İklim Masası

Toplum, karbon vergisinin çevre projelerinde kullanılmasını destekliyor

Akademik bir araştırmaya göre Türkiye'de toplum, olası bir karbon vergisinden elde edilecek gelirin, çevre projelerini geliştirmek için kullanılmasını tercih ediyor. Araştırmaya katılanların en çok desteklediği projeler, yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretilmesine yönelik. Nereye harcanacağı belli olmadan toplanacak bir vergi ise desteklenmiyor.
Akademik bir araştırmaya göre Türkiye'de toplum, olası bir karbon vergisinden elde edilecek gelirin, çevre projelerini geliştirmek için kullanılmasını tercih ediyor. Araştırmaya katılanların en çok desteklediği projeler, yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretilmesine yönelik. Nereye harcanacağı belli olmadan toplanacak bir vergi ise desteklenmiyor.
Yayınlanma Tarihi: 05/10/2023
Kategori:

Küresel iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarını fiyatlandırarak düşük karbon ekonomisine geçişi destekleyen ve iklim kriziyle mücadelede büyük önem taşıyan karbon vergisi, toplumsal desteğin düşük olması nedeniyle, siyasi olarak güçlükle uygulamaya konabiliyor. Tüm dünyada, az sayıda ülke tarafından ve düşük seviyede uygulanıyor. 

Henüz karbon vergisi uygulaması bulunmayan Türkiyede de durum farklı değil: Bir saha araştırmasına göre, iklim değişikliğiyle mücadelede karbon vergisini destekleyenlerin oranı yüzde 10. Öte yandan yapılan çalışmalar, karbon vergisi gelirinin nereye aktarılacağının baştan belirlenmesinin, toplumsal desteği artırabileceğine işaret ediyor.

Bu konuda Türkiyede yapılan bir araştırmaya katılanların dörtte biri, karbon vergisinden elde edilecek gelirin, yenilenebilir enerjiden elektrik üretilmesi için kullanılmasını tercih ediyor. Vergi gelirlerinin nereye harcanacağının belirsiz tutulmasını ve gelirlerin doğrudan bütçeye tahsis edilmesini isteyenlerin oranı ise yalnızca yüzde 2,5.

‘Araştırmaya katılanların yüzde 25,64’ü, gelirin, yenilenebilir enerjiden elektrik üretilmesi için kullanılmasını tercih etti.

Katılımcıların yüzde 61’i, gelirin çevreye aktarılmasını destekliyor

Çalışmaya göre, karbon vergisinden elde edilecek gelirin nasıl kullanıldığı, uygulamaya karşı oluşan toplumsal direnci kırmada önemli rol oynayabilir. Vergi gelirlerinin nereye harcanacağının baştan belirlenmesi ve özellikle çevre projelerinde kullanılması tercih ediliyor. 

Çalışmada, karbon vergisinden elde edilecek gelirin yönlendirileceği 11 farklı harcama grubu belirlendi. Araştırmaya katılanlara, bu gelirin, aralarında yenilenebilir kaynaklardan enerji üretiminin artırılması; iklim değişikliğine uyum projeleri geliştirilmesi; en çok etkilenecek kişi ve iş kollarına yardım edilmesi; toplu taşımacılığın iyileştirilmesi gibi farklı seçenekler bulunan harcama gruplarından hangisine yönlendirilmesi gerektiği soruldu.  

Joan Sullivan / Climate Visuals Countdown


Araştırmaya katılanların yüzde 25,64ü, gelirin, yenilenebilir enerjiden elektrik üretilmesi için kullanılmasını tercih etti. Tercih edilen diğer harcama grupları da, bu kaynağın çevreye ayrılmasının istendiğini ortaya koyar nitelikte: Katılanların yüzde 13’ü, iklim değişikliğine uyum projelerinin; yüzde 11i, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek kişi ve iş kollarının; yine yüzde 11i, kömür ocağı ve kömürlü termik santrallerin kapatılmasından etkilenecek işçilerin desteklenmesi gerektiğini düşünüyor. 

Karbon vergisinden elde edilecek gelirin çevre projeleri geliştirmek için kullanılmasını tercih edenlerin oranının (yüzde 61,27), gelirin tüm vatandaşlara eşit olarak dağıtılmasını (yüzde 7,22), gelir vergisi oranlarının düşürülmesini (yüzde 7,28) veya sosyal sigortada işveren payının azaltılmasını (yüzde 4,88) destekleyenlerden daha yüksek olduğu görülüyor. Vergi gelirinin nereye harcanacağının belirsiz olduğu ve doğrudan kamu bütçesine aktarıldığı senaryoyu tercih edenlerin oranı ise yalnızca yüzde 2,53

‘Public support for carbon taxation in Turkey: Drivers and barriers’ başlıklı makaleye dayanmaktadır.

 

‘Mevcut haliyle Emisyon Ticaret Sistemi, AB’de bile, karbon emisyonuna neden olan bütün kaynakları regüle edemiyor. Özellikle kara yolu ulaşımı, bu düzenlemeye tabi değil. Oysa etkin bir iklim politikası, ancak bütün kirlilik kaynaklarının regüle edilmesiyle mümkün olabilir.


ETS ve karbon vergisi şart

Türkiyenin henüz bir karbon fiyatlandırma politikası bulunmuyor. Diğer taraftan, Avrupa Birliğinin 2026 yılında uygulamaya koymayı planladığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gereği, Türkiyede üretilen ve ABye ihraç edilen ürünler, içerdikleri karbon yoğunluğuna göre AB tarafından vergilendirilecek. Türkiyede ulusal bir karbon fiyatlandırma politikasının olması ve karbonun, AB SKDMye uyumlu şekilde fiyatlanması durumunda ise, bu gelirin tamamı Türkiyeye kalacak

İklim krizini bir tür piyasa başarısızlığı olarak tanımlayan iktisat yazınında, bu krizin giderilmesi için regülasyonlar ve/veya piyasa temelli araçlarla piyasaya müdahale edilmesi gerektiği, uzun yıllardır tartışılıyor. 

Bahsedilen piyasa temelli araçlar, karbon vergisi ve emisyon ticaret sistemi (ETS) olarak iki gruba ayrılıyor. ETSde gelirler, emisyon ticaretine dahil olan ve kendi kirlilik haklarını, yani kotalarını, satan şirketlerin bütçesine aktarılıyor. Kotasını aşan ve bunu kota satın alarak dengelemeyen şirketlerin ödediği cezalar ise kamu bütçesine aktarılıyor. 

Öte yandan, karbon vergisinden elde edilen gelirin tamamı, kamu bütçesine aktarılıyor. Bu konuda yapılan araştırmalar, gelirin kamu yönetimi tarafından çevre projelerinde kullanmak üzere ayrılması ve bunun topluma şeffaflıkla anlatılması durumunda, karbon vergisine desteğin artabileceğini ortaya koyuyor. 

Bert Kaufmann – Climate Visuals


SKDMnin uygulamaya konmasına bağlı olarak, Türkiyede de ETS kurulmasına yönelik hazırlıklar devam ediyor. Ancak ETSnin karbon vergisi ile desteklenmesi çok önemli. Bunun nedeni, mevcut haliyle ETSnin, ABde bile, karbon emisyonuna neden olan bütün kaynakları regüle edemiyor oluşu. Özellikle kara yolu ulaşımı, bu düzenlemeye tabi değil. Oysa etkin bir iklim politikası, ancak bütün kirlilik kaynaklarının regüle edilmesiyle mümkün olabilir. 

2019 yılında dünya genelinde karbon vergisinin ton başına ortalama fiyatı yaklaşık 26 dolardı. Oysa Paris Anlaşması’nın belirlediği sıcaklık artışını sınırlama hedefine ulaşmak için, 2020 yılına kadar ton başına 40 ila 50 dolarlık karbon vergisi ödenmesi gerekiyordu.’’

Vergi tutarı, iklim hedeflerinin gerisinde

Daha önce fiyatlanmayan ve dışsal maliyetlere neden olan emisyonları fiyatlandıran bu politika araçları, sera gazı emisyonlarını azaltmanın yanı sıra gelir de sağlıyor. Ancak iktisatçılar tarafından yıllardır savunulan bu araç, yeterince yaygınlaşamadı.

Haritada 1 ve 3 numaralı renklerle gösterilen ülkelerde karbon vergisi uygulamadadır veya uygulamaya konması kararlaştırılmıştır. (Kaynak: World Bank. 2023. State and Trends of Carbon Pricing 2023. © http://hdl.handle.net/10986/39796 License: CC BY 3.0 IGO.)

 

Bir araştırmaya göre, 2019 yılında dünya genelinde karbon vergisinin ton başına ortalama fiyatı yaklaşık 26 dolardı. Oysa Paris Anlaşması’nın belirlediği sıcaklık artışını sınırlama hedefine ulaşmak için, 2020 yılına kadar ton başına 40 ila 50 dolarlık karbon vergisi ödenmesi gerekiyordu.

Karbon vergisinin düşük seviyelerde ve az sayıda ülke tarafından uygulanmasının en önemli nedeninin, toplumun bu fiyatlandırma politikalarına gösterdiği direnç olduğu düşünülüyor. Toplumda, karbon vergisinin iklim değişikliği ile mücadele etmekten ziyade, hükümetlere ek gelir sağlamak için konulacağı düşüncesi hakim. 

Bu konuda dünya genelinde en dikkat çeken örnek olarak Fransa gösterilebilir. İklim değişikliği ile mücadele etmek için akaryakıt vergilerinin artırılması önerisi, Sarı Yeleklilerolarak adlandırılan grup tarafından gerçekleştirilen, ülke geneline yayılan ve şiddet içeren eylemler nedeniyle askıya alındı.

 


Dolaylı vergiler direnç yaratıyor

Türkiyede yapılan bir saha araştırması da, iklim değişikliği ile mücadele söz konusu olduğunda en az destek bulan ikinci politika aracının karbon vergisi olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya katılanların yalnızca yüzde 10u, bir dizi politika arasından karbon vergisi yönünde tercihte bulundu. 

Bunun olası nedenlerinden biri, Türkiyedeki tüketim vergilerinden, yani dolaylı vergilerden, sağlanan gelirin, toplam vergi gelirlerinin neredeyse yarısına denk gelmesi. Bu vergiler, daha kolay toplanmaları nedeniyle hükümetler tarafından daha fazla tercih ediliyorlar.

Diğer taraftan, tüketim vergilerinin olumsuz yanı gerileyici bir yapıya sahip olmaları. Bunun anlamı, vergi yükünün yoksullar üzerinde daha fazla olması.

Tam da bu nedenle, toplumların, yine bir tüketim vergisi olan karbon vergisine direnç gösterdiği söylenebilir. Ve aynı sebeple, elde edilen gelirin nasıl kullanıldığı, bu direnci kırmakta önemli rol oynayabilir.

 

‘Dünyanın en zengin yüzde 10’luk kesimi, toplam sera gazı emisyonlarının yarısından sorumluyken, en fakir yüzde 50’si, emisyonların sadece yüzde 10’undan sorumlu. Karbon vergisinden sağlanan gelir, doğru şekilde kullanıldığında, iklim adaletinin sağlanmasında önemli bir rol oynayabilir.


Karbon vergisi, iklim adaletinin sağlanmasına katkı sunabilir

Karbon vergisinden sağlanan gelir, doğru şekilde kullanıldığında, iklim adaletinin sağlanmasında önemli bir rol oynayabilir. Nitekim, her bireyin iklim krizine katkısı aynı değil.

Dünyanın en zengin yüzde 10luk kesimi, toplam sera gazı emisyonlarının yarısından sorumluyken, en fakir yüzde 50si, emisyonların sadece yüzde 10undan sorumlu. Buna karşın iklim krizi, yoksulları daha çok etkiliyor. Dünya Bankası verilerine göre, iklim krizi nedeni ile yoksulluğa itilen insan sayısı da artacak.

Yoksullar, aşırı hava olaylarının neden olacağı su ve gıda güvensizliğinden, sel baskınlarından ve elektrik üretiminde kullanılan kömürün yol açtığı hava kirliliğinden daha fazla etkilenen kırılgan gruplar arasında yer alıyor.

 

NOAA/NOAA


Bu olumsuz etkileri azaltmak için yeterli gelire sahip olmadıkları için, yoksullukları giderek derinleşerek süreklilik kazanıyor. Örneğin, aşırı hava olayları sonrası gıda fiyatlarında görülen artış, bu grubun satın alma gücünü daha da düşürerek, yetersiz beslenmeye dayalı sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabiliyor.

Bir diğer örnek, kirli havanın neden olduğu sağlık sorunları. Kömürden elektrik üretimi, karbon ve diğer sera gazı emisyonlarını ciddi miktarda artırıyor; hem küresel hem de yerel hava kirliliğine neden oluyor. Kömür santrallerinin neden olduğu en önemli sağlık sorunları arasında, solunum yolu, kalp-damar ve sinir sistemi rahatsızlıkları bulunuyor.

Sağlık ve Çevre Birliği HEAL, 1965 ve 2020 yılları arasında Türkiyede kömürden elektrik üretiminin kümülatif sağlık maliyetini 320 milyar euro olarak hesaplıyor. Üstelik yoksulların, iyi ve yeterli sağlık hizmetlerine erişimleri olmayabilir. Bu nedenle, astım gibi sağlık sorunları daha da kötüleşebilir ve yeni sağlık sorunları gelişebilir. 

Karbon vergisi, iklim krizinin yoksullar üzerindeki bu olumsuz etkilerini azaltmak ve hatta mümkünse yok etmek için geliştirilecek projelere önemli kaynak sağlayabilir. 

‘Vergi gelirinin bir kısmının doğrudan yoksullara transfer edilmesi, onları iklim krizinin etkilerinden korumak için yeterli olmayacak. Bunun nedeni, iklim krizi ile mücadele edebilmek için geliştirilecek azaltım ve uyuma yönelik projelerin, bireysel çabalarla gerçekleştirilemeyecek ölçekte oluşu.


Doğrudan nakit transferi çözüm değil

Karbon vergisinin gerileyici etkisini azaltmak için tartışılan yöntemlerden biri, gelirin bir kısmının yoksullara doğrudan transfer edilmesi. Gelirin bu şekilde kullanılması, yoksulların gelirinde artışa neden olabilecekse de, onları iklim krizinin etkilerinden korumak için yeterli olmayacak. 

Bunun nedeni, iklim krizi ile mücadele edebilmek için geliştirilecek azaltım ve uyuma yönelik projelerin, bireysel çabalarla gerçekleştirilemeyecek ölçekte oluşu. Hükümetlerin kimi zaman hukuki düzenlemeler yapmasına, kimi zaman da sistemli çabalar ve büyük çaplı projeler yürütmesine ihtiyacımız var. 

Akıllı tarım uygulamaları, sellere karşı altyapının güçlendirilmesi, kirlilikle mücadele için elektriğin yenilenebilir enerjiden üretilmesi, gıda güvenliğinin sağlanması için tarım sigorta ürünlerinin geliştirilmesi, bu projelerden sadece bazıları. 

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) 2022de yayımlanan raporuna göre Türkiye, aşırı hava olayları söz konusu olduğunda Avrupanın en kırılgan ülkesi. Bu nedenle, elde edilen gelirin nereye harcanacağı belli olmadan doğrudan bütçeye aktarılması ve/veya yoksullara gelir transferi yapılması yerine, yoksulların refahını artıracak şekilde çevre projelerine aktarılması çok önemli. 

 

‘Karbon fiyatlandırmasından elde edilen gelirlerin iklim değişikliği ile mücadelede sistemli bir şekilde kullanılması, yoksulları iklim krizinin etkilerinden koruyarak iklim adaletini sağlayabilir.

Gelir tutarı, çevreye ödenek olarak tahsis edilebilir

Türkiyedeki Bütçe Kanunu, belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmesine imkan vermiyor. Buna rağmen, Bütçe Kanunu hazırlanırken, tahmini karbon vergisi geliri kadar tutarı, çevreye yönelik harcamalar için ödenek tahsis etmek mümkün. 

Unutulmaması gereken husus, karbon fiyatlandırmasından elde edilecek gelirin sürekli olmadığı, sera gazı emisyonları düştükçe bu gelirlerin de düşeceğidir. Bu nedenle, bu gelirin etkin kullanılması çok önemli. 

Karbon fiyatlandırmasından elde edilen gelirlerin iklim değişikliği ile mücadelede sistemli bir şekilde kullanılması, yoksulları iklim krizinin etkilerinden koruyarak, iklim adaletini sağlayabilir. Ayrıca toplumun bu harcamalar konusunda sürekli bilgilendirilmesi ve elde edilen olumlu sonuçların toplum ile paylaşılması, karbon vergisine karşı olan önyargının da giderilmesine katkıda bulunabilir.

Kaynak Makaleler:

Public support for carbon taxation in Turkey: Drivers and barriers‘ 

Public preferences for carbon tax attributes‘ 

 

Prof. Dr. Ayşe Uyduranoğlu | ayse.uyduranoglu@bilgi.edu.tr

Prof. Dr. Ayşe Uyduranoğlu, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olmuş ve doktorasını İngiltere’nin Exeter Üniversitesi’nde yapmıştır. 

İlgi alanı Çevre Ekonomisi olup bu alanda iklim değişikliği, çevre vergileri, özellikle karbon vergisi, emisyon ticareti, Avrupa Birliği iklim politikaları, sürdürülebilir enerji, ulaşım ve su politikaları konularında çalışmaktadır. Bu konularda önde gelen uluslararası ve ulusal dergilerde yayınları bulunmaktadır. Çevre konularında kitap bölümleri vardır ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınevi tarafından basılan “Developing Sustainability” kitabının editörlerindendir. WWF Türkiye tarafından yayımlanan “Türkiye’nin Su Riskleri” başlıklı raporun ortak yazarıdır. 

2022 yılında Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Konseyi Çalışma Grubu üyesi olarak yeşil vergileme konusunda çalışmıştır. Yeşil Gazete’de çevre ve edebiyat konularında gönüllü olarak yazmaktadır. 2000 yılından bu yana İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve 2010 yılından bu yana aynı üniversitenin Çevre, Enerji ve Sürdürülebilirlik Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin müdürlüğünü yapmaktadır. 

Uzmanlık Alanları: Karbon Fiyatlandırması, Yeşil Vergiler, Yeşil Mutabakat, Sürdürülebilir Ulaşım, Enerji ve Su Politikaları

Küresel iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarını fiyatlandırarak düşük karbon ekonomisine geçişi destekleyen ve iklim kriziyle mücadelede büyük önem taşıyan karbon vergisi, toplumsal desteğin düşük olması nedeniyle, siyasi olarak güçlükle uygulamaya konabiliyor. Tüm dünyada, az sayıda ülke tarafından ve düşük seviyede uygulanıyor. 

Henüz karbon vergisi uygulaması bulunmayan Türkiyede de durum farklı değil: Bir saha araştırmasına göre, iklim değişikliğiyle mücadelede karbon vergisini destekleyenlerin oranı yüzde 10. Öte yandan yapılan çalışmalar, karbon vergisi gelirinin nereye aktarılacağının baştan belirlenmesinin, toplumsal desteği artırabileceğine işaret ediyor.

Bu konuda Türkiyede yapılan bir araştırmaya katılanların dörtte biri, karbon vergisinden elde edilecek gelirin, yenilenebilir enerjiden elektrik üretilmesi için kullanılmasını tercih ediyor. Vergi gelirlerinin nereye harcanacağının belirsiz tutulmasını ve gelirlerin doğrudan bütçeye tahsis edilmesini isteyenlerin oranı ise yalnızca yüzde 2,5.

‘Araştırmaya katılanların yüzde 25,64’ü, gelirin, yenilenebilir enerjiden elektrik üretilmesi için kullanılmasını tercih etti.

Katılımcıların yüzde 61’i, gelirin çevreye aktarılmasını destekliyor

Çalışmaya göre, karbon vergisinden elde edilecek gelirin nasıl kullanıldığı, uygulamaya karşı oluşan toplumsal direnci kırmada önemli rol oynayabilir. Vergi gelirlerinin nereye harcanacağının baştan belirlenmesi ve özellikle çevre projelerinde kullanılması tercih ediliyor. 

Çalışmada, karbon vergisinden elde edilecek gelirin yönlendirileceği 11 farklı harcama grubu belirlendi. Araştırmaya katılanlara, bu gelirin, aralarında yenilenebilir kaynaklardan enerji üretiminin artırılması; iklim değişikliğine uyum projeleri geliştirilmesi; en çok etkilenecek kişi ve iş kollarına yardım edilmesi; toplu taşımacılığın iyileştirilmesi gibi farklı seçenekler bulunan harcama gruplarından hangisine yönlendirilmesi gerektiği soruldu.  

Joan Sullivan / Climate Visuals Countdown


Araştırmaya katılanların yüzde 25,64ü, gelirin, yenilenebilir enerjiden elektrik üretilmesi için kullanılmasını tercih etti. Tercih edilen diğer harcama grupları da, bu kaynağın çevreye ayrılmasının istendiğini ortaya koyar nitelikte: Katılanların yüzde 13’ü, iklim değişikliğine uyum projelerinin; yüzde 11i, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek kişi ve iş kollarının; yine yüzde 11i, kömür ocağı ve kömürlü termik santrallerin kapatılmasından etkilenecek işçilerin desteklenmesi gerektiğini düşünüyor. 

Karbon vergisinden elde edilecek gelirin çevre projeleri geliştirmek için kullanılmasını tercih edenlerin oranının (yüzde 61,27), gelirin tüm vatandaşlara eşit olarak dağıtılmasını (yüzde 7,22), gelir vergisi oranlarının düşürülmesini (yüzde 7,28) veya sosyal sigortada işveren payının azaltılmasını (yüzde 4,88) destekleyenlerden daha yüksek olduğu görülüyor. Vergi gelirinin nereye harcanacağının belirsiz olduğu ve doğrudan kamu bütçesine aktarıldığı senaryoyu tercih edenlerin oranı ise yalnızca yüzde 2,53

‘Public support for carbon taxation in Turkey: Drivers and barriers’ başlıklı makaleye dayanmaktadır.

 

‘Mevcut haliyle Emisyon Ticaret Sistemi, AB’de bile, karbon emisyonuna neden olan bütün kaynakları regüle edemiyor. Özellikle kara yolu ulaşımı, bu düzenlemeye tabi değil. Oysa etkin bir iklim politikası, ancak bütün kirlilik kaynaklarının regüle edilmesiyle mümkün olabilir.


ETS ve karbon vergisi şart

Türkiyenin henüz bir karbon fiyatlandırma politikası bulunmuyor. Diğer taraftan, Avrupa Birliğinin 2026 yılında uygulamaya koymayı planladığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gereği, Türkiyede üretilen ve ABye ihraç edilen ürünler, içerdikleri karbon yoğunluğuna göre AB tarafından vergilendirilecek. Türkiyede ulusal bir karbon fiyatlandırma politikasının olması ve karbonun, AB SKDMye uyumlu şekilde fiyatlanması durumunda ise, bu gelirin tamamı Türkiyeye kalacak

İklim krizini bir tür piyasa başarısızlığı olarak tanımlayan iktisat yazınında, bu krizin giderilmesi için regülasyonlar ve/veya piyasa temelli araçlarla piyasaya müdahale edilmesi gerektiği, uzun yıllardır tartışılıyor. 

Bahsedilen piyasa temelli araçlar, karbon vergisi ve emisyon ticaret sistemi (ETS) olarak iki gruba ayrılıyor. ETSde gelirler, emisyon ticaretine dahil olan ve kendi kirlilik haklarını, yani kotalarını, satan şirketlerin bütçesine aktarılıyor. Kotasını aşan ve bunu kota satın alarak dengelemeyen şirketlerin ödediği cezalar ise kamu bütçesine aktarılıyor. 

Öte yandan, karbon vergisinden elde edilen gelirin tamamı, kamu bütçesine aktarılıyor. Bu konuda yapılan araştırmalar, gelirin kamu yönetimi tarafından çevre projelerinde kullanmak üzere ayrılması ve bunun topluma şeffaflıkla anlatılması durumunda, karbon vergisine desteğin artabileceğini ortaya koyuyor. 

Bert Kaufmann – Climate Visuals


SKDMnin uygulamaya konmasına bağlı olarak, Türkiyede de ETS kurulmasına yönelik hazırlıklar devam ediyor. Ancak ETSnin karbon vergisi ile desteklenmesi çok önemli. Bunun nedeni, mevcut haliyle ETSnin, ABde bile, karbon emisyonuna neden olan bütün kaynakları regüle edemiyor oluşu. Özellikle kara yolu ulaşımı, bu düzenlemeye tabi değil. Oysa etkin bir iklim politikası, ancak bütün kirlilik kaynaklarının regüle edilmesiyle mümkün olabilir. 

2019 yılında dünya genelinde karbon vergisinin ton başına ortalama fiyatı yaklaşık 26 dolardı. Oysa Paris Anlaşması’nın belirlediği sıcaklık artışını sınırlama hedefine ulaşmak için, 2020 yılına kadar ton başına 40 ila 50 dolarlık karbon vergisi ödenmesi gerekiyordu.’’

Vergi tutarı, iklim hedeflerinin gerisinde

Daha önce fiyatlanmayan ve dışsal maliyetlere neden olan emisyonları fiyatlandıran bu politika araçları, sera gazı emisyonlarını azaltmanın yanı sıra gelir de sağlıyor. Ancak iktisatçılar tarafından yıllardır savunulan bu araç, yeterince yaygınlaşamadı.

Haritada 1 ve 3 numaralı renklerle gösterilen ülkelerde karbon vergisi uygulamadadır veya uygulamaya konması kararlaştırılmıştır. (Kaynak: World Bank. 2023. State and Trends of Carbon Pricing 2023. © http://hdl.handle.net/10986/39796 License: CC BY 3.0 IGO.)

 

Bir araştırmaya göre, 2019 yılında dünya genelinde karbon vergisinin ton başına ortalama fiyatı yaklaşık 26 dolardı. Oysa Paris Anlaşması’nın belirlediği sıcaklık artışını sınırlama hedefine ulaşmak için, 2020 yılına kadar ton başına 40 ila 50 dolarlık karbon vergisi ödenmesi gerekiyordu.

Karbon vergisinin düşük seviyelerde ve az sayıda ülke tarafından uygulanmasının en önemli nedeninin, toplumun bu fiyatlandırma politikalarına gösterdiği direnç olduğu düşünülüyor. Toplumda, karbon vergisinin iklim değişikliği ile mücadele etmekten ziyade, hükümetlere ek gelir sağlamak için konulacağı düşüncesi hakim. 

Bu konuda dünya genelinde en dikkat çeken örnek olarak Fransa gösterilebilir. İklim değişikliği ile mücadele etmek için akaryakıt vergilerinin artırılması önerisi, Sarı Yeleklilerolarak adlandırılan grup tarafından gerçekleştirilen, ülke geneline yayılan ve şiddet içeren eylemler nedeniyle askıya alındı.

 


Dolaylı vergiler direnç yaratıyor

Türkiyede yapılan bir saha araştırması da, iklim değişikliği ile mücadele söz konusu olduğunda en az destek bulan ikinci politika aracının karbon vergisi olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya katılanların yalnızca yüzde 10u, bir dizi politika arasından karbon vergisi yönünde tercihte bulundu. 

Bunun olası nedenlerinden biri, Türkiyedeki tüketim vergilerinden, yani dolaylı vergilerden, sağlanan gelirin, toplam vergi gelirlerinin neredeyse yarısına denk gelmesi. Bu vergiler, daha kolay toplanmaları nedeniyle hükümetler tarafından daha fazla tercih ediliyorlar.

Diğer taraftan, tüketim vergilerinin olumsuz yanı gerileyici bir yapıya sahip olmaları. Bunun anlamı, vergi yükünün yoksullar üzerinde daha fazla olması.

Tam da bu nedenle, toplumların, yine bir tüketim vergisi olan karbon vergisine direnç gösterdiği söylenebilir. Ve aynı sebeple, elde edilen gelirin nasıl kullanıldığı, bu direnci kırmakta önemli rol oynayabilir.

 

‘Dünyanın en zengin yüzde 10’luk kesimi, toplam sera gazı emisyonlarının yarısından sorumluyken, en fakir yüzde 50’si, emisyonların sadece yüzde 10’undan sorumlu. Karbon vergisinden sağlanan gelir, doğru şekilde kullanıldığında, iklim adaletinin sağlanmasında önemli bir rol oynayabilir.


Karbon vergisi, iklim adaletinin sağlanmasına katkı sunabilir

Karbon vergisinden sağlanan gelir, doğru şekilde kullanıldığında, iklim adaletinin sağlanmasında önemli bir rol oynayabilir. Nitekim, her bireyin iklim krizine katkısı aynı değil.

Dünyanın en zengin yüzde 10luk kesimi, toplam sera gazı emisyonlarının yarısından sorumluyken, en fakir yüzde 50si, emisyonların sadece yüzde 10undan sorumlu. Buna karşın iklim krizi, yoksulları daha çok etkiliyor. Dünya Bankası verilerine göre, iklim krizi nedeni ile yoksulluğa itilen insan sayısı da artacak.

Yoksullar, aşırı hava olaylarının neden olacağı su ve gıda güvensizliğinden, sel baskınlarından ve elektrik üretiminde kullanılan kömürün yol açtığı hava kirliliğinden daha fazla etkilenen kırılgan gruplar arasında yer alıyor.

 

NOAA/NOAA


Bu olumsuz etkileri azaltmak için yeterli gelire sahip olmadıkları için, yoksullukları giderek derinleşerek süreklilik kazanıyor. Örneğin, aşırı hava olayları sonrası gıda fiyatlarında görülen artış, bu grubun satın alma gücünü daha da düşürerek, yetersiz beslenmeye dayalı sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabiliyor.

Bir diğer örnek, kirli havanın neden olduğu sağlık sorunları. Kömürden elektrik üretimi, karbon ve diğer sera gazı emisyonlarını ciddi miktarda artırıyor; hem küresel hem de yerel hava kirliliğine neden oluyor. Kömür santrallerinin neden olduğu en önemli sağlık sorunları arasında, solunum yolu, kalp-damar ve sinir sistemi rahatsızlıkları bulunuyor.

Sağlık ve Çevre Birliği HEAL, 1965 ve 2020 yılları arasında Türkiyede kömürden elektrik üretiminin kümülatif sağlık maliyetini 320 milyar euro olarak hesaplıyor. Üstelik yoksulların, iyi ve yeterli sağlık hizmetlerine erişimleri olmayabilir. Bu nedenle, astım gibi sağlık sorunları daha da kötüleşebilir ve yeni sağlık sorunları gelişebilir. 

Karbon vergisi, iklim krizinin yoksullar üzerindeki bu olumsuz etkilerini azaltmak ve hatta mümkünse yok etmek için geliştirilecek projelere önemli kaynak sağlayabilir. 

‘Vergi gelirinin bir kısmının doğrudan yoksullara transfer edilmesi, onları iklim krizinin etkilerinden korumak için yeterli olmayacak. Bunun nedeni, iklim krizi ile mücadele edebilmek için geliştirilecek azaltım ve uyuma yönelik projelerin, bireysel çabalarla gerçekleştirilemeyecek ölçekte oluşu.


Doğrudan nakit transferi çözüm değil

Karbon vergisinin gerileyici etkisini azaltmak için tartışılan yöntemlerden biri, gelirin bir kısmının yoksullara doğrudan transfer edilmesi. Gelirin bu şekilde kullanılması, yoksulların gelirinde artışa neden olabilecekse de, onları iklim krizinin etkilerinden korumak için yeterli olmayacak. 

Bunun nedeni, iklim krizi ile mücadele edebilmek için geliştirilecek azaltım ve uyuma yönelik projelerin, bireysel çabalarla gerçekleştirilemeyecek ölçekte oluşu. Hükümetlerin kimi zaman hukuki düzenlemeler yapmasına, kimi zaman da sistemli çabalar ve büyük çaplı projeler yürütmesine ihtiyacımız var. 

Akıllı tarım uygulamaları, sellere karşı altyapının güçlendirilmesi, kirlilikle mücadele için elektriğin yenilenebilir enerjiden üretilmesi, gıda güvenliğinin sağlanması için tarım sigorta ürünlerinin geliştirilmesi, bu projelerden sadece bazıları. 

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) 2022de yayımlanan raporuna göre Türkiye, aşırı hava olayları söz konusu olduğunda Avrupanın en kırılgan ülkesi. Bu nedenle, elde edilen gelirin nereye harcanacağı belli olmadan doğrudan bütçeye aktarılması ve/veya yoksullara gelir transferi yapılması yerine, yoksulların refahını artıracak şekilde çevre projelerine aktarılması çok önemli. 

 

‘Karbon fiyatlandırmasından elde edilen gelirlerin iklim değişikliği ile mücadelede sistemli bir şekilde kullanılması, yoksulları iklim krizinin etkilerinden koruyarak iklim adaletini sağlayabilir.

Gelir tutarı, çevreye ödenek olarak tahsis edilebilir

Türkiyedeki Bütçe Kanunu, belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmesine imkan vermiyor. Buna rağmen, Bütçe Kanunu hazırlanırken, tahmini karbon vergisi geliri kadar tutarı, çevreye yönelik harcamalar için ödenek tahsis etmek mümkün. 

Unutulmaması gereken husus, karbon fiyatlandırmasından elde edilecek gelirin sürekli olmadığı, sera gazı emisyonları düştükçe bu gelirlerin de düşeceğidir. Bu nedenle, bu gelirin etkin kullanılması çok önemli. 

Karbon fiyatlandırmasından elde edilen gelirlerin iklim değişikliği ile mücadelede sistemli bir şekilde kullanılması, yoksulları iklim krizinin etkilerinden koruyarak, iklim adaletini sağlayabilir. Ayrıca toplumun bu harcamalar konusunda sürekli bilgilendirilmesi ve elde edilen olumlu sonuçların toplum ile paylaşılması, karbon vergisine karşı olan önyargının da giderilmesine katkıda bulunabilir.

Kaynak Makaleler:

Public support for carbon taxation in Turkey: Drivers and barriers‘ 

Public preferences for carbon tax attributes‘ 

 

Prof. Dr. Ayşe Uyduranoğlu | ayse.uyduranoglu@bilgi.edu.tr

Prof. Dr. Ayşe Uyduranoğlu, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olmuş ve doktorasını İngiltere’nin Exeter Üniversitesi’nde yapmıştır. 

İlgi alanı Çevre Ekonomisi olup bu alanda iklim değişikliği, çevre vergileri, özellikle karbon vergisi, emisyon ticareti, Avrupa Birliği iklim politikaları, sürdürülebilir enerji, ulaşım ve su politikaları konularında çalışmaktadır. Bu konularda önde gelen uluslararası ve ulusal dergilerde yayınları bulunmaktadır. Çevre konularında kitap bölümleri vardır ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınevi tarafından basılan “Developing Sustainability” kitabının editörlerindendir. WWF Türkiye tarafından yayımlanan “Türkiye’nin Su Riskleri” başlıklı raporun ortak yazarıdır. 

2022 yılında Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Konseyi Çalışma Grubu üyesi olarak yeşil vergileme konusunda çalışmıştır. Yeşil Gazete’de çevre ve edebiyat konularında gönüllü olarak yazmaktadır. 2000 yılından bu yana İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve 2010 yılından bu yana aynı üniversitenin Çevre, Enerji ve Sürdürülebilirlik Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin müdürlüğünü yapmaktadır. 

Uzmanlık Alanları: Karbon Fiyatlandırması, Yeşil Vergiler, Yeşil Mutabakat, Sürdürülebilir Ulaşım, Enerji ve Su Politikaları

İlgili Yazılar

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Marmara Denizi ‘hasta’ ve iklim değişikliği, krizi derinleştiriyor

Kentsel ve endüstriyel kirliliğin yanı sıra aşırı avcılık ve iklim değişikliği baskısı altında olan Marmara Denizi’nin ekosistemi, son 50 yılda oldukça ağır dönüşümler geçirdi ve telafisi mümkün olmayacak şekilde bozulmaya doğru gidiyor. Büyük avcı balıkların denizden kaybolması, sistemin bu türleri barındıramayacak hale geldiğine işaret ediyor. Bugün Marmara’daki balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor. Bu türlerin başında, av verimi her geçen yıl azalan hamsi geliyor. Uzmanlar, giderek kaybolan türlerin, insan müdahalesi ve etkisi ciddi oranda azaltılmadan geri gelmelerinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Marmara Denizi için mevcut durum sürdürülebilir değil ve tüm paydaşların tam bir uzlaşı ile mevcut baskıların azaltılmasını sağlaması gerekiyor.

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo