İklim Masası

Petrol devleri aleyhine açılan iklim davaları hızla artıyor

Dünyanın en büyük 25 petrol ve doğalgaz şirketinden 24'ünün, iklimi koruma konusunda inandırıcı hedefleri yok ve bu şirketler, giderek daha fazla iklim davasına konu oluyorlar. Özellikle yeşil aklamayı konu alan davalar, 2015'ten bu yana hızla artıyor. Üstelik şirket yöneticilerinin bireysel olarak sorumlu tutulmaları da gündemde.
Dünyanın en büyük 25 petrol ve doğalgaz şirketinden 24'ünün, iklimi koruma konusunda inandırıcı hedefleri yok ve bu şirketler, giderek daha fazla iklim davasına konu oluyorlar. Özellikle yeşil aklamayı konu alan davalar, 2015'ten bu yana hızla artıyor. Üstelik şirket yöneticilerinin bireysel olarak sorumlu tutulmaları da gündemde.
Yayınlanma Tarihi: 21/10/2023
Kategori:

  • Macar bilim insanı Annamária Lehoczky tarafından yazılan bu haber, ilk olarak, bilimsel temelli iklim haberleri yapan Macaristan merkezli Másfél fok‘ta yayınlanmıştır. İklim Masası tarafından kısaltılarak Türkçe’ye çevrilmiştir. 

 

Carbon Tracker tarafından Eylül ayında yayınlanan bir rapora göre, dünyanın en büyük 25 petrol ve doğalgaz şirketinden 24’ünün iklimi koruma konusunda inandırıcı hedefleri yok. Ancak toplum, iklimi yok eden büyük şirketler karşısında (artık) güçsüz değil: Bugüne kadar, küresel sera gazı emisyonlarının %70’inden fazlasından sorumlu olan 100 şirkete karşı dünya çapında yaklaşık 60 iklim davası açıldı.

Davacılar, iklim hedeflerinin artırılmasını, tazminat ödenmesini ve insan haklarına dair yükümlülüklerin yerine getirilmesini talep ediyorlar. Bunun yanı sıra, dezenformasyon (kasten üretilen yanlış veya yanıltıcı bilgi) ve yeşil aklama (bir şirket, ürün veya hizmetin çevresel etkileri konusunda yanlış veya yanıltıcı bilgi verilmesi) konularında, şirketlerin sorumlu tutulmasını istiyorlar.

Özellikle yeşil aklamayı konu alan davalar, 2015ten bu yana hızla artıyor: Bugüne kadar 80in üzerinde yasal süreç başlatıldı; üstelik şirket yöneticilerinin bireysel sorumlulukları da gündemde. Örneğin Şubat ayında Shell’e karşı açılan dava, yöneticilerin bireysel olarak da sorumlu tutulabileceklerini gösterir nitelikte.

Artan davaların ve alınan başarılı sonuçların gösterdiği üzere, iklim davaları, şirketlerin iklim krizi konusunda hesap verebilirliğini sağlama konusunda giderek daha etkili bir araç haline geliyor. Daha sıkı düzenlemeler ve sertifikasyonlar, yeşil yıkamayı engelleyebilir ve iklim davalarının aldığı  desteği daha da artırabilir.

İklim davalarının sayısı 2,300’ü aştı

2015 Paris İklim Anlaşması’ndan bu yana, dünyanın her yanındaki iklim davalarının sayısı iki kat arttı: Bugün hükümetler veya şirketler aleyhine açılmış 2,300’ün üzerinde dava var. İklim davaları, sera gazı salımlarındaki sorumluluğu büyük olan şirketleri, emisyonlarını düşürmek, sebep oldukları zararları tazmin etmek veya daha sıkı regülasyonlara riayet etmek konusunda yasal olarak zorlamak için giderek daha fazla başvurulan bir araç haline geliyor.

2000’lerin başında, iklim davalarının yeni başladığı dönemde, petrol ve doğalgaz şirketlerinin iklimi değiştirdiği, topluluklara ve bireylere zarar verdiği netleşmişti. Ancak Amerika Birleşik Devletlerindeki ilk davalar olumsuz sonuçlandı ve bu, 10 yıllık bir sessizlik dönemine sebep oldu.

Fakat 2017 yılında yayınlanan önemli bir çalışma, işin rengini değiştirdi. Bu araştırmaya göre, 1988den itibaren salınan sera gazlarının yüzde 70’inden fazlasının kaynağında, fosil yakıt üreten 100 şirket vardı. Bunun sonucunda, Kirli 100olarak tabir edilen fosil yakıt şirketleri aleyhinde dünyanın farklı yerlerinde yaklaşık 60 dava açıldı.

ABD’de (kırmızı ile gösterilmiş) ve diğer tüm ülkelerde (lacivert ile gösterilmiş) iklim değişikliği davalarının 1986 yılından 31 Mayıs 2023 tarihine kadar değişimini gösteren bu tablo, ‘Global trends in climate litigation: 2023 snapshot’ başlıklı rapordan alınmıştır.


Geçtiğimiz yıllarda, bir yandan bu şirketlere karşı açılan davaların sayısı artarken bir yandan da davaların içeriği çok daha karmaşık ve sofistike bir hal aldı.

Tarihi sorumluluklarla orantılı tazminat talep ediliyor

İklim davalarında talep edilenler, çeşitlilik gösteriyor. Bazı davalarda, dava edilen şirketlerin, sera gazı emisyonlarındaki tarihi sorumluluklarıyla orantılı olarak, iklim değişikliğinin yarattığı zararlar için tazminat ödemeleri talep ediliyor. Bazense amaç, davaya konu şirketi, üretimini Paris İklim Anlaşması’nın yükümlülükleriyle ve insan haklarıyla uyumlu hale getirmeye ikna etmek olabiliyor.

Örneğin 2021de Hollandada görülen ve Shell aleyhine sonuçlanan davada mahkeme, şirketin karbondioksit emisyonlarını yüzde 45 oranında azaltmasına karar verdi. Ardından, 2023 yılında, ENI ve iki büyük hissedarı – İtalyan Ekonomi ve Finans Bakanlığı ile İtalyan kamu kalkınma bankası CDP –  şirketin karbonsuzlaşma stratejisinin Paris İklim Anlaşması hedefleriyle uyumlu olmadığı, sağlık riskleri doğurduğu ve İtalyan Anayasası’ndan korunan insan haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle dava edildi. Davacılar, hem şirketin iklimi korumaya yönelik hedeflerinin artırılmasını hem de geçmiş ve gelecek hasar ve kayıplardan sorumlu tutulmasını talep ediyor.

Bu taleplere iyi bir dayanak oluşturan yeni bir çalışmaya göre, dünyanın önde gelen 21 fosil yakıt şirketinin, iklim değişikliği kaynaklı hasar ve kayıpları tazmin etmek için yılda en az 209 milyar dolar ödemesi gerekiyor.

Bu doğrultuda Puerto Ricoda yerel yönetimler, kirleten öderilkesine dayanarak, ExxonMobile dava açtılar. İklim değişikliği nedeniyle daha yıkıcı hale gelen kasırgaların, yerel toplulukların maruz kaldığı kayıpları artırdığını öne sürüyorlar.

Ülkelerde açılan iklim değişikliği konulu davaların sayısını gösteren bu harita, ‘Global trends in climate litigation: 2023 snapshot’ başlıklı rapordan alınmıştır.

 

Şirket yöneticileri sorumlu tutulmak isteniyor

Son dönemde açılan davalar, yeşil dönüşüm çağında makul bir yatırım stratejisinin neye benzediği sorusuna da odaklanmaya başladı. Bu davalar, şirketlerin, hissedarlarını ve hak sahiplerini korumaya yönelik kurumsal ve mali yasal yükümlülüklere dayandırılıyorlar.

2023 yılı Şubat ayında Shell yönetim kurulunu dava eden Client Earth, fosil yakıt projelerine yatırım yapmaya devam etmenin uzun vadede şirket için maddi kayıp yaratacağını ve dolayısıyla, yönetim kurulunun, şirketin üstün yararını gözetmediğini iddia ediyor.

Bu konuda açılan ilk dava, Birleşik Krallıktaki mahkeme tarafından düşürülmüş olsa da, gezegenin geleceğini belirlemede karar vericilerin rolüne dair önemli sorular doğuruyor. Bu dava her halükarda 2023 yılının en önemli davaları arasında, çünkü şirket yöneticilerinin bireysel düzeyde de sorumlu tutulabileceklerini gösteriyor.

Gençlik örgütlerinin Uluslararası Ceza Mahkemesine yönelttikleri bir talep de, BP yöneticilerinin, şirketin iklime zarar veren faaliyetlerini bilerek sürdürmedeki sorumluluklarının araştırılması. Davacılara göre yöneticilerin kararları, insanlığa karşı suç olarak değerlendirilebilir.

2023 yılında dikkat çeken bir diğer dava ise Fransa merkezli çok uluslu banka BNP Paribasa karşı açıldı. Davada, fosil yakıt yatırımlarını finanse etmeye devam eden bankanın, Fransada yatırımların sosyal ve çevresel etkilerini değerlendirmeye, yayınlamaya ve hafifletmeye yönelik Teyakkuz Görevi Kanunu kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediği iddia ediliyor.

Bunların yanı sıra, davacıların, devletlerin yeni fosil yakıt projelerini onaylamasına veya fosil yakıt arama izni vermesine karşı açtığı davalar da var. Burada amaçlanan, petrol ve doğalgaz endüstrisine akan parayı, kaynağından kesmek. Ancak bunun için hem hükümetlerin hem de finansal kurumların işbirliğine ihtiyaç var ve çoğunlukla bu işbirliği, yalnızca davalar aracılığıyla sağlanabiliyor.

Dezenformasyon, davalara konu oluyor

Bunlara ilaveten, şirketler tarafından yapılan dezenformasyon da giderek daha fazla davaya konu ediliyor. ExxonMobilin yanıltıcı kampanyaları, daha önce de gün yüzüne çıkarıldı. Ancak kısa zaman önce Science dergisinde yayınlanan bir araştırma, Exxonun iklim bilimiyle ilgili yaptığı basın açıklamalarının, kendi ürettiği bilimsel veriyle de ciddi biçimde çeliştiğini ortaya koyuyor.

Puerto Rico yerel yönetimleri, ExxonMobili, gerçeğe aykırı beyanatlara devam etmekle de itham ediyor – ki bunun, ABD hukuk sisteminde organize suç olarak sınıflandırılabileceği düşünülüyor. Tam olarak bu nedenle davalarını, benzer taktikler kullanan tütün endüstrisine karşı kullanılan federal yasa üzerine inşa ettiler.

Görüldüğü üzere, yanlış veya yanıltıcı bilgilendirmeye dair davalar kesinlikle yeni değil. Ancak son birkaç yılda, sanıkların yeşil aklama taktiklerine başvurduğu iddiasıyla, mahkemelere ve tüketiciyi koruma kurumlarına sunulan davaların sayısında patlama yaşandı. (İklim değişikliğiyle ilgili konularda yapılan yeşil aklamaya, artık iklim yıkama/climate washing de deniyor.) 2015ten bu yana, iklim yıkama ithamıyla, şirketler aleyhine 80in üzerinde dava açıldı. Ancak bu davaların üçte ikisi, geçtiğimiz iki sene içerisinde açıldı.

‘Global trends in climate litigation: 2023 snapshot’ başlıklı rapordan alınmıştır.


Bu artışın kısmen, bu talepleri iletmenin artık nispeten daha kolay olmasından kaynaklandığı söylenebilir. Diğer yandan bu süreçte, şirketler iklim hedefleri konusunda oldukça dikkat çekici duyurular yapmaya başladılar ve – Carbon Tracker analizinin de doğruladığı üzere – bu duyuruların güvenilirliği konusunda ciddi endişeler var.

Şu ana kadarki davalar, çeşitli yanlış bilgi türlerini vurgular nitelikte:

  • İklim hedeflerinin güvenilirliği: Örneğin Avustralyalı madencilik devi Glencorea açılan davada, şirketin taş kömürü ocaklarını giderek genişletmesinin, net sıfır hedefleriyle uyumlu olmadığı öne sürülüyor.
  • Bir ürünün iklim nötrveya karbon nötrolduğuna dair iddiaları inceleyen çok sayıda dava oldu. Bahse konu ürünler, muzdan çöp poşetine kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor. İncelenenler arasında, Avustralyadaki Toyota araçlar da var.
  • İklim-dostu yatırımlar yaptığını duyurmak, giderek daha fazla şirketin başını derde sokuyor. Örneğin BP, yenilenebilir enerjiye, gerçekte olduğundan çok daha fazla yatırım yaptığı algısını yaratan reklam kampanyası nedeniyle dava edildi. Shell ise aynı yöntemle yatırımcıları yanıltmakla suçlandı.
  • Pek çok şirket ve finans kurumu ise iklim risklerini örtbas etmekle itham ediliyor; suçlananlar arasında Avustralya merkezli çok uluslu CommBank da var.

Kirli 12, yeşil aklamayı benimsiyor

Greenpeace de petrol endüstrisinden uzmanlarla birlikte hazırladığı ‘Kirli 12’ raporunda, çoğu şirketin gerçek emisyon azaltımları yapmak yerine yeşil aklama taktikleri benimsediğine dikkat çekiyor. Rapora göre, dünya çapında faaliyet gösteren 12 petrol ve doğal gaz şirketinin 2022 yılındaki toplam enerji üretiminin yalnızca yüzde 0,3’ü yenilenebilir enerjiden geldi. Aynı şirketler, yatırımlarının yalnızca yüzde 7,3’ünü (6,57 milyar Euro) yeşil enerjiye aktardılar; geri kalanı, fosil yakıtlara ayrıldı.

Devlet destekli yeşil yıkamakonusu da son aylarda büyük ses getirdi. Avustralyada, hükümet destekli emisyon azaltım sertifikasyon sisteminin etkinliği sorgulandı. Avrupa Birliğinde ise, yatırımcıların sürdürülebilir, iklim dostu yatırımları ayırt edebilmesine yardımcı olmayı planlayan Taksonomiye doğal gazın geçiş yakıtı olarak dahil edilmesi sorgulandı.

Yeşil yıkama, daha sıkı düzenlemeler ve sertifikasyon sistemleriyle engellenebilir. Buna yönelik adımlar zaten mevcut, örneğin, AB Komisyonu Mart 2023te, şirketlerin çevresel iddialarını nasıl kanıtlamaları gerektiğine ilişkin net kriterler belirleyen ve sertifikasyon sistemlerine daha katı koşullar getiren Yeşil İddialar Direktifini kabul etti.

Bu sorunu çözmeye yönelik bir diğer önemli girişim, BM Genel Sekreteri tarafından bir araya getirilen üst düzey uzman grubu oldu. Bu grup, iklim nötr hedeflerinin güvenilirliğini değerlendirerek, şirketler, şehirler veya finansal kuruluşlar tarafından yeşil aklama amacıyla kullanılmalarının önüne geçme hedefiyle kuruldu. Grubun geliştirdiği kriterler, hem geliştirilecek sertifikasyon sistemleri hem de gelecek davalar açısından önemli olabilir.

Fosil yakıt devlerinin net sıfır hedefleri inandırıcı değil

Carbon Tracker’ın kısa zaman önce yayınladığı bir analize göre, dünyanın en büyük 25 petrol ve doğalgaz şirketinden 24’ünün, yeterli ve inandırıcı iklim hedefleri bulunmuyor. Bu da demek oluyor ki, şirketlerin aksi yöndeki iddialarına rağmen, sera gazı emisyonu azaltım planları eksik veya yanıltıcı; yani net sıfırhedeflerini ciddiye almak mümkün değil.

Yalnızca bir şirket, İtalya merkezli çok uluslu Eni, iyi yapılandırılmış iklim hedeflerine sahip ve TotalEnergies, Repsol ve BP gibi diğer Avrupa merkezli şirketlerden daha çok yol katetmiş görünüyor.

Öte yandan, güvenilirliğin önemli bir boyutu da uygulama aşaması. Bunun için de şirketin üretim ve yatırım planlarını da değerlendirmek gerekiyor. Birçok şirket, yaratıcı muhasebeyöntemlerine başvurarak, yani karbon dengeleme kredilerine veya karbon yakalama teknolojilerine akıl almaz ölçüde bel bağlayarak, kamuoyunu aldatmaya çalışıyor.

İklim davaları, şirket (ve hükümetlerin) iklim konusunda hesap verebilirliğini sağlamak için giderek daha etkili bir araç haline geliyor. Davaların doğrudan bir sonucu olarak, şirketlerin iklim hedeflerini artırdıklarına tanık olduk. Aynı zamanda iklim davaları sonucunda büyük kirleticilerin hisse fiyatlarının da düşebildiği gözlemlendi; yani bu davalar, aynı zamanda ciddi bir mali risk de teşkil ediyorlar. Dünyanın en büyük enerji, kamu hizmetleri ve malzeme şirketlerinin borsa değerlerinde, davaların açılmasından sonraki günlerde ortalama yüzde 0,57, olumsuz kararların ardından ise yüzde 1,5 düşüş yaşandığı gözlendi. İlk başlarda arzulanan başarıya ulaşamadılarsa da iklim davaları, iklim kriziyle mücadelenin aciliyetine dikkat çekiyor ve insanları harekete geçirmede önemli rol oynuyorlar.

 

Annamária Lehoczky, iklim değişikliğine uyum konusunda doktorasına devam eden bir iklim bilimci ve çevre gazetecisi. Şu anda İspanya’daki Rovira i Virgili Üniversitesi’nin İklim Değişikliği Merkezi’nde çalışıyor.

 

  • Macar bilim insanı Annamária Lehoczky tarafından yazılan bu haber, ilk olarak, bilimsel temelli iklim haberleri yapan Macaristan merkezli Másfél fok‘ta yayınlanmıştır. İklim Masası tarafından kısaltılarak Türkçe’ye çevrilmiştir. 

 

Carbon Tracker tarafından Eylül ayında yayınlanan bir rapora göre, dünyanın en büyük 25 petrol ve doğalgaz şirketinden 24’ünün iklimi koruma konusunda inandırıcı hedefleri yok. Ancak toplum, iklimi yok eden büyük şirketler karşısında (artık) güçsüz değil: Bugüne kadar, küresel sera gazı emisyonlarının %70’inden fazlasından sorumlu olan 100 şirkete karşı dünya çapında yaklaşık 60 iklim davası açıldı.

Davacılar, iklim hedeflerinin artırılmasını, tazminat ödenmesini ve insan haklarına dair yükümlülüklerin yerine getirilmesini talep ediyorlar. Bunun yanı sıra, dezenformasyon (kasten üretilen yanlış veya yanıltıcı bilgi) ve yeşil aklama (bir şirket, ürün veya hizmetin çevresel etkileri konusunda yanlış veya yanıltıcı bilgi verilmesi) konularında, şirketlerin sorumlu tutulmasını istiyorlar.

Özellikle yeşil aklamayı konu alan davalar, 2015ten bu yana hızla artıyor: Bugüne kadar 80in üzerinde yasal süreç başlatıldı; üstelik şirket yöneticilerinin bireysel sorumlulukları da gündemde. Örneğin Şubat ayında Shell’e karşı açılan dava, yöneticilerin bireysel olarak da sorumlu tutulabileceklerini gösterir nitelikte.

Artan davaların ve alınan başarılı sonuçların gösterdiği üzere, iklim davaları, şirketlerin iklim krizi konusunda hesap verebilirliğini sağlama konusunda giderek daha etkili bir araç haline geliyor. Daha sıkı düzenlemeler ve sertifikasyonlar, yeşil yıkamayı engelleyebilir ve iklim davalarının aldığı  desteği daha da artırabilir.

İklim davalarının sayısı 2,300’ü aştı

2015 Paris İklim Anlaşması’ndan bu yana, dünyanın her yanındaki iklim davalarının sayısı iki kat arttı: Bugün hükümetler veya şirketler aleyhine açılmış 2,300’ün üzerinde dava var. İklim davaları, sera gazı salımlarındaki sorumluluğu büyük olan şirketleri, emisyonlarını düşürmek, sebep oldukları zararları tazmin etmek veya daha sıkı regülasyonlara riayet etmek konusunda yasal olarak zorlamak için giderek daha fazla başvurulan bir araç haline geliyor.

2000’lerin başında, iklim davalarının yeni başladığı dönemde, petrol ve doğalgaz şirketlerinin iklimi değiştirdiği, topluluklara ve bireylere zarar verdiği netleşmişti. Ancak Amerika Birleşik Devletlerindeki ilk davalar olumsuz sonuçlandı ve bu, 10 yıllık bir sessizlik dönemine sebep oldu.

Fakat 2017 yılında yayınlanan önemli bir çalışma, işin rengini değiştirdi. Bu araştırmaya göre, 1988den itibaren salınan sera gazlarının yüzde 70’inden fazlasının kaynağında, fosil yakıt üreten 100 şirket vardı. Bunun sonucunda, Kirli 100olarak tabir edilen fosil yakıt şirketleri aleyhinde dünyanın farklı yerlerinde yaklaşık 60 dava açıldı.

ABD’de (kırmızı ile gösterilmiş) ve diğer tüm ülkelerde (lacivert ile gösterilmiş) iklim değişikliği davalarının 1986 yılından 31 Mayıs 2023 tarihine kadar değişimini gösteren bu tablo, ‘Global trends in climate litigation: 2023 snapshot’ başlıklı rapordan alınmıştır.


Geçtiğimiz yıllarda, bir yandan bu şirketlere karşı açılan davaların sayısı artarken bir yandan da davaların içeriği çok daha karmaşık ve sofistike bir hal aldı.

Tarihi sorumluluklarla orantılı tazminat talep ediliyor

İklim davalarında talep edilenler, çeşitlilik gösteriyor. Bazı davalarda, dava edilen şirketlerin, sera gazı emisyonlarındaki tarihi sorumluluklarıyla orantılı olarak, iklim değişikliğinin yarattığı zararlar için tazminat ödemeleri talep ediliyor. Bazense amaç, davaya konu şirketi, üretimini Paris İklim Anlaşması’nın yükümlülükleriyle ve insan haklarıyla uyumlu hale getirmeye ikna etmek olabiliyor.

Örneğin 2021de Hollandada görülen ve Shell aleyhine sonuçlanan davada mahkeme, şirketin karbondioksit emisyonlarını yüzde 45 oranında azaltmasına karar verdi. Ardından, 2023 yılında, ENI ve iki büyük hissedarı – İtalyan Ekonomi ve Finans Bakanlığı ile İtalyan kamu kalkınma bankası CDP –  şirketin karbonsuzlaşma stratejisinin Paris İklim Anlaşması hedefleriyle uyumlu olmadığı, sağlık riskleri doğurduğu ve İtalyan Anayasası’ndan korunan insan haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle dava edildi. Davacılar, hem şirketin iklimi korumaya yönelik hedeflerinin artırılmasını hem de geçmiş ve gelecek hasar ve kayıplardan sorumlu tutulmasını talep ediyor.

Bu taleplere iyi bir dayanak oluşturan yeni bir çalışmaya göre, dünyanın önde gelen 21 fosil yakıt şirketinin, iklim değişikliği kaynaklı hasar ve kayıpları tazmin etmek için yılda en az 209 milyar dolar ödemesi gerekiyor.

Bu doğrultuda Puerto Ricoda yerel yönetimler, kirleten öderilkesine dayanarak, ExxonMobile dava açtılar. İklim değişikliği nedeniyle daha yıkıcı hale gelen kasırgaların, yerel toplulukların maruz kaldığı kayıpları artırdığını öne sürüyorlar.

Ülkelerde açılan iklim değişikliği konulu davaların sayısını gösteren bu harita, ‘Global trends in climate litigation: 2023 snapshot’ başlıklı rapordan alınmıştır.

 

Şirket yöneticileri sorumlu tutulmak isteniyor

Son dönemde açılan davalar, yeşil dönüşüm çağında makul bir yatırım stratejisinin neye benzediği sorusuna da odaklanmaya başladı. Bu davalar, şirketlerin, hissedarlarını ve hak sahiplerini korumaya yönelik kurumsal ve mali yasal yükümlülüklere dayandırılıyorlar.

2023 yılı Şubat ayında Shell yönetim kurulunu dava eden Client Earth, fosil yakıt projelerine yatırım yapmaya devam etmenin uzun vadede şirket için maddi kayıp yaratacağını ve dolayısıyla, yönetim kurulunun, şirketin üstün yararını gözetmediğini iddia ediyor.

Bu konuda açılan ilk dava, Birleşik Krallıktaki mahkeme tarafından düşürülmüş olsa da, gezegenin geleceğini belirlemede karar vericilerin rolüne dair önemli sorular doğuruyor. Bu dava her halükarda 2023 yılının en önemli davaları arasında, çünkü şirket yöneticilerinin bireysel düzeyde de sorumlu tutulabileceklerini gösteriyor.

Gençlik örgütlerinin Uluslararası Ceza Mahkemesine yönelttikleri bir talep de, BP yöneticilerinin, şirketin iklime zarar veren faaliyetlerini bilerek sürdürmedeki sorumluluklarının araştırılması. Davacılara göre yöneticilerin kararları, insanlığa karşı suç olarak değerlendirilebilir.

2023 yılında dikkat çeken bir diğer dava ise Fransa merkezli çok uluslu banka BNP Paribasa karşı açıldı. Davada, fosil yakıt yatırımlarını finanse etmeye devam eden bankanın, Fransada yatırımların sosyal ve çevresel etkilerini değerlendirmeye, yayınlamaya ve hafifletmeye yönelik Teyakkuz Görevi Kanunu kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediği iddia ediliyor.

Bunların yanı sıra, davacıların, devletlerin yeni fosil yakıt projelerini onaylamasına veya fosil yakıt arama izni vermesine karşı açtığı davalar da var. Burada amaçlanan, petrol ve doğalgaz endüstrisine akan parayı, kaynağından kesmek. Ancak bunun için hem hükümetlerin hem de finansal kurumların işbirliğine ihtiyaç var ve çoğunlukla bu işbirliği, yalnızca davalar aracılığıyla sağlanabiliyor.

Dezenformasyon, davalara konu oluyor

Bunlara ilaveten, şirketler tarafından yapılan dezenformasyon da giderek daha fazla davaya konu ediliyor. ExxonMobilin yanıltıcı kampanyaları, daha önce de gün yüzüne çıkarıldı. Ancak kısa zaman önce Science dergisinde yayınlanan bir araştırma, Exxonun iklim bilimiyle ilgili yaptığı basın açıklamalarının, kendi ürettiği bilimsel veriyle de ciddi biçimde çeliştiğini ortaya koyuyor.

Puerto Rico yerel yönetimleri, ExxonMobili, gerçeğe aykırı beyanatlara devam etmekle de itham ediyor – ki bunun, ABD hukuk sisteminde organize suç olarak sınıflandırılabileceği düşünülüyor. Tam olarak bu nedenle davalarını, benzer taktikler kullanan tütün endüstrisine karşı kullanılan federal yasa üzerine inşa ettiler.

Görüldüğü üzere, yanlış veya yanıltıcı bilgilendirmeye dair davalar kesinlikle yeni değil. Ancak son birkaç yılda, sanıkların yeşil aklama taktiklerine başvurduğu iddiasıyla, mahkemelere ve tüketiciyi koruma kurumlarına sunulan davaların sayısında patlama yaşandı. (İklim değişikliğiyle ilgili konularda yapılan yeşil aklamaya, artık iklim yıkama/climate washing de deniyor.) 2015ten bu yana, iklim yıkama ithamıyla, şirketler aleyhine 80in üzerinde dava açıldı. Ancak bu davaların üçte ikisi, geçtiğimiz iki sene içerisinde açıldı.

‘Global trends in climate litigation: 2023 snapshot’ başlıklı rapordan alınmıştır.


Bu artışın kısmen, bu talepleri iletmenin artık nispeten daha kolay olmasından kaynaklandığı söylenebilir. Diğer yandan bu süreçte, şirketler iklim hedefleri konusunda oldukça dikkat çekici duyurular yapmaya başladılar ve – Carbon Tracker analizinin de doğruladığı üzere – bu duyuruların güvenilirliği konusunda ciddi endişeler var.

Şu ana kadarki davalar, çeşitli yanlış bilgi türlerini vurgular nitelikte:

  • İklim hedeflerinin güvenilirliği: Örneğin Avustralyalı madencilik devi Glencorea açılan davada, şirketin taş kömürü ocaklarını giderek genişletmesinin, net sıfır hedefleriyle uyumlu olmadığı öne sürülüyor.
  • Bir ürünün iklim nötrveya karbon nötrolduğuna dair iddiaları inceleyen çok sayıda dava oldu. Bahse konu ürünler, muzdan çöp poşetine kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor. İncelenenler arasında, Avustralyadaki Toyota araçlar da var.
  • İklim-dostu yatırımlar yaptığını duyurmak, giderek daha fazla şirketin başını derde sokuyor. Örneğin BP, yenilenebilir enerjiye, gerçekte olduğundan çok daha fazla yatırım yaptığı algısını yaratan reklam kampanyası nedeniyle dava edildi. Shell ise aynı yöntemle yatırımcıları yanıltmakla suçlandı.
  • Pek çok şirket ve finans kurumu ise iklim risklerini örtbas etmekle itham ediliyor; suçlananlar arasında Avustralya merkezli çok uluslu CommBank da var.

Kirli 12, yeşil aklamayı benimsiyor

Greenpeace de petrol endüstrisinden uzmanlarla birlikte hazırladığı ‘Kirli 12’ raporunda, çoğu şirketin gerçek emisyon azaltımları yapmak yerine yeşil aklama taktikleri benimsediğine dikkat çekiyor. Rapora göre, dünya çapında faaliyet gösteren 12 petrol ve doğal gaz şirketinin 2022 yılındaki toplam enerji üretiminin yalnızca yüzde 0,3’ü yenilenebilir enerjiden geldi. Aynı şirketler, yatırımlarının yalnızca yüzde 7,3’ünü (6,57 milyar Euro) yeşil enerjiye aktardılar; geri kalanı, fosil yakıtlara ayrıldı.

Devlet destekli yeşil yıkamakonusu da son aylarda büyük ses getirdi. Avustralyada, hükümet destekli emisyon azaltım sertifikasyon sisteminin etkinliği sorgulandı. Avrupa Birliğinde ise, yatırımcıların sürdürülebilir, iklim dostu yatırımları ayırt edebilmesine yardımcı olmayı planlayan Taksonomiye doğal gazın geçiş yakıtı olarak dahil edilmesi sorgulandı.

Yeşil yıkama, daha sıkı düzenlemeler ve sertifikasyon sistemleriyle engellenebilir. Buna yönelik adımlar zaten mevcut, örneğin, AB Komisyonu Mart 2023te, şirketlerin çevresel iddialarını nasıl kanıtlamaları gerektiğine ilişkin net kriterler belirleyen ve sertifikasyon sistemlerine daha katı koşullar getiren Yeşil İddialar Direktifini kabul etti.

Bu sorunu çözmeye yönelik bir diğer önemli girişim, BM Genel Sekreteri tarafından bir araya getirilen üst düzey uzman grubu oldu. Bu grup, iklim nötr hedeflerinin güvenilirliğini değerlendirerek, şirketler, şehirler veya finansal kuruluşlar tarafından yeşil aklama amacıyla kullanılmalarının önüne geçme hedefiyle kuruldu. Grubun geliştirdiği kriterler, hem geliştirilecek sertifikasyon sistemleri hem de gelecek davalar açısından önemli olabilir.

Fosil yakıt devlerinin net sıfır hedefleri inandırıcı değil

Carbon Tracker’ın kısa zaman önce yayınladığı bir analize göre, dünyanın en büyük 25 petrol ve doğalgaz şirketinden 24’ünün, yeterli ve inandırıcı iklim hedefleri bulunmuyor. Bu da demek oluyor ki, şirketlerin aksi yöndeki iddialarına rağmen, sera gazı emisyonu azaltım planları eksik veya yanıltıcı; yani net sıfırhedeflerini ciddiye almak mümkün değil.

Yalnızca bir şirket, İtalya merkezli çok uluslu Eni, iyi yapılandırılmış iklim hedeflerine sahip ve TotalEnergies, Repsol ve BP gibi diğer Avrupa merkezli şirketlerden daha çok yol katetmiş görünüyor.

Öte yandan, güvenilirliğin önemli bir boyutu da uygulama aşaması. Bunun için de şirketin üretim ve yatırım planlarını da değerlendirmek gerekiyor. Birçok şirket, yaratıcı muhasebeyöntemlerine başvurarak, yani karbon dengeleme kredilerine veya karbon yakalama teknolojilerine akıl almaz ölçüde bel bağlayarak, kamuoyunu aldatmaya çalışıyor.

İklim davaları, şirket (ve hükümetlerin) iklim konusunda hesap verebilirliğini sağlamak için giderek daha etkili bir araç haline geliyor. Davaların doğrudan bir sonucu olarak, şirketlerin iklim hedeflerini artırdıklarına tanık olduk. Aynı zamanda iklim davaları sonucunda büyük kirleticilerin hisse fiyatlarının da düşebildiği gözlemlendi; yani bu davalar, aynı zamanda ciddi bir mali risk de teşkil ediyorlar. Dünyanın en büyük enerji, kamu hizmetleri ve malzeme şirketlerinin borsa değerlerinde, davaların açılmasından sonraki günlerde ortalama yüzde 0,57, olumsuz kararların ardından ise yüzde 1,5 düşüş yaşandığı gözlendi. İlk başlarda arzulanan başarıya ulaşamadılarsa da iklim davaları, iklim kriziyle mücadelenin aciliyetine dikkat çekiyor ve insanları harekete geçirmede önemli rol oynuyorlar.

 

Annamária Lehoczky, iklim değişikliğine uyum konusunda doktorasına devam eden bir iklim bilimci ve çevre gazetecisi. Şu anda İspanya’daki Rovira i Virgili Üniversitesi’nin İklim Değişikliği Merkezi’nde çalışıyor.

 

İlgili Yazılar

İklim kanunu taslağı: Ne biliyoruz?

2024 yılı içinde TBMM’nin gündemine gelmesi beklenen iklim kanununun içeriği belirsizliğini korusa da, tartışma yaratmaya ve iklim dezenformasyonuna konu olmaya devam ediyor. Oysa uzmanlara göre iklim kanunu taslağında, güçlü bir kanunun sahip olması gereken önemli unsurlar eksik. Türkiye’nin azaltım hedeflerine yer verilmediği gibi, iklim değişikliği ile mücadelede izlenecek politikaların çerçevesi de net değil. Detaylı hazırlanmış yegâne bölümlerin emisyon ticareti sistemine ilişkin olması da dikkat çekiyor. Uzmanlara göre bu haliyle kanun taslağı, iklimi değil, AB ile ticareti korumayı hedefliyor.

Türkiye’de otlaklar verimsizleşiyor, geleneksel hayvancılık gerileyecek

Milyonlarca insanın geçim kaynağı olan geleneksel hayvancılık, iklim değişikliği nedeniyle tehdit altında. Yeni bir çalışmaya göre, Türkiye’nin de dahil olduğu Batı Asya’da kuraklıkların kuvvetlenmesi ve otlakların verimsizleşmesi, geleneksel hayvancılığa zarar verecek. Yerel halkların geçim kaynaklarını destekleyebilmek için geleneksel ekolojik bilgi birikiminden faydalanmak ve uyum önlemleri almak gerekiyor. 

G7 Bakanlar Toplantısı: ”1,5°C vurgusu önemli fakat somut adımlar yetersiz”

G7 Zirvesi öncesi İtalya’da bir araya gelen iklim, enerji ve çevre bakanları, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırma hedefini yineledi. Ancak kömürden çıkış için mutabık kalınan 2035 tarihi, bu hedef için yetersiz. G7 Bakanlar Deklarasyonu’nda yalnızca ‘‘verimsiz’’ fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması çağrısı yapılması ve enerji arz güvenliği ile azaltım politikaları arasındaki mücadelenin devam etmesi de dikkat çekici. Bu eksiklikler, 1,5°C hedefi için hâlâ yeterli kararlılığın sağlanamadığını gösteriyor. 


İklim kanunu taslağı: Ne biliyoruz?

2024 yılı içinde TBMM’nin gündemine gelmesi beklenen iklim kanununun içeriği belirsizliğini korusa da, tartışma yaratmaya ve iklim dezenformasyonuna konu olmaya devam ediyor. Oysa uzmanlara göre iklim kanunu taslağında, güçlü bir kanunun sahip olması gereken önemli unsurlar eksik. Türkiye’nin azaltım hedeflerine yer verilmediği gibi, iklim değişikliği ile mücadelede izlenecek politikaların çerçevesi de net değil. Detaylı hazırlanmış yegâne bölümlerin emisyon ticareti sistemine ilişkin olması da dikkat çekiyor. Uzmanlara göre bu haliyle kanun taslağı, iklimi değil, AB ile ticareti korumayı hedefliyor.

Türkiye’de otlaklar verimsizleşiyor, geleneksel hayvancılık gerileyecek

Milyonlarca insanın geçim kaynağı olan geleneksel hayvancılık, iklim değişikliği nedeniyle tehdit altında. Yeni bir çalışmaya göre, Türkiye’nin de dahil olduğu Batı Asya’da kuraklıkların kuvvetlenmesi ve otlakların verimsizleşmesi, geleneksel hayvancılığa zarar verecek. Yerel halkların geçim kaynaklarını destekleyebilmek için geleneksel ekolojik bilgi birikiminden faydalanmak ve uyum önlemleri almak gerekiyor. 

G7 Bakanlar Toplantısı: ”1,5°C vurgusu önemli fakat somut adımlar yetersiz”

G7 Zirvesi öncesi İtalya’da bir araya gelen iklim, enerji ve çevre bakanları, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırma hedefini yineledi. Ancak kömürden çıkış için mutabık kalınan 2035 tarihi, bu hedef için yetersiz. G7 Bakanlar Deklarasyonu’nda yalnızca ‘‘verimsiz’’ fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması çağrısı yapılması ve enerji arz güvenliği ile azaltım politikaları arasındaki mücadelenin devam etmesi de dikkat çekici. Bu eksiklikler, 1,5°C hedefi için hâlâ yeterli kararlılığın sağlanamadığını gösteriyor. 


Marmara’da gemicilik kaynaklı hava kirliliği %80’e kadar azaltılabilir

İstanbul ve Çanakkale Boğazları’ndan her yıl geçen yaklaşık 50 bin gemi, Marmara Bölgesi’ndeki hava kirliliğinin de önemli sebepleri arasında. Gemi yakıtları nedeniyle açığa çıkan kükürt ve azot oksitler ile parçacıklı maddelerin ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı biliniyor. Türk Boğazlar Sistemi’nin ‘‘Emisyon Kontrol Alanı’’ ilan edilmesi ve gemi yakıtlarının denetlenmesi, gemicilik kaynaklı hava kirliliğini yüzde 80’e kadar azaltabilir. 

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo