İklim Masası

Türkiye kömüre mahkum değil

Yakın zamanda akademisyenler tarafından yapılan çalışmalar, kömürün yenilenebilir enerji ile ikame edilebileceğini ve Türkiye'nin en geç 2035'e kadar tüm elektrik ihtiyacını kömür dışı kaynaklardan karşılayabileceğini ortaya koyuyor.
Yakın zamanda akademisyenler tarafından yapılan çalışmalar, kömürün yenilenebilir enerji ile ikame edilebileceğini ve Türkiye'nin en geç 2035'e kadar tüm elektrik ihtiyacını kömür dışı kaynaklardan karşılayabileceğini ortaya koyuyor.
Yayınlanma Tarihi: 03/08/2023
Kategori:

Muğla’nın Milas ilçesinde bulunan Akbelen Ormanı’nın, Yeniköy Kemerköy termik santrallerine kömür sağlamak üzere maden ocağına dönüştürülmek istenmesi, Türkiye’nin enerji politikalarını da tartışmaya açtı.

2014 yılından bu yana IC İÇTAŞ Enerji ve LİMAK Enerji ortaklığı tarafından işletilen Yeniköy ve Kemerköy Termik Santralleri tarafından yapılan açıklamada, santrallerde üretilen enerjinin yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ikame edilemeyeceği iddia edildi

Bu iddiaları daha geniş perspektiften değerlendirebilmek için, Türkiye’de enerji dönüşümüyle ilgili yapılan bilimsel çalışmalara dikkatinizi çekmek isteriz.

Sabancı Üniversitesi, İstanbul Politikalar Merkezi tarafından 2021 yılında yayınlanan, bu sene ise Fransa’da düzenlenen 26. Küresel Ekonomik Analiz Konferansı’nda (26th Annual Conference on Global Economic Analysis) sunulan çalışmaya göre, Türkiye’deki mevcut yenilenebilir enerji kapasitesi ve potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda, en geç 2035 yılında, elektrik ihtiyacının tamamını kömür dışı kaynaklardan karşılamak mümkün. Ancak bunun için, bugünden harekete geçmek gerekiyor.

2018-2030 yılları için yapılan model projeksiyonlarına göre, gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) ve elektrik talebi %50’nin üzerinde arttığında dahi, kömürde kurulu güç %62, kömürden elektrik üretimi ise %70 azaltılabilir. Bu, elektrik sektörü kaynaklı emisyonların da yarı yarıya azalması anlamına gelecek. Takip eden beş sene içerisinde (2035) ise Türkiye, enerji üretiminde kömürü tamamen terk edebilir.

Böyle bir hedef benimsemesi durumunda Türkiye’nin, rüzgar enerjisinde kurulu gücünü üç kat, güneş enerjisinde ise beş kat artırması gerekiyor. 2030 yılına gelindiğinde, rüzgar ve güneşten elektrik üretimi, 2018 yılına kıyasla dört kat fazla olmalı.

2016 yılında yayınlanan ve 2030 yılına uzanan bir modellemeyle kömür teşviklerinden vazgeçmenin emisyonlara ve Türkiye ekonomisine etkilerini değerlendiren bir başka çalışmaya göre ise, yalnızca kömür teşviklerini sonlandırmak dahi Türkiye’nin emisyonlarını %5 düşürebilir. Araştırmaya göre, teşviklerden vazgeçmenin GSYİH üzerinde kayda değer etkisi bulunmuyor. 

Her iki çalışmanın da yazarları arasında bulunan, Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan’ın değerlendirmelerini aşağıda paylaşıyoruz:

Türkiye 2035’e kadar kömürden çıkabilir

‘Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonları 2021 itibariyle 564.4 milyon ton CO2 eş değerine ulaştı.  Bu 1990’a görece %156’lık bir artış demek. Türkiye, toplam küresel emisyonların ise %1.1’inden sorumlu; bu, düşük bir rakam olarak ifade ediliyor ve Türkiye’nin iklim krizindeki sorumluluğunun az olduğu vurgulanıyor. Ne var ki, kişi başına (5.2 ton) ve çalışan işçi başına (18 ton) CO2 emisyonların seyrine baktığımızda Türkiye, Kore ile birlikte dünyada en hızlı emisyon artış sergileyen ülke ve bu artış hızıyla dünya iklim krizi mücadelesinde yeterli mücadele vermediği gerekçesiyle itibarsızlaşıyor.

Türkiye’nin 326 TwH olan yıllık elektrik üretiminin %65’i fosil yakıtlardan karşılanıyor. Elimizdeki senaryolar, tarihsel gelişimi koruyan “baz senaryo” eğilimi altında elektrik üretiminin, 2030’da 460 TwH’a, 2050’de ise  769 Twh’a çıkacağını gösteriyor. Fosil yakıtlara dayalı elektrik üretiminden kaynaklanan CO2 emisyonlarının ise 149 milyon ton’dan 2030’da 184 tona, 2050’de de 280 milyon tona ulaşacağını gösteriyor.

Oysa Türkiye, yılda 3 GW güneş ve rüzgara dayalı yenilenebilir enerji kaynaklarının kurulum hedefi ile söz konusu üretim rakamlarını koruyabilir. Elektrik üretiminden kaynaklanan CO2 emisyonları ise 2050’de 15 milyon tona değin gerileyebilir. Net sıfır patikası diye adlandırdığımız bu patikanın ana vurgusu, 2035 itibariyle kömürden elektrik üretim teknolojisinin tamamen terk edilmesidir.

Modelleme çalışmalarımız elektrik sektöründe bu dönüşümün 2030’a değin toplam yatırım, işletim ve yakıt maliyetini 29 milyar dolar olacağını göstermektedir. Ancak bu hedeflerin gerçekleşmesi için bugünden tasarımların tamamlanması ve ivedilikle uygulanmaya başlanması gerekmektedir.’

Türkiye yalnızlaşıyor, ekonomik fırsatlar kaçırılıyor

‘Bütün bunların yanında, Türkiye gerçekçi bir iklim kriziyle mücadele programı oluşturmadığı için uluslararası iklim diplomasisi sahasında itibar kaybediyor ve yalnızlaşıyor. Gene iktisatçının anladığı dilden vurgulayalım; söz konusu itibarsızlaşma ve yalnızlaşmanın ekonomik fırsat maliyetleri çok büyük

Dünya finans piyasalarında artık “yeşil” dönüşümün finansmanında kullanılacak proje kredileri, yeşil kalkınma fonları, yeşil merkez bankacılık tedbirleri, yeşil ihtiyati fonlar gibi adlar altında, yeni yatırımların finansmanında öne çıkıyor. Dünya Bankasının verileri, yılda 90 trilyon dolara ulaşan küresel tahvil hacminin, 694 milyar dolarının iklim değişikliği ile ilintili yeşil tahviller olduğunu ve bu rakamın 2015 Paris Anlaşmasından bu yana %370 artış gösterdiğini belirtiyor…

İthal enerji bağımlısı ve kronik döviz açığı bulunan Türkiye için bu fonlardan uzak kalmanın maliyeti çok büyük.’ 

Yeşil enerji dönüşümünde liderlik mümkün

‘Türkiye, İngiltere’nin başını çektiği demiryolları, buhar ve kimya endüstrisine dayalı birinci sanayi devrimini ve Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasında liderliğin, üstlendiği montaj hattına dayalı robotik imalat sanayi devrimini uzaktan izlemiş idi. Şimdi yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı yeşil enerji dönüşümünü, coğrafi konumu nedeniyle en hızlı uygulayabilecek bir lider olabileceği bu fırsatı kaçırmamalı.’

Isı stresinin ekonomik bedeli yılda 2.5 trilyon dolar

‘Özenle vurgulamak durumundayız: iklim krizi sadece buzulların erimesi sonucunda deniz seviyesinin yükselmesi, küresel ısının artması gibi basit bir felaket filmi senaryosundan ibaret değildir.  

İktisatçıların anlayacağı dilden konuşmak gerekirse, örneğin Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 2019 yılında yaptığı bir çalışmada  tüm dünya için sadece ısı stresinden kaynaklanacak olası istihdam kayıplarını yılda 80 milyon kişi, üretim kayıplarını ise 2.5 trilyon dolar olarak tahmin etmekteydi. Bu kayıpların ardında aşırı ısıya bağlı ortamda çalışmanın getireceği salgın hastalıklar, fizyolojik yorgunluklar ve yakında yaşadığınız Covid benzeri virüslerin yaratacağı salgın hastalıklardır. Türkiye ise coğrafi konumu bakımından, söz konusu kayıpların en yoğun olarak yaşanacağı bir bölgede yer almaktadır.’

2016 tarihli makalenin yazarlarından, Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevil Acar’ın görüşlerini de aşağıda paylaşıyoruz:

Kömür teşviklerinden kolayca vazgeçilebilir

Bu çalışmayı yaptığımız dönemde yenilenebilir enerji teşvikleri, fosil yakıt teşviklerinin oldukça gerisindeydi – ki bugün de farklı bir noktada değiliz. Bu bağlamda, Türkiye ekonomisinin 2015ten 2030a baz patikasını dikkate alarak, kömür teşviklerine son vermenin ekonomik ve çevresel etkilerini araştırdık.

Araştırmamızın sonuçları, kömür teşviklerini sonlandırmanın GSYİH üzerinde oldukça küçük bir etki yapacağını, 2030 yılında %0,5lik bir azalmaya sebep olacağını ortaya koydu. Üstelik bu, baz patika üzerinden bir küçülme. Dolayısıyla bunun net bir daralma değil, baz patikada 2030 için öngörülen büyüklük üzerinden bir azalma olduğunu vurgulamak isterim.

Emisyonlarda önemli azalma sağlanabilir

‘Öte yandan bu teşviklerin ortadan kaldırılmasının Türkiyenin karbon emisyonları üzerinde önemli etkisi olacağını tespit ettik. Buna göre, üretim teşviklerini kesmek, karbondioksit emisyonlarında %2,5luk bir azalma sağlayabiliyordu. Bölgesel yatırım teşviklerinden de vazgeçmenin sağlayacağı azaltım ise %5,4 seviyesinde olacaktı.

Bu teşviklerden vazgeçilmesi, bir yandan karbondioksit emisyonlarını azaltırken, aynı zamanda yenilenebilir enerji dönüşümünün de önünü açacaktır. Nitekim kömür teşvikleri, yenilenebilir enerjinin rekabetçiliğine de ket vurma işlevi görüyor.

Kömürün Türkiye için vazgeçilmez bir yakıt olmadığının daha net ortaya çıkması için arz ve talep projeksiyonlarının gerçekçi yapılması, vergi ve teşvik gibi önemli politika araçlarının özenli kullanılması gerekiyor.

Ayrıca yerel ekonomilerin başka bir seçeneği olamazmış gibi kömüre dayalı bir geleceği tüm nesiller için perçinlemek, sağlıktan ve insan refahından ödün vermek anlamına geliyor.

 

Kaynak Çalışmalar: 

Türkiye’nin Karbonsuzlaşma Yol Haritası

Coal phase-out in the Turkish power sector towards net-zero emission targets: An integrated assessment of energy-economy-environment modeling‘ 

Environmental impacts of coal subsidies in Turkey: A general equilibrium analysis

 

Prof. Dr. Erinç Yeldan, 1960 yılında İzmit’te doğdu. Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü’nden mezun oldu. İktisat Doktorası derecesini 1988 yılında Minnesota Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra Bilkent Üniversitesi’ne katıldı. Aynı üniversitede 1990’da Doçent, 1998’de Profesör unvanını aldı.

Profesör Yeldan halen Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde görev yapmakta ve uluslararası ekonomi, kalkınma ekonomisi ve makroekonomik modeller üzerine çalışmaktadır. Yeni Delhi merkezli Uluslararası Kalkınma İktisatçıları Birliği (IDEAs) kurucu-direktörlerinden olan Profesör Yeldan, Bilim Akademisi ile Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Uluslararası Kaynaklar Paneli (IRP) seçilmiş üyesidir.


Prof. Dr. Sevil Acar, Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesinde öğretim üyesidir. Başlıca çalışma alanları çevre ve doğal kaynaklar olup özellikle iklim değişikliği, doğal sermaye muhasebesi, sürdürülebilir kalkınma, fosil yakıt teşvikleri ve bolluk paradoksu üzerinde uzmanlaşmaktadır.

Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü’nde (2000-2005), yüksek lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İktisat programında (2005-2007) ve doktorasını Marmara Üniversitesi (İngilizce) İktisat programında (2007-2011) tamamlamıştır.

2005-2010 yılları arasında İTÜde araştırma görevlisi olarak çalışmıştır. Doktora çalışmalarının bir bölümünü İsveç Enstitüsü bursuyla Umeå Üniversitesi, Centre for Environmental and Resource Economicste sürdürmüştür. IPBES Hükümetlerarası Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Bilim-Politika Platformunun yürüttüğü Avrupa ve Orta Asya Bölge Değerlendirme Raporunun ve Transformative Change Assessment’ının başyazarlarındandır.

Makaleleri, Structural Change and Economic Dynamics, Ecological Economics, International Review of Environmental and Resource Economics, Ecological Indicators, Energy Policy, Journal of Environment & Development gibi çeşitli uluslararası dergilerde yayımlanmıştır. Ayrıca yazarlığını ve editörlüğünü yaptığı üç kitabı bulunmaktadır (The Curse of Natural Resources: A Developmental Analysis in a Comparative Context; Macroeconomics of Climate Change in a Dualistic Economy; Handbook of Green Economics).

Muğla’nın Milas ilçesinde bulunan Akbelen Ormanı’nın, Yeniköy Kemerköy termik santrallerine kömür sağlamak üzere maden ocağına dönüştürülmek istenmesi, Türkiye’nin enerji politikalarını da tartışmaya açtı.

2014 yılından bu yana IC İÇTAŞ Enerji ve LİMAK Enerji ortaklığı tarafından işletilen Yeniköy ve Kemerköy Termik Santralleri tarafından yapılan açıklamada, santrallerde üretilen enerjinin yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ikame edilemeyeceği iddia edildi

Bu iddiaları daha geniş perspektiften değerlendirebilmek için, Türkiye’de enerji dönüşümüyle ilgili yapılan bilimsel çalışmalara dikkatinizi çekmek isteriz.

Sabancı Üniversitesi, İstanbul Politikalar Merkezi tarafından 2021 yılında yayınlanan, bu sene ise Fransa’da düzenlenen 26. Küresel Ekonomik Analiz Konferansı’nda (26th Annual Conference on Global Economic Analysis) sunulan çalışmaya göre, Türkiye’deki mevcut yenilenebilir enerji kapasitesi ve potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda, en geç 2035 yılında, elektrik ihtiyacının tamamını kömür dışı kaynaklardan karşılamak mümkün. Ancak bunun için, bugünden harekete geçmek gerekiyor.

2018-2030 yılları için yapılan model projeksiyonlarına göre, gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) ve elektrik talebi %50’nin üzerinde arttığında dahi, kömürde kurulu güç %62, kömürden elektrik üretimi ise %70 azaltılabilir. Bu, elektrik sektörü kaynaklı emisyonların da yarı yarıya azalması anlamına gelecek. Takip eden beş sene içerisinde (2035) ise Türkiye, enerji üretiminde kömürü tamamen terk edebilir.

Böyle bir hedef benimsemesi durumunda Türkiye’nin, rüzgar enerjisinde kurulu gücünü üç kat, güneş enerjisinde ise beş kat artırması gerekiyor. 2030 yılına gelindiğinde, rüzgar ve güneşten elektrik üretimi, 2018 yılına kıyasla dört kat fazla olmalı.

2016 yılında yayınlanan ve 2030 yılına uzanan bir modellemeyle kömür teşviklerinden vazgeçmenin emisyonlara ve Türkiye ekonomisine etkilerini değerlendiren bir başka çalışmaya göre ise, yalnızca kömür teşviklerini sonlandırmak dahi Türkiye’nin emisyonlarını %5 düşürebilir. Araştırmaya göre, teşviklerden vazgeçmenin GSYİH üzerinde kayda değer etkisi bulunmuyor. 

Her iki çalışmanın da yazarları arasında bulunan, Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan’ın değerlendirmelerini aşağıda paylaşıyoruz:

Türkiye 2035’e kadar kömürden çıkabilir

‘Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonları 2021 itibariyle 564.4 milyon ton CO2 eş değerine ulaştı.  Bu 1990’a görece %156’lık bir artış demek. Türkiye, toplam küresel emisyonların ise %1.1’inden sorumlu; bu, düşük bir rakam olarak ifade ediliyor ve Türkiye’nin iklim krizindeki sorumluluğunun az olduğu vurgulanıyor. Ne var ki, kişi başına (5.2 ton) ve çalışan işçi başına (18 ton) CO2 emisyonların seyrine baktığımızda Türkiye, Kore ile birlikte dünyada en hızlı emisyon artış sergileyen ülke ve bu artış hızıyla dünya iklim krizi mücadelesinde yeterli mücadele vermediği gerekçesiyle itibarsızlaşıyor.

Türkiye’nin 326 TwH olan yıllık elektrik üretiminin %65’i fosil yakıtlardan karşılanıyor. Elimizdeki senaryolar, tarihsel gelişimi koruyan “baz senaryo” eğilimi altında elektrik üretiminin, 2030’da 460 TwH’a, 2050’de ise  769 Twh’a çıkacağını gösteriyor. Fosil yakıtlara dayalı elektrik üretiminden kaynaklanan CO2 emisyonlarının ise 149 milyon ton’dan 2030’da 184 tona, 2050’de de 280 milyon tona ulaşacağını gösteriyor.

Oysa Türkiye, yılda 3 GW güneş ve rüzgara dayalı yenilenebilir enerji kaynaklarının kurulum hedefi ile söz konusu üretim rakamlarını koruyabilir. Elektrik üretiminden kaynaklanan CO2 emisyonları ise 2050’de 15 milyon tona değin gerileyebilir. Net sıfır patikası diye adlandırdığımız bu patikanın ana vurgusu, 2035 itibariyle kömürden elektrik üretim teknolojisinin tamamen terk edilmesidir.

Modelleme çalışmalarımız elektrik sektöründe bu dönüşümün 2030’a değin toplam yatırım, işletim ve yakıt maliyetini 29 milyar dolar olacağını göstermektedir. Ancak bu hedeflerin gerçekleşmesi için bugünden tasarımların tamamlanması ve ivedilikle uygulanmaya başlanması gerekmektedir.’

Türkiye yalnızlaşıyor, ekonomik fırsatlar kaçırılıyor

‘Bütün bunların yanında, Türkiye gerçekçi bir iklim kriziyle mücadele programı oluşturmadığı için uluslararası iklim diplomasisi sahasında itibar kaybediyor ve yalnızlaşıyor. Gene iktisatçının anladığı dilden vurgulayalım; söz konusu itibarsızlaşma ve yalnızlaşmanın ekonomik fırsat maliyetleri çok büyük

Dünya finans piyasalarında artık “yeşil” dönüşümün finansmanında kullanılacak proje kredileri, yeşil kalkınma fonları, yeşil merkez bankacılık tedbirleri, yeşil ihtiyati fonlar gibi adlar altında, yeni yatırımların finansmanında öne çıkıyor. Dünya Bankasının verileri, yılda 90 trilyon dolara ulaşan küresel tahvil hacminin, 694 milyar dolarının iklim değişikliği ile ilintili yeşil tahviller olduğunu ve bu rakamın 2015 Paris Anlaşmasından bu yana %370 artış gösterdiğini belirtiyor…

İthal enerji bağımlısı ve kronik döviz açığı bulunan Türkiye için bu fonlardan uzak kalmanın maliyeti çok büyük.’ 

Yeşil enerji dönüşümünde liderlik mümkün

‘Türkiye, İngiltere’nin başını çektiği demiryolları, buhar ve kimya endüstrisine dayalı birinci sanayi devrimini ve Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasında liderliğin, üstlendiği montaj hattına dayalı robotik imalat sanayi devrimini uzaktan izlemiş idi. Şimdi yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı yeşil enerji dönüşümünü, coğrafi konumu nedeniyle en hızlı uygulayabilecek bir lider olabileceği bu fırsatı kaçırmamalı.’

Isı stresinin ekonomik bedeli yılda 2.5 trilyon dolar

‘Özenle vurgulamak durumundayız: iklim krizi sadece buzulların erimesi sonucunda deniz seviyesinin yükselmesi, küresel ısının artması gibi basit bir felaket filmi senaryosundan ibaret değildir.  

İktisatçıların anlayacağı dilden konuşmak gerekirse, örneğin Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 2019 yılında yaptığı bir çalışmada  tüm dünya için sadece ısı stresinden kaynaklanacak olası istihdam kayıplarını yılda 80 milyon kişi, üretim kayıplarını ise 2.5 trilyon dolar olarak tahmin etmekteydi. Bu kayıpların ardında aşırı ısıya bağlı ortamda çalışmanın getireceği salgın hastalıklar, fizyolojik yorgunluklar ve yakında yaşadığınız Covid benzeri virüslerin yaratacağı salgın hastalıklardır. Türkiye ise coğrafi konumu bakımından, söz konusu kayıpların en yoğun olarak yaşanacağı bir bölgede yer almaktadır.’

2016 tarihli makalenin yazarlarından, Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevil Acar’ın görüşlerini de aşağıda paylaşıyoruz:

Kömür teşviklerinden kolayca vazgeçilebilir

Bu çalışmayı yaptığımız dönemde yenilenebilir enerji teşvikleri, fosil yakıt teşviklerinin oldukça gerisindeydi – ki bugün de farklı bir noktada değiliz. Bu bağlamda, Türkiye ekonomisinin 2015ten 2030a baz patikasını dikkate alarak, kömür teşviklerine son vermenin ekonomik ve çevresel etkilerini araştırdık.

Araştırmamızın sonuçları, kömür teşviklerini sonlandırmanın GSYİH üzerinde oldukça küçük bir etki yapacağını, 2030 yılında %0,5lik bir azalmaya sebep olacağını ortaya koydu. Üstelik bu, baz patika üzerinden bir küçülme. Dolayısıyla bunun net bir daralma değil, baz patikada 2030 için öngörülen büyüklük üzerinden bir azalma olduğunu vurgulamak isterim.

Emisyonlarda önemli azalma sağlanabilir

‘Öte yandan bu teşviklerin ortadan kaldırılmasının Türkiyenin karbon emisyonları üzerinde önemli etkisi olacağını tespit ettik. Buna göre, üretim teşviklerini kesmek, karbondioksit emisyonlarında %2,5luk bir azalma sağlayabiliyordu. Bölgesel yatırım teşviklerinden de vazgeçmenin sağlayacağı azaltım ise %5,4 seviyesinde olacaktı.

Bu teşviklerden vazgeçilmesi, bir yandan karbondioksit emisyonlarını azaltırken, aynı zamanda yenilenebilir enerji dönüşümünün de önünü açacaktır. Nitekim kömür teşvikleri, yenilenebilir enerjinin rekabetçiliğine de ket vurma işlevi görüyor.

Kömürün Türkiye için vazgeçilmez bir yakıt olmadığının daha net ortaya çıkması için arz ve talep projeksiyonlarının gerçekçi yapılması, vergi ve teşvik gibi önemli politika araçlarının özenli kullanılması gerekiyor.

Ayrıca yerel ekonomilerin başka bir seçeneği olamazmış gibi kömüre dayalı bir geleceği tüm nesiller için perçinlemek, sağlıktan ve insan refahından ödün vermek anlamına geliyor.

 

Kaynak Çalışmalar: 

Türkiye’nin Karbonsuzlaşma Yol Haritası

Coal phase-out in the Turkish power sector towards net-zero emission targets: An integrated assessment of energy-economy-environment modeling‘ 

Environmental impacts of coal subsidies in Turkey: A general equilibrium analysis

 

Prof. Dr. Erinç Yeldan, 1960 yılında İzmit’te doğdu. Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü’nden mezun oldu. İktisat Doktorası derecesini 1988 yılında Minnesota Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra Bilkent Üniversitesi’ne katıldı. Aynı üniversitede 1990’da Doçent, 1998’de Profesör unvanını aldı.

Profesör Yeldan halen Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde görev yapmakta ve uluslararası ekonomi, kalkınma ekonomisi ve makroekonomik modeller üzerine çalışmaktadır. Yeni Delhi merkezli Uluslararası Kalkınma İktisatçıları Birliği (IDEAs) kurucu-direktörlerinden olan Profesör Yeldan, Bilim Akademisi ile Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Uluslararası Kaynaklar Paneli (IRP) seçilmiş üyesidir.


Prof. Dr. Sevil Acar, Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesinde öğretim üyesidir. Başlıca çalışma alanları çevre ve doğal kaynaklar olup özellikle iklim değişikliği, doğal sermaye muhasebesi, sürdürülebilir kalkınma, fosil yakıt teşvikleri ve bolluk paradoksu üzerinde uzmanlaşmaktadır.

Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü’nde (2000-2005), yüksek lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İktisat programında (2005-2007) ve doktorasını Marmara Üniversitesi (İngilizce) İktisat programında (2007-2011) tamamlamıştır.

2005-2010 yılları arasında İTÜde araştırma görevlisi olarak çalışmıştır. Doktora çalışmalarının bir bölümünü İsveç Enstitüsü bursuyla Umeå Üniversitesi, Centre for Environmental and Resource Economicste sürdürmüştür. IPBES Hükümetlerarası Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Bilim-Politika Platformunun yürüttüğü Avrupa ve Orta Asya Bölge Değerlendirme Raporunun ve Transformative Change Assessment’ının başyazarlarındandır.

Makaleleri, Structural Change and Economic Dynamics, Ecological Economics, International Review of Environmental and Resource Economics, Ecological Indicators, Energy Policy, Journal of Environment & Development gibi çeşitli uluslararası dergilerde yayımlanmıştır. Ayrıca yazarlığını ve editörlüğünü yaptığı üç kitabı bulunmaktadır (The Curse of Natural Resources: A Developmental Analysis in a Comparative Context; Macroeconomics of Climate Change in a Dualistic Economy; Handbook of Green Economics).

İlgili Yazılar

Yaz turizmi için ideal koşullar Karadeniz Bölgesi’ne kayabilir

İklim değişikliğinin termal konfor üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir çalışmaya göre, Akdeniz’i popüler bir yaz turizmi destinasyonu haline getiren iklim şartları değişiyor. Uygun yaz koşulları, kuzeye doğru kayıyor. Karadeniz’in bazı bölgeleri, plaj turizmi için ideal koşullara ulaşabilir.

İliç’teki facia, kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün sonucu

Bergama mücadelesi sırasında kamu yararına olmadığı yargı yoluyla tespit edilen altın madenciliği, 1990’ların sonundan itibaren temize çıkarıldı ve ülke çıkarları ile özdeşleştirildi. Sebep olduğu çevresel tahribat ve riskler göz ardı edildi, yasal korumalar kaldırıldı. İliç’teki facia, bu kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün doğrudan sonucu.

Akdeniz’de tropik geceler artıyor

Akdeniz Bölgesi’nde görülen tropik geceler, iklim değişikliği nedeniyle 1950’den bu yana neredeyse iki katına çıktı, ortalama süreleri ise yüzde 45 arttı. Tropik geceler, özellikle kıyı bölgelerde ve kentsel alanlarda daha belirgin hissediliyor. Daha da artması beklenen sıcaklıkların toplum sağlığı, tarım ve turizm üzerindeki etkilerine karşı önlem almak gerekiyor. 


Yaz turizmi için ideal koşullar Karadeniz Bölgesi’ne kayabilir

İklim değişikliğinin termal konfor üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir çalışmaya göre, Akdeniz’i popüler bir yaz turizmi destinasyonu haline getiren iklim şartları değişiyor. Uygun yaz koşulları, kuzeye doğru kayıyor. Karadeniz’in bazı bölgeleri, plaj turizmi için ideal koşullara ulaşabilir.

İliç’teki facia, kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün sonucu

Bergama mücadelesi sırasında kamu yararına olmadığı yargı yoluyla tespit edilen altın madenciliği, 1990’ların sonundan itibaren temize çıkarıldı ve ülke çıkarları ile özdeşleştirildi. Sebep olduğu çevresel tahribat ve riskler göz ardı edildi, yasal korumalar kaldırıldı. İliç’teki facia, bu kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün doğrudan sonucu.

Akdeniz’de tropik geceler artıyor

Akdeniz Bölgesi’nde görülen tropik geceler, iklim değişikliği nedeniyle 1950’den bu yana neredeyse iki katına çıktı, ortalama süreleri ise yüzde 45 arttı. Tropik geceler, özellikle kıyı bölgelerde ve kentsel alanlarda daha belirgin hissediliyor. Daha da artması beklenen sıcaklıkların toplum sağlığı, tarım ve turizm üzerindeki etkilerine karşı önlem almak gerekiyor. 


Depremden öğren(eme)diklerimiz: İnşaat ve yıkım atıklarının yönetimi

Depremlerin yıldönümünde, deprem enkazlarının tamamına yakını kaldırıldı. Yapılan gözlemler ve araştırmalar ise, bu hızlı sürecin mevzuata uygun yönetilmediğine işaret ediyor. Mevcut uygulamalar, bölgede yaşayanları kimyasallara maruz bıraktı ve ekosistemlerde kalıcı hasarlar meydana getirdi. Türkiye, hem beklenen depremler hem de kentsel dönüşüm süreçleri için, güvenli bir enkaz kaldırma stratejisi geliştirmeli.

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo