama malzemesi kullanmak. Ayrıca yeşil alanlar, yeşil çatılar, yeşil durak ve istasyon gibi yeşil altyapıların artırılması, şiddetli yağış esnasında suyun bir kısmının toprakta emilimini sağlayacaktır.

Kentlerde zaman içinde kapatılmış olan dere yataklarının gün yüzüne çıkarılması ve böylece drenaj kanalları ve rekreasyon alanları olarak kente kazandırılması, tüm dünyada yaygınlaşan bir uygulama. Türkiye kentlerinde de kapatılarak üzerine yol yapılmış çok sayıda dere yatağı var: Örneğin Ankarada Kavaklıdere bölgesine ismini vermiş olan derenin aktığı akarsu yatağı günümüzde Tunus Caddesi olduğu için, bu bölgede her şiddetli yağışta ciddi sel ve su baskını olayları yaşıyoruz. Aynı durum, Ankaradaki İncesu, Bülbülderesi, Bentderesi, Cevizlidere Caddeleri ya da İstanbuldaki Büyükdere Caddesi gibi, isminde dere geçen her yol için söz konusu. Bunlar, şiddetli yağışlar esnasında büyük birer risk kaynağı.

 

Güney Kore’nin başkenti Seul’deki Cheonggyecheon deresi. Kapatılmış ve üzerinden yol geçerken.

 

Derenin gün yüzüne çıkarılması ve çevresinin dinlenme alanı olarak kente kazandırılmasının ardından.


Beyaz çatılı otobüsler yaygınlaşıyor

Yeşil ve mavi altyapılar, aynı zamanda sıcak hava dalgalarının da etkisini azaltacaktır. Ağaçlıklı yollar, gölge etkisi yaratabilir ve yeşil alanların artması, ısı adası etkisini hafifletebilir. Benzer şekilde, derelerin gün yüzüne çıkarılmasıyla elde edilecek mavi altyapılar da havayı soğutma faydası sağlayabilir.

Bunların yanı sıra, sıcak hava dalgalarının en olumsuz etkilediği taşıtlar otobüsler olduğu için, dünyanın pek çok kentinde yaygınlaşan beyaz çatılı otobüs gibi uygulamalar ile toplu taşımada ve okul servis araçlarında yüksek ısıyı içeri geçirmeyen taşıtlar kullanılmaya başlanabilir.

Taşıt yollarında denenen ve kaplamanın rengi, ışığı yansıtma özelliği, yağmur suyu geçirimi ve buharlaşmayı artırma işlevleriyle ısı adası etkisini azaltmayı sağlayan serin kaplamagibi teknolojiler de dünyanın gündeminde. Ve elbette, sıcak hava dalgalarıyla beraber yaşanan yangınlara önlem olarak, yol boyu kullanılacak peyzaj ögelerinin yerel iklime uygun seçilmesi de büyük önem taşıyor.

 
‘Ulaşım sektörü kaynaklı karbondioksit salımları, toplam salımlar içinde önemli bir paya sahip ve bu pay giderek artıyor. Türkiye’de ulaşım sektörünün toplam karbondioksit salımları içindeki payı 2000 yılında yüzde 17 iken, 2019 yılında yüzde 23’e ulaşmıştı.


Acil müdahale ve tahliye olanakları artırılmalı

Bu eylemlerin yanı sıra, acil durumlarda müdahale ve tahliye olanaklarını da artırmak gerekiyor. Bunun için, çok çeşitli ulaşım sistemlerinin ve güzergahların kullanılabileceği, esnek ulaşım altyapıları geliştirilmeli. Böylelikle, bir sistem veya güzergah kapandığında, başka alternatifler vasıtasıyla ulaşım ve tahliye sürdürülebilir. Bu kapsamda, acil durumlarda hızlı ve etkin bir alternatif olan otobüs özel yolları ve şeritleri dünyada giderek yaygınlaşıyor.

Ayrıca, deniz ulaşımı olanağı olan kentlerde bu ulaşım türünü de mutlaka geliştirmek gerekir. İstanbul ve İzmir kentlerinde deniz ulaşımı toplu taşıma içinde zaten önemli bir rol oynuyor. Benzer bir durum Muğla kentimiz için geçerli olsaydı, 2021 ve 2022 yıllarında yaz aylarında yaşanan yangınlar esnasında tahliye süreci çok daha hızlı ve etkili biçimde yürütülebilirdi. 

Uyum stratejileri kapsamında vurgulanan bazı eylemlerin, azaltım amacına da katkı sağlayacağı gözden kaçmamalı. Her ne kadar birbirinden farklı eylem alanları olsalar da, azaltım ve uyum arasında önemli bir sinerji bulunuyor. Bu sinerji yakalandığında, eylemlerden daha da fazla verim alınması muhtemel.


Azaltım için otomobil kullanımı caydırılmalı

Ulaşım sektörü kaynaklı karbondioksit salımları
, toplam salımlar içinde önemli bir paya sahip ve bu pay giderek artıyor. Türkiyede ulaşım sektörünün toplam karbondioksit salımları içindeki payı 2000 yılında yüzde 17 iken, 2019 yılına gelindiğinde yüzde 23e ulaşmış durumdaydı. Bu payın, 2023 itibariyle daha da artmış olmasını bekleyebiliriz. Tam da bu nedenle, azaltım stratejileriolarak bilinen ve özellikle karbondioksit salımını azaltmayı hedefleyen eylemler aracılığıyla kentsel ulaşım sistemlerinin dönüştürülmesi de tabii ki son derece önemli.

Bu eylemlerin başında, kentsel ulaşımda taşınan yolcu başına en fazla enerji kullanan ve salım yaratan otomobil yolculuklarının sınırlandırılması geliyor. Kentte yolculukların toplu taşımayla, bisikletle veya yaya olarak yapılmasının sağlanması şart. Bunun için kentlerimizin her bölgesine, nitelikli toplu taşıma sistemleriyle erişim sağlanmalı; günümüzde iklim bileti” ismi de verilen uygun bilet fiyatlandırması, günlük-aylık-yıllık bilet ve kart uygulamalarıyla kullanımı teşvik edilmeli. Toplu taşımanın yanı sıra kentteki her noktaya yaya olarak güvenle erişebilmek mümkün olmalı; bisiklet yolu ağı geliştirilmeli; bisiklet paylaşım sistemleri yaygınlaştırılmalı.

 

 

Aynı zamanda, kentlileri otomobil kullanmaktan caydıracak eylemler de hayata geçirilmeli: Kentlerin merkezi bölgeleri, bulvar, cadde ve sokakları yayalaştırılmalı ya da yaya-bisiklet-toplu taşıma koridorları olarak yeniden düzenlenmeli. Otomobille kent merkezine girişin ücretlendirmesi gibi uygulamalar değerlendirilmeli.

Uzun mesafeli yolculuklarda ve taşımacılıkta ise, en enerji-yoğun tür olan ve en fazla salım yaratan havayolları ve karayolu taşımacılığı yerine demiryollarının ve deniz taşımacılığının geliştirilmesi gerekiyor. Bu alternatiflerin, hem hizmet kalitesi ve sıklığı hem de uygun fiyat politikalarıyla desteklenmesi şart.


Temiz enerjiye geçiş teşvik edilmeli

Gerek toplu taşımada, gerek otomobillerde, temiz enerji ve düşük emisyonlu araçlara dönüşüm de önemli bir eylem alanı. Elektrikli otobüs ve troleybüsler, toplu taşımada karbondioksit salımlarını azaltabilir. Ayrıca bu vasıtaların kullanımını teşvik etmek için otobüs özel yolu ve otobüs şeridi gibi uygulamalarla hayata geçirilmeleri doğru olur.

Otomobillerde temiz enerjiye dönüşümü özendirmek için ise elektrikli araç şarj ünitelerini yaygınlaştırmak, bu tür araçlara ücretsiz otopark olanağı sunmak, kentte sadece düşük emisyonlu araçların girmesine izin verilen düşük emisyon bölgeleriyaratmak, tercih edilebilecek yöntemler arasında.

Hem Türkiyede hem de dünyada, azaltım eylemlerinin yaygınlaştığını görüyoruz. Metro, hafif raylı sistem, tramvaylar, otobüs özel yolu ve otobüs şeritleri açısından ülkemizde de çok sayıda örnek uygulama var. Elektrikli otobüs uygulamaları yaygınlaşıyor; bisiklet yolları, bisiklet park yerleri ve paylaşım sistemleri de sürekli artıyor. Yayalaştırma projeleri, yaya yolları ve bulvarları henüz sınırlı sayıda olsa da, bu tür projelerde de artış olduğunu görüyoruz.

Öte yandan, otomobilden arındırılmış bölgeler, otomobil sınırlayan uygulamalar ise yok denilecek kadar az. Ancak hiç değilse 2000li yıllarda çok yaygın olarak benimsenen, otomobil kullanımını teşvik eden yol projelerinin doğru yaklaşımlar olmadığı konusunda bir farkındalık oluştuğunu söylemek mümkün.

Bu dönüşümü, kentsel yaşam kalitemizi artıracak bir fırsat olarak değerlendirmeli ve hayata geçirmeliyiz.’’

Azaltım ve uyum stratejileri el ele gitmeli

Ulaşım sektörünün olumsuz çevre etkilerini azaltma gereğinden, 1990lı yıllardaki Kalkınma Planları’ndan bu yana söz ediliyor. 2000li yıllara gelindiğinde ise sürdürülebilir ulaşımkavramı, Kentleşme Şurası ve KentGes belgelerinde de kendine yer buldu. Kentsel ulaşımın iklim dostu biçimde dönüştürülmesi, 2011 Türkiye İklim Değişikliği Eylem Planı’nın da temel hedefleri arasındaydı. Geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen İklim Şurası’nda da Sera Gazı Azaltım Komisyonu, ulaşım sektörünü ele aldı ve karbondioksit salımlarını azaltmaya yönelik eylemler belirledi.

 

La Rambla, Barselona


İklim değişikliği azaltım ve uyum stratejileri arasındaki sinerjiye pek çok örnek verilebilir:

Toplu taşıma sistemleri ile bisiklet ve yaya erişiminin iklim tehlikeleri karşısında dirençli olması, bir uyum eylemi olduğu gibi, bu ulaşım türlerinin kullanımını teşvik ederek sera gazı salımlarının azaltılmasını sağlayabilir. Gölgelikli, ağaçlıklı, korunaklı yaya ve bisiklet yolları hem kullanıcıları iklim tehlikelerinden koruyacak hem de nitelikli ve konforlu erişim olanaklarıyla kentlileri yürümeye ve bisiklet kullanmaya teşvik edecektir.

Azaltım eylemleri kapsamında otomobil kullanımının azaltılması sağlanırsa, kentlerde trafik sıkışıklığı azalacağı için acil durumda müdahale ve tahliye kapasitesi, yani uyum kapasitesi de kaçınılmaz olarak artacaktır.

Uyum kapasitesini artırmak için çok alternatifli, esnek bir ulaşım altyapısı sağlamaya çalışmak, örneğin bu kapsamda otobüs özel yolları ve şeritleri oluşturmak, elbette toplu taşıma kullanımını teşvik ederek sera gazı azaltımına da katkı verecektir.

Otobüs ve okul servis araçlarında sıcak hava etkisini azaltan malzeme kullanımı, iklimlendirme teçhizatının daha az çalıştırılması, böylece daha az enerji kullanımı ve daha az sera gazı salımı anlamına gelebilir.

Yine uyum eylemleri kapsamında, asfalt yüzeylerin geçirgen yeşil altyapılara dönüştürülmesi veya dere yataklarının gün yüzüne çıkartılması için taşıt yollarının yeniden tasarlanması, kentlerde otomobile ayrılan alanların ve asfalt yüzeyin azaltılması anlamına gelebilir. Bunlar, yayalaştırma ve düşük emisyon bölgeleri gibi azaltım odaklı projelerle birleştirilirse, çok önemli bir sinerji ve etki yaratacaktır.

İklim etkileriyle ele alınan bu dönüşüm, aslında kentlerin ve kentsel ulaşımın herkes için erişilebilir, daha güvenli ve sağlıklı olmasını da sağlayacak. Dolayısıyla bu dönüşümü, kentsel yaşam kalitemizi artıracak bir fırsat olarak değerlendirmeli ve hayata geçirmeliyiz.

 

 

 

 

Prof. Dr. Ela Babalık | ela.babalik.sutcliffe@gmail.com

Prof. Dr. Ela Babalık, şehir plancısı ve kentsel ulaşım planlaması uzmanıdır. 1994 yılında ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun olmuş, 1996 yılında ODTÜ Kentsel Politika Planlaması ve Yerel Yönetimler Yüksek Lisans Programını tamamlamış, kazandığı YÖK bursu ile 1996-2000 yılları arasında İngiltere’de University College London (UCL) Üniversitesinin Ulaşım Çalışmaları Bölümünde (Centre for Transport Studies) Doktora çalışmasını tamamlamıştır. 2000 yılından itibaren ODTÜ’de öğretim üyesi olarak şehir planlama stüdyo dersleri ile kentsel ulaşım planlaması, ulaşım sistemleri tasarımı ve ulaşım politikası derslerini vermiş olup, 2023 yılından bu yana yarı zamanlı olarak kentsel ulaşım planlama, tasarım ve politika derslerini vermektedir.

Prof.Dr. Ela Babalık kentsel ulaşım, sürdürülebilir hareketlilik, iklim değişikliği ve ulaşım alanlarında ulusal ve uluslararası yayınlar yapmakta; Avrupa Birliği projeleri de dahil olmak üzere pek çok araştırma projesinde uzman ve proje yürütücüsü olarak görev almakta; bu konulara ilişkin olarak ülkemizdeki planlama çalışmalarına, özellikle İklim Değişikliği Eylem Planları ve benzeri politika belgelerinin hazırlanmasına katkı vermektedir. Ayrıca, 2013-2019 yılları arasında Avrupa Planlama Okulları Birliği (Association of European Schools of Planning – AESOP) Yönetim Kurulu üyesi olarak görev almış; 2017-2019 yılları arasında Küresel Planlama Eğitimi Birlikleri Ağının (Global Planning Education Associations Network – GPEAN) başkanlığını yapmıştır.

Uzmanlık Alanları: Kentsel ulaşım; Sürdürülebilir hareketlilik; İklim değişikliği ve ulaşım sektörü; Akıllı kentler ve akıllı ulaşım; Toplu taşıma planlaması ve işletimi

İklim değişikliği ve ulaşım sektörü arasında güçlü ve çift yönlü bir ilişki var: Ulaşım sektörü kaynaklı karbondioksit salımları, iklim değişikliği sürecini hızlandırıyor; öte yandan, iklim değişikliğinden kaynaklanan şiddetli yağışlar, fırtınalar, sıcak hava dalgası ve yangın gibi felaketler de ulaşım sektörünü, altyapıları ve yolcuları ciddi biçimde etkiliyor.

Dolayısıyla, hem ulaşımda yaratılan karbondioksit salımını azaltmak hem de iklim tehlikelerine karşı hazırlıklı, dirençli ve güvenli bir ulaşım sistemi yaratabilmek için kentlerimizde ulaşımı yeniden planlamak ve dönüştürmek zorundayız. Ancak ulaşım sektörünün iklim değişikliğinin etkilerine uyumlu hale getirilmesi, tüm dünyada olduğu gibi Türkiyede de görece yeni tartışılmaya başlanan bir konu.

İklim değişikliği bağlamında ulaşım sektörünün yeniden yapılandırılması, kısa zaman öncesine kadar sera gazı azaltım stratejilerine odaklanılması anlamına geliyordu. Ancak 2015 yılında Pariste yapılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’ndan (COP21) bu yana durum değişiyor.

Azaltım eylemlerinin hızlandırılması ve artırılmasına yapılan vurgu kadar önemli bir diğer konu, iklimin şimdiden değişmiş olduğunu kabul ederek, ulaşım sektörünü iklim tehlikelerine dirençli ve uyumlu hale getirme gerekliliği.

‘Hem ulaşımda yaratılan karbondioksit salımını azaltmak hem de iklim tehlikelerine karşı hazırlıklı, dirençli ve güvenli bir ulaşım sistemi yaratabilmek için, kentlerimizde ulaşımı yeniden planlamak ve dönüştürmek zorundayız.

İklim krizi, ulaşım altyapısına zarar veriyor

Kentsel ulaşımı en fazla etkileyen iklim olayları, aşırı şiddetli yağışlar sonucu oluşan sel ve taşkınlar, şiddetli rüzgar ve fırtınalar, sıcak hava dalgaları, yangınlar ve kıyı yerleşimlerinde su seviyesinin yükselmesine dayalı sorunlar.

Bu iklim olayları, ulaşım altyapıları ve taşıtlar üzerinde kalıcı hasarlar yarattıkları gibi, yük ve yolcu taşımacılığının, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimin aksamasına yol açıyor; ekonomik ve toplumsal yaşamı olumsuz etkiliyor; tüm kentlileri ve halk sağlığını ciddi biçimde tehdit ediyor.

Tüm bu nedenlerle, kentsel ulaşımın iklim değişikliği kaynaklı tehlikelere dirençli hale getirilmesi, yolcu sağlığının güvence altına alınması ve pek çok ekonomik sektörü etkileyen taşımacılık faaliyetlerinin kesintisiz biçimde gerçekleştirilmesi son derece önemli.

Ulaşım ayrıca iklim tehlikeleri esnasında müdahale ve tahliye olanakları açısından da kritik bir sektör. Dolayısıyla, iklim değişikliğine uyum stratejileri, azaltım kadar ciddiyetle ele alınmalı.

Meksika’da 2007 yılında yaşanan bir sel felaketi ve sular altında kalan cadde. Fotoğraf: Huitzil


Kritik altyapılar dirençli hale getirilmeli

Uyum stratejileri kapsamında ilk yapılması gerekenlerden biri, kentsel ulaşımdaki metro, hafif raylı sistem, tramvay, elektrikli otobüs ve troleybüsler, ayrıca deniz ulaşım araçları, liman ve iskeleler gibi kritik altyapıların dirençliliğinin sağlanması.

Taşıt, bisiklet ve yaya yollarında da sel ve taşkından korunmak için menfezler, tahliye pompaları, koruyucu bariyer ve siper gibi altyapı önlemleri alınması önemli. Fırtına ve şiddetli rüzgara karşı siper ve bariyerler de değerlendirilmeli. Ayrıca sıcak hava dalgaları karşısında asfaltta kusma veya erime riskine karşı da önlem alınmalı.

Kapatılan dereler, kente kazandırılmalı

Şiddetli yağışlardan kaynaklanan sel ve taşkınların yıkıcı etkisini azaltmak için başvurulabilecek bir diğer etkili eylem, yol, kaldırım, meydan ve otoparkların sert zeminlerinde, geçirgenliği yüksek kaplama malzemesi kullanmak. Ayrıca yeşil alanlar, yeşil çatılar, yeşil durak ve istasyon gibi yeşil altyapıların artırılması, şiddetli yağış esnasında suyun bir kısmının toprakta emilimini sağlayacaktır.

Kentlerde zaman içinde kapatılmış olan dere yataklarının gün yüzüne çıkarılması ve böylece drenaj kanalları ve rekreasyon alanları olarak kente kazandırılması, tüm dünyada yaygınlaşan bir uygulama. Türkiye kentlerinde de kapatılarak üzerine yol yapılmış çok sayıda dere yatağı var: Örneğin Ankarada Kavaklıdere bölgesine ismini vermiş olan derenin aktığı akarsu yatağı günümüzde Tunus Caddesi olduğu için, bu bölgede her şiddetli yağışta ciddi sel ve su baskını olayları yaşıyoruz. Aynı durum, Ankaradaki İncesu, Bülbülderesi, Bentderesi, Cevizlidere Caddeleri ya da İstanbuldaki Büyükdere Caddesi gibi, isminde dere geçen her yol için söz konusu. Bunlar, şiddetli yağışlar esnasında büyük birer risk kaynağı.

 

Güney Kore’nin başkenti Seul’deki Cheonggyecheon deresi. Kapatılmış ve üzerinden yol geçerken.

 

Derenin gün yüzüne çıkarılması ve çevresinin dinlenme alanı olarak kente kazandırılmasının ardından.


Beyaz çatılı otobüsler yaygınlaşıyor

Yeşil ve mavi altyapılar, aynı zamanda sıcak hava dalgalarının da etkisini azaltacaktır. Ağaçlıklı yollar, gölge etkisi yaratabilir ve yeşil alanların artması, ısı adası etkisini hafifletebilir. Benzer şekilde, derelerin gün yüzüne çıkarılmasıyla elde edilecek mavi altyapılar da havayı soğutma faydası sağlayabilir.

Bunların yanı sıra, sıcak hava dalgalarının en olumsuz etkilediği taşıtlar otobüsler olduğu için, dünyanın pek çok kentinde yaygınlaşan beyaz çatılı otobüs gibi uygulamalar ile toplu taşımada ve okul servis araçlarında yüksek ısıyı içeri geçirmeyen taşıtlar kullanılmaya başlanabilir.

Taşıt yollarında denenen ve kaplamanın rengi, ışığı yansıtma özelliği, yağmur suyu geçirimi ve buharlaşmayı artırma işlevleriyle ısı adası etkisini azaltmayı sağlayan serin kaplamagibi teknolojiler de dünyanın gündeminde. Ve elbette, sıcak hava dalgalarıyla beraber yaşanan yangınlara önlem olarak, yol boyu kullanılacak peyzaj ögelerinin yerel iklime uygun seçilmesi de büyük önem taşıyor.

 
‘Ulaşım sektörü kaynaklı karbondioksit salımları, toplam salımlar içinde önemli bir paya sahip ve bu pay giderek artıyor. Türkiye’de ulaşım sektörünün toplam karbondioksit salımları içindeki payı 2000 yılında yüzde 17 iken, 2019 yılında yüzde 23’e ulaşmıştı.


Acil müdahale ve tahliye olanakları artırılmalı

Bu eylemlerin yanı sıra, acil durumlarda müdahale ve tahliye olanaklarını da artırmak gerekiyor. Bunun için, çok çeşitli ulaşım sistemlerinin ve güzergahların kullanılabileceği, esnek ulaşım altyapıları geliştirilmeli. Böylelikle, bir sistem veya güzergah kapandığında, başka alternatifler vasıtasıyla ulaşım ve tahliye sürdürülebilir. Bu kapsamda, acil durumlarda hızlı ve etkin bir alternatif olan otobüs özel yolları ve şeritleri dünyada giderek yaygınlaşıyor.

Ayrıca, deniz ulaşımı olanağı olan kentlerde bu ulaşım türünü de mutlaka geliştirmek gerekir. İstanbul ve İzmir kentlerinde deniz ulaşımı toplu taşıma içinde zaten önemli bir rol oynuyor. Benzer bir durum Muğla kentimiz için geçerli olsaydı, 2021 ve 2022 yıllarında yaz aylarında yaşanan yangınlar esnasında tahliye süreci çok daha hızlı ve etkili biçimde yürütülebilirdi. 

Uyum stratejileri kapsamında vurgulanan bazı eylemlerin, azaltım amacına da katkı sağlayacağı gözden kaçmamalı. Her ne kadar birbirinden farklı eylem alanları olsalar da, azaltım ve uyum arasında önemli bir sinerji bulunuyor. Bu sinerji yakalandığında, eylemlerden daha da fazla verim alınması muhtemel.


Azaltım için otomobil kullanımı caydırılmalı

Ulaşım sektörü kaynaklı karbondioksit salımları
, toplam salımlar içinde önemli bir paya sahip ve bu pay giderek artıyor. Türkiyede ulaşım sektörünün toplam karbondioksit salımları içindeki payı 2000 yılında yüzde 17 iken, 2019 yılına gelindiğinde yüzde 23e ulaşmış durumdaydı. Bu payın, 2023 itibariyle daha da artmış olmasını bekleyebiliriz. Tam da bu nedenle, azaltım stratejileriolarak bilinen ve özellikle karbondioksit salımını azaltmayı hedefleyen eylemler aracılığıyla kentsel ulaşım sistemlerinin dönüştürülmesi de tabii ki son derece önemli.

Bu eylemlerin başında, kentsel ulaşımda taşınan yolcu başına en fazla enerji kullanan ve salım yaratan otomobil yolculuklarının sınırlandırılması geliyor. Kentte yolculukların toplu taşımayla, bisikletle veya yaya olarak yapılmasının sağlanması şart. Bunun için kentlerimizin her bölgesine, nitelikli toplu taşıma sistemleriyle erişim sağlanmalı; günümüzde iklim bileti” ismi de verilen uygun bilet fiyatlandırması, günlük-aylık-yıllık bilet ve kart uygulamalarıyla kullanımı teşvik edilmeli. Toplu taşımanın yanı sıra kentteki her noktaya yaya olarak güvenle erişebilmek mümkün olmalı; bisiklet yolu ağı geliştirilmeli; bisiklet paylaşım sistemleri yaygınlaştırılmalı.

 

 

Aynı zamanda, kentlileri otomobil kullanmaktan caydıracak eylemler de hayata geçirilmeli: Kentlerin merkezi bölgeleri, bulvar, cadde ve sokakları yayalaştırılmalı ya da yaya-bisiklet-toplu taşıma koridorları olarak yeniden düzenlenmeli. Otomobille kent merkezine girişin ücretlendirmesi gibi uygulamalar değerlendirilmeli.

Uzun mesafeli yolculuklarda ve taşımacılıkta ise, en enerji-yoğun tür olan ve en fazla salım yaratan havayolları ve karayolu taşımacılığı yerine demiryollarının ve deniz taşımacılığının geliştirilmesi gerekiyor. Bu alternatiflerin, hem hizmet kalitesi ve sıklığı hem de uygun fiyat politikalarıyla desteklenmesi şart.


Temiz enerjiye geçiş teşvik edilmeli

Gerek toplu taşımada, gerek otomobillerde, temiz enerji ve düşük emisyonlu araçlara dönüşüm de önemli bir eylem alanı. Elektrikli otobüs ve troleybüsler, toplu taşımada karbondioksit salımlarını azaltabilir. Ayrıca bu vasıtaların kullanımını teşvik etmek için otobüs özel yolu ve otobüs şeridi gibi uygulamalarla hayata geçirilmeleri doğru olur.

Otomobillerde temiz enerjiye dönüşümü özendirmek için ise elektrikli araç şarj ünitelerini yaygınlaştırmak, bu tür araçlara ücretsiz otopark olanağı sunmak, kentte sadece düşük emisyonlu araçların girmesine izin verilen düşük emisyon bölgeleriyaratmak, tercih edilebilecek yöntemler arasında.

Hem Türkiyede hem de dünyada, azaltım eylemlerinin yaygınlaştığını görüyoruz. Metro, hafif raylı sistem, tramvaylar, otobüs özel yolu ve otobüs şeritleri açısından ülkemizde de çok sayıda örnek uygulama var. Elektrikli otobüs uygulamaları yaygınlaşıyor; bisiklet yolları, bisiklet park yerleri ve paylaşım sistemleri de sürekli artıyor. Yayalaştırma projeleri, yaya yolları ve bulvarları henüz sınırlı sayıda olsa da, bu tür projelerde de artış olduğunu görüyoruz.

Öte yandan, otomobilden arındırılmış bölgeler, otomobil sınırlayan uygulamalar ise yok denilecek kadar az. Ancak hiç değilse 2000li yıllarda çok yaygın olarak benimsenen, otomobil kullanımını teşvik eden yol projelerinin doğru yaklaşımlar olmadığı konusunda bir farkındalık oluştuğunu söylemek mümkün.

Bu dönüşümü, kentsel yaşam kalitemizi artıracak bir fırsat olarak değerlendirmeli ve hayata geçirmeliyiz.’’

Azaltım ve uyum stratejileri el ele gitmeli

Ulaşım sektörünün olumsuz çevre etkilerini azaltma gereğinden, 1990lı yıllardaki Kalkınma Planları’ndan bu yana söz ediliyor. 2000li yıllara gelindiğinde ise sürdürülebilir ulaşımkavramı, Kentleşme Şurası ve KentGes belgelerinde de kendine yer buldu. Kentsel ulaşımın iklim dostu biçimde dönüştürülmesi, 2011 Türkiye İklim Değişikliği Eylem Planı’nın da temel hedefleri arasındaydı. Geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen İklim Şurası’nda da Sera Gazı Azaltım Komisyonu, ulaşım sektörünü ele aldı ve karbondioksit salımlarını azaltmaya yönelik eylemler belirledi.

 

La Rambla, Barselona


İklim değişikliği azaltım ve uyum stratejileri arasındaki sinerjiye pek çok örnek verilebilir:

Toplu taşıma sistemleri ile bisiklet ve yaya erişiminin iklim tehlikeleri karşısında dirençli olması, bir uyum eylemi olduğu gibi, bu ulaşım türlerinin kullanımını teşvik ederek sera gazı salımlarının azaltılmasını sağlayabilir. Gölgelikli, ağaçlıklı, korunaklı yaya ve bisiklet yolları hem kullanıcıları iklim tehlikelerinden koruyacak hem de nitelikli ve konforlu erişim olanaklarıyla kentlileri yürümeye ve bisiklet kullanmaya teşvik edecektir.

Azaltım eylemleri kapsamında otomobil kullanımının azaltılması sağlanırsa, kentlerde trafik sıkışıklığı azalacağı için acil durumda müdahale ve tahliye kapasitesi, yani uyum kapasitesi de kaçınılmaz olarak artacaktır.

Uyum kapasitesini artırmak için çok alternatifli, esnek bir ulaşım altyapısı sağlamaya çalışmak, örneğin bu kapsamda otobüs özel yolları ve şeritleri oluşturmak, elbette toplu taşıma kullanımını teşvik ederek sera gazı azaltımına da katkı verecektir.

Otobüs ve okul servis araçlarında sıcak hava etkisini azaltan malzeme kullanımı, iklimlendirme teçhizatının daha az çalıştırılması, böylece daha az enerji kullanımı ve daha az sera gazı salımı anlamına gelebilir.

Yine uyum eylemleri kapsamında, asfalt yüzeylerin geçirgen yeşil altyapılara dönüştürülmesi veya dere yataklarının gün yüzüne çıkartılması için taşıt yollarının yeniden tasarlanması, kentlerde otomobile ayrılan alanların ve asfalt yüzeyin azaltılması anlamına gelebilir. Bunlar, yayalaştırma ve düşük emisyon bölgeleri gibi azaltım odaklı projelerle birleştirilirse, çok önemli bir sinerji ve etki yaratacaktır.

İklim etkileriyle ele alınan bu dönüşüm, aslında kentlerin ve kentsel ulaşımın herkes için erişilebilir, daha güvenli ve sağlıklı olmasını da sağlayacak. Dolayısıyla bu dönüşümü, kentsel yaşam kalitemizi artıracak bir fırsat olarak değerlendirmeli ve hayata geçirmeliyiz.

 

 

 

 

Prof. Dr. Ela Babalık | ela.babalik.sutcliffe@gmail.com

Prof. Dr. Ela Babalık, şehir plancısı ve kentsel ulaşım planlaması uzmanıdır. 1994 yılında ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun olmuş, 1996 yılında ODTÜ Kentsel Politika Planlaması ve Yerel Yönetimler Yüksek Lisans Programını tamamlamış, kazandığı YÖK bursu ile 1996-2000 yılları arasında İngiltere’de University College London (UCL) Üniversitesinin Ulaşım Çalışmaları Bölümünde (Centre for Transport Studies) Doktora çalışmasını tamamlamıştır. 2000 yılından itibaren ODTÜ’de öğretim üyesi olarak şehir planlama stüdyo dersleri ile kentsel ulaşım planlaması, ulaşım sistemleri tasarımı ve ulaşım politikası derslerini vermiş olup, 2023 yılından bu yana yarı zamanlı olarak kentsel ulaşım planlama, tasarım ve politika derslerini vermektedir.

Prof.Dr. Ela Babalık kentsel ulaşım, sürdürülebilir hareketlilik, iklim değişikliği ve ulaşım alanlarında ulusal ve uluslararası yayınlar yapmakta; Avrupa Birliği projeleri de dahil olmak üzere pek çok araştırma projesinde uzman ve proje yürütücüsü olarak görev almakta; bu konulara ilişkin olarak ülkemizdeki planlama çalışmalarına, özellikle İklim Değişikliği Eylem Planları ve benzeri politika belgelerinin hazırlanmasına katkı vermektedir. Ayrıca, 2013-2019 yılları arasında Avrupa Planlama Okulları Birliği (Association of European Schools of Planning – AESOP) Yönetim Kurulu üyesi olarak görev almış; 2017-2019 yılları arasında Küresel Planlama Eğitimi Birlikleri Ağının (Global Planning Education Associations Network – GPEAN) başkanlığını yapmıştır.

Uzmanlık Alanları: Kentsel ulaşım; Sürdürülebilir hareketlilik; İklim değişikliği ve ulaşım sektörü; Akıllı kentler ve akıllı ulaşım; Toplu taşıma planlaması ve işletimi

İlgili Yazılar

Yaz turizmi için ideal koşullar Karadeniz Bölgesi’ne kayabilir

İklim değişikliğinin termal konfor üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir çalışmaya göre, Akdeniz’i popüler bir yaz turizmi destinasyonu haline getiren iklim şartları değişiyor. Uygun yaz koşulları, kuzeye doğru kayıyor. Karadeniz’in bazı bölgeleri, plaj turizmi için ideal koşullara ulaşabilir.

İliç’teki facia, kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün sonucu

Bergama mücadelesi sırasında kamu yararına olmadığı yargı yoluyla tespit edilen altın madenciliği, 1990’ların sonundan itibaren temize çıkarıldı ve ülke çıkarları ile özdeşleştirildi. Sebep olduğu çevresel tahribat ve riskler göz ardı edildi, yasal korumalar kaldırıldı. İliç’teki facia, bu kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün doğrudan sonucu.

Akdeniz’de tropik geceler artıyor

Akdeniz Bölgesi’nde görülen tropik geceler, iklim değişikliği nedeniyle 1950’den bu yana neredeyse iki katına çıktı, ortalama süreleri ise yüzde 45 arttı. Tropik geceler, özellikle kıyı bölgelerde ve kentsel alanlarda daha belirgin hissediliyor. Daha da artması beklenen sıcaklıkların toplum sağlığı, tarım ve turizm üzerindeki etkilerine karşı önlem almak gerekiyor. 


Yaz turizmi için ideal koşullar Karadeniz Bölgesi’ne kayabilir

İklim değişikliğinin termal konfor üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir çalışmaya göre, Akdeniz’i popüler bir yaz turizmi destinasyonu haline getiren iklim şartları değişiyor. Uygun yaz koşulları, kuzeye doğru kayıyor. Karadeniz’in bazı bölgeleri, plaj turizmi için ideal koşullara ulaşabilir.

İliç’teki facia, kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün sonucu

Bergama mücadelesi sırasında kamu yararına olmadığı yargı yoluyla tespit edilen altın madenciliği, 1990’ların sonundan itibaren temize çıkarıldı ve ülke çıkarları ile özdeşleştirildi. Sebep olduğu çevresel tahribat ve riskler göz ardı edildi, yasal korumalar kaldırıldı. İliç’teki facia, bu kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün doğrudan sonucu.

Akdeniz’de tropik geceler artıyor

Akdeniz Bölgesi’nde görülen tropik geceler, iklim değişikliği nedeniyle 1950’den bu yana neredeyse iki katına çıktı, ortalama süreleri ise yüzde 45 arttı. Tropik geceler, özellikle kıyı bölgelerde ve kentsel alanlarda daha belirgin hissediliyor. Daha da artması beklenen sıcaklıkların toplum sağlığı, tarım ve turizm üzerindeki etkilerine karşı önlem almak gerekiyor. 


Depremden öğren(eme)diklerimiz: İnşaat ve yıkım atıklarının yönetimi

Depremlerin yıldönümünde, deprem enkazlarının tamamına yakını kaldırıldı. Yapılan gözlemler ve araştırmalar ise, bu hızlı sürecin mevzuata uygun yönetilmediğine işaret ediyor. Mevcut uygulamalar, bölgede yaşayanları kimyasallara maruz bıraktı ve ekosistemlerde kalıcı hasarlar meydana getirdi. Türkiye, hem beklenen depremler hem de kentsel dönüşüm süreçleri için, güvenli bir enkaz kaldırma stratejisi geliştirmeli.

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo