İklim Masası

Türkiye ‘sıcak noktalar’ için önlem almalı

İklim değişikliğinden en fazla etkilenecek 'sıcak noktaları' belirleyen bir çalışmaya göre, Türkiye'de en olumsuz değişimler Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'da yaşanacak. Artan sıcaklıklar, azalan yağışlar ve kuraklığın ciddi sorunlar doğurabileceği hassas bölgelerde önlem alınması gerekiyor.
İklim değişikliğinden en fazla etkilenecek 'sıcak noktaları' belirleyen bir çalışmaya göre, Türkiye'de en olumsuz değişimler Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'da yaşanacak. Artan sıcaklıklar, azalan yağışlar ve kuraklığın ciddi sorunlar doğurabileceği hassas bölgelerde önlem alınması gerekiyor.
Yayınlanma Tarihi: 30/09/2023
Kategori:

Yakın ve uzak gelecekte, Türkiyede iklim değişikliğinden etkilenebilecek sıcak noktalarıbelirlemek üzere yapılan yeni bir çalışmaya göre, en olumsuz değişimlerin Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşanacağı öngörülüyor. Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde artan sıcaklıkların tehdit oluşturması beklenirken, Akdenizde bu koşullara azalan yağışların da eşlik edeceği ve kuraklığın ciddi sorunlar doğuracağı tahmin ediliyor.

Küresel ölçekte bakıldığında ise, Türkiyenin de içinde yer aldığı Akdeniz Havzasındaki sıcaklık artışının, küresel sıcaklık artışından daha yüksek olması bekleniyor. Havzaya dair öngörüler, yüzyıl sonunda yağışlarda önemli düşüşlere işaret ediyor. Çalışma, ortaya çıkacak su stresinin, çatışmalara ve göçlere yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

‘Yüzyıl sonuna doğru yağışlarda beklenen önemli düşüşün su stresini artırabileceği, bunun sonucunda tetiklenen sosyal gerilimlerin artarak çatışmalara ve göçlere yol açabileceği ifade ediliyor.’’

Yüzyıl sonuna doğru su stresi artacak

Küresel olarak dünyadaki her bölgenin, iklim değişikliğinden farklı risk seviyelerinde etkilenmesi bekleniyor. Ortalama sıcaklıklarda artış, yağışlarda değişkenlik, seller, kuraklık ve orman yangınları gibi aşırı iklim olayları ile kendilerini gösteren bu değişimlerin, önümüzdeki yüzyıl boyunca daha da yıkıcı hale gelmesi bekleniyor.

Türkiyenin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası, Kuzey Afrikanın kurak iklimi ile Orta Avrupanın ılıman ve yağışlı iklimi arasında geçiş bölgesinde yer alıyor. Bu nedenle iklim rejimi, ufak değişikliklerden bile etkilenmeye oldukça açık.

Bilimsel çalışmalar, Akdeniz Havzası’ndaki sıcaklık artışının, küresel sıcaklık artışından daha yüksek olacağını ortaya koyuyor. Bölgede son yüzyılda gözlenen kuraklık eğilimi de oldukça dikkat çekici. Havzanın gelecekte daha da sıcak ve kuru iklim koşullarına sahip olacağı öngörülüyor.

Yüzyıl sonuna doğru yağışlarda beklenen önemli düşüşün ise su stresini artırabileceği, bunun sonucunda tetiklenen sosyal gerilimlerin artarak çatışmalara ve göçlere yol açabileceği ifade ediliyor. 

Türkiyenin yanı sıra, Akdeniz Havzası’nda bulunan İspanya, Portekiz, Güney Fransa, İtalya ve Batı Yunanistan’ın da kuraklıktan önemli ölçüde etkilenebileceği düşünülüyor. 

Earl McGehee (Flickr image)


Türkiye’nin sıcak noktaları Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu

İlk ortaya çıktığında küresel ısınmaya duyarlı bölgelerolarak tanımlanan sıcak noktalar, bugün, hem daha etkilenebilir olan hem de insan güvenliğinin risk altında olduğu veya olabileceği bölgeler olarak tanımlanıyor. 

Yakın (2024-2049), orta (2049-2074) ve uzak (2074-2099) geleceği ele alan bahse konu çalışmada, iklim değişikliğine sebep olan sera gazı salımlarının azaltılmadığı kötümser senaryo (RCP 8.5) esas alınıyor. Araştırmaya göre, Türkiyenin sıcak noktaları’, Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri olacak.

Sonuçlar, yakın, orta ve uzak gelecekte, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde sıcaklık artışlarının dikkat çekici olacağını gösteriyor. Yağışların en çok Akdeniz ve Ege bölgelerinde azalacağı öngörülüyor. Aşırı sıcak yılların ise en çok Marmara, Ege, Batı Anadolu ve Akdenizde artması bekleniyor. Marmara Bölgesinin, yüksek nüfus yoğunluğu nedeniyle, iklim değişikliğinin sosyoekonomik etkilerinden daha fazla etkileneceği tahmin ediliyor.

Gelecek tüm dönemler için en yüksek sıcaklık artışları, yaz aylarında Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, sonbahar ve ilkbahar aylarında ise Güneydoğu Anadolu bölgesinde öngörülüyor. Sıcaklıklardaki değişkenlik artışı ise, bu iki bölgeye ek olarak, Ege ve Akdenizde de yüksek olacak.

Uzak gelecekte (2074-2099), yağışların tüm Türkiye’de azalması ve ortalama sıcaklıkların da dikkat çekici şekilde artması bekleniyor.’’

Yüzyıl sonunda yağışlar azalacak, sıcaklıklar artacak

Yüzyıl ortasına kadar olarak tanımlanan yakın gelecekte, bazı bölgelerde yağışlarda önemli ölçüde artış beklentisi var iken, bazı bölgelerde ise azalma öngörülüyor. Örneğin Marmara, Ege ve Akdenizde, yaz aylarında yağışlarda azalma beklenirken, Güneydoğu Anadoluda ise artış öngörülüyor. Kış mevsiminde ise Karadeniz ve Doğu Anadoluda daha fazla yağış olacağı tahmin ediliyor.

Ancak çalışmaya göre, yüzyılın son çeyreğinde, tablo değişmeye başlayacak. Uzak gelecekte (2074-2099), yağışların tüm Türkiyede azalması ve ortalama sıcaklıkların da dikkat çekici şekilde artması bekleniyor. Ancak yağışlardaki genel azalım eğiliminin yanı sıra, mevsimsel olarak, başta Doğu Karadeniz ve Güneybatı Marmara olmak üzere farklı bölgelerde, aşırı yağış olaylarının şiddet, sıklık ve etki alanlarında artış yaşanacağı öngörülüyor. 

Yağış ortalamalarında beklenen azalmaların, tarımsal kayıplar gibi sosyoekonomik etkileri olabileceği düşünülüyor. Aşırı yağışlarda öngörülen artışların ise hem benzer sosyoekonomik etkileri olabileceği, hem de hayatı tehdit edici salgın hastalıklar, can ve mal kayıplarıyla sonuçlanan sel felaketlerine neden olabileceği, şehirlerin altyapılarına zarar verebileceği ifade ediliyor. 

Her ne kadar Güneydoğu Anadoluda kişi başına düşen su miktarı diğer bölgelere kıyasla yüksekse de, yüzyıl sonuna doğru kuvvetlenecek sıcaklık artışının, bu bölgedeki tarımsal üretim üzerinde olumsuz etkisi olabileceği düşünülüyor. Nitekim, minimum, maksimum ve ortalama sıcaklık artışlarının; toplam yağış miktarındaki azalmanın ve yağış rejimindeki değişikliklerin, ürünlerin gelişim dönemlerini ve verimliliğini etkileyebileceği biliniyor. 

İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde çölleşme eğilimi yüksek karasal topraklar bulunuyor. Bu nedenle tarım sektörüne bağlılığı yüksek olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin, tarımsal üretim ve su kaynakları açısından, iklimsel değişimlerden daha fazla etkilenmesi bekleniyor.

 


Sıcak noktaları tespit etmek, önlem almanın ilk adımı

İklim değişikliğine bağlı olarak aşırı hava olaylarının sıklığı, şiddeti, süresi ve mekansal dağılımında gözlenen değişiklikler, tarımsal üretim ve su kaynaklarının yanı sıra pek çok sektörde sorunlar yaratıyor. Toplumsal açıdan bakıldığında ise, bulaşıcı hastalıklar, tarımsal kayıplar, gıda güvenliği sorunları gibi sosyoekonomik zorlukları da beraberinde getiriyor. Bu nedenle, iklim değişikliğinin bölgesel ve yerel etkilerinin ne şekilde değişeceğini bilmek, risklerin doğru şekilde yönetilmesine yardımcı olabilir. Nitekim bu çalışmada kullanılan sıcak noktakavramı da, hangi bölgelerin daha etkilenebilir olduğunu ortaya koyacak bir araç olarak ortaya çıktı. 

Elde edilen bulgulardaki sıcak noktatanımı, iklim değişikliğinin etkilerini belirleyecek tüm iklim faktörlerini dikkate almasa da, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek bölgeleri tespit edebilmiştir. Elde edilen bu sonuçlardan, duyarlı bölgelerde gerekli politikaları geliştirebilmek ve kamuoyunu bilinçlendirmek için faydalanmak gerekiyor. Bu bölgelerin hassasiyetleri doğrultusunda gerekli önlemleri almak, zararların azaltılmasına yardımcı olabilir. 

Küresel olarak her bölge, iklim değişikliğinden farklı risk düzeylerinde etkilenecek. Örneğin, halihazırda su kaynakları açısından risk altında olan bölgelerin, gelecekte daha da savunmasız hale gelebileceği söylenebilir. Bu nedenle, iklim değişikliği açısından Akdeniz Havzası’nın en hassas ülkelerinden biri olan Türkiye’de, sıcak nokta özelliği taşıyan bölgelerin belirlenmesi ve bu bölgelerin değişen iklime hızla uyum sağlaması için gerekli önlemlerin alınması, sosyoekonomik kayıpların azaltılması açısından büyük önem taşıyor. 

Kaynak Makale: ‘Climate change hotspots for Türkiye‘ 

 

Dr. Nazan An ve Dr. Tufan Turp

Dr. Nazan An

Dr. Nazan An, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (iklimBU) kurucuları arasındadır. Doktora derecesini Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri bölümünden almıştır.  Yönetim kurulu üyesi olduğu iklimBU’da aynı zamanda araştırmacı olarak akademik çalışmalarını sürdürmekte, ayrıca Boğaziçi Üniversitesi Hesaplamalı Bilim ve Mühendislik Yüksek Lisans Anabilim Dalı’nda ders vermektedir.

Uzmanlık Alanları: İklim Değişikliği, Ekin Büyüme Simülasyon Modelleri, İklim Projeksiyonları, Bölgesel İklim Modellemesi, Aşırı İklim Olayları, İklim Değişikliğinin Sektörel Etkileri, İklim Değişikliği Riskleri

 

Dr. Tufan Turp

Dr. Tufan Turp, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (iklimBU) kurucuları arasındadır. Doktora derecesini Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri bölümünden almıştır. Danışma kurulu üyesi olduğu iklimBU’da aynı zamanda araştırmacı olarak akademik çalışmalarını devam ettirmekte ve ayrıca Boğaziçi Üniversitesi Hesaplamalı Bilim ve Mühendislik Yüksek Lisans Anabilim Dalı’nda ders vermektedir.

Uzmanlık Alanları: İklim Değişikliği, İklim Projeksiyonları, Bölgesel İklim Modellemesi, Ekin Büyüme Modelleri, Aşırı İklim Olayları, İklim Değişikliğinin Sektörel Etkileri, İklim Değişikliği Riskleri

Yakın ve uzak gelecekte, Türkiyede iklim değişikliğinden etkilenebilecek sıcak noktalarıbelirlemek üzere yapılan yeni bir çalışmaya göre, en olumsuz değişimlerin Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşanacağı öngörülüyor. Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde artan sıcaklıkların tehdit oluşturması beklenirken, Akdenizde bu koşullara azalan yağışların da eşlik edeceği ve kuraklığın ciddi sorunlar doğuracağı tahmin ediliyor.

Küresel ölçekte bakıldığında ise, Türkiyenin de içinde yer aldığı Akdeniz Havzasındaki sıcaklık artışının, küresel sıcaklık artışından daha yüksek olması bekleniyor. Havzaya dair öngörüler, yüzyıl sonunda yağışlarda önemli düşüşlere işaret ediyor. Çalışma, ortaya çıkacak su stresinin, çatışmalara ve göçlere yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

‘Yüzyıl sonuna doğru yağışlarda beklenen önemli düşüşün su stresini artırabileceği, bunun sonucunda tetiklenen sosyal gerilimlerin artarak çatışmalara ve göçlere yol açabileceği ifade ediliyor.’’

Yüzyıl sonuna doğru su stresi artacak

Küresel olarak dünyadaki her bölgenin, iklim değişikliğinden farklı risk seviyelerinde etkilenmesi bekleniyor. Ortalama sıcaklıklarda artış, yağışlarda değişkenlik, seller, kuraklık ve orman yangınları gibi aşırı iklim olayları ile kendilerini gösteren bu değişimlerin, önümüzdeki yüzyıl boyunca daha da yıkıcı hale gelmesi bekleniyor.

Türkiyenin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası, Kuzey Afrikanın kurak iklimi ile Orta Avrupanın ılıman ve yağışlı iklimi arasında geçiş bölgesinde yer alıyor. Bu nedenle iklim rejimi, ufak değişikliklerden bile etkilenmeye oldukça açık.

Bilimsel çalışmalar, Akdeniz Havzası’ndaki sıcaklık artışının, küresel sıcaklık artışından daha yüksek olacağını ortaya koyuyor. Bölgede son yüzyılda gözlenen kuraklık eğilimi de oldukça dikkat çekici. Havzanın gelecekte daha da sıcak ve kuru iklim koşullarına sahip olacağı öngörülüyor.

Yüzyıl sonuna doğru yağışlarda beklenen önemli düşüşün ise su stresini artırabileceği, bunun sonucunda tetiklenen sosyal gerilimlerin artarak çatışmalara ve göçlere yol açabileceği ifade ediliyor. 

Türkiyenin yanı sıra, Akdeniz Havzası’nda bulunan İspanya, Portekiz, Güney Fransa, İtalya ve Batı Yunanistan’ın da kuraklıktan önemli ölçüde etkilenebileceği düşünülüyor. 

Earl McGehee (Flickr image)


Türkiye’nin sıcak noktaları Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu

İlk ortaya çıktığında küresel ısınmaya duyarlı bölgelerolarak tanımlanan sıcak noktalar, bugün, hem daha etkilenebilir olan hem de insan güvenliğinin risk altında olduğu veya olabileceği bölgeler olarak tanımlanıyor. 

Yakın (2024-2049), orta (2049-2074) ve uzak (2074-2099) geleceği ele alan bahse konu çalışmada, iklim değişikliğine sebep olan sera gazı salımlarının azaltılmadığı kötümser senaryo (RCP 8.5) esas alınıyor. Araştırmaya göre, Türkiyenin sıcak noktaları’, Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri olacak.

Sonuçlar, yakın, orta ve uzak gelecekte, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde sıcaklık artışlarının dikkat çekici olacağını gösteriyor. Yağışların en çok Akdeniz ve Ege bölgelerinde azalacağı öngörülüyor. Aşırı sıcak yılların ise en çok Marmara, Ege, Batı Anadolu ve Akdenizde artması bekleniyor. Marmara Bölgesinin, yüksek nüfus yoğunluğu nedeniyle, iklim değişikliğinin sosyoekonomik etkilerinden daha fazla etkileneceği tahmin ediliyor.

Gelecek tüm dönemler için en yüksek sıcaklık artışları, yaz aylarında Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, sonbahar ve ilkbahar aylarında ise Güneydoğu Anadolu bölgesinde öngörülüyor. Sıcaklıklardaki değişkenlik artışı ise, bu iki bölgeye ek olarak, Ege ve Akdenizde de yüksek olacak.

Uzak gelecekte (2074-2099), yağışların tüm Türkiye’de azalması ve ortalama sıcaklıkların da dikkat çekici şekilde artması bekleniyor.’’

Yüzyıl sonunda yağışlar azalacak, sıcaklıklar artacak

Yüzyıl ortasına kadar olarak tanımlanan yakın gelecekte, bazı bölgelerde yağışlarda önemli ölçüde artış beklentisi var iken, bazı bölgelerde ise azalma öngörülüyor. Örneğin Marmara, Ege ve Akdenizde, yaz aylarında yağışlarda azalma beklenirken, Güneydoğu Anadoluda ise artış öngörülüyor. Kış mevsiminde ise Karadeniz ve Doğu Anadoluda daha fazla yağış olacağı tahmin ediliyor.

Ancak çalışmaya göre, yüzyılın son çeyreğinde, tablo değişmeye başlayacak. Uzak gelecekte (2074-2099), yağışların tüm Türkiyede azalması ve ortalama sıcaklıkların da dikkat çekici şekilde artması bekleniyor. Ancak yağışlardaki genel azalım eğiliminin yanı sıra, mevsimsel olarak, başta Doğu Karadeniz ve Güneybatı Marmara olmak üzere farklı bölgelerde, aşırı yağış olaylarının şiddet, sıklık ve etki alanlarında artış yaşanacağı öngörülüyor. 

Yağış ortalamalarında beklenen azalmaların, tarımsal kayıplar gibi sosyoekonomik etkileri olabileceği düşünülüyor. Aşırı yağışlarda öngörülen artışların ise hem benzer sosyoekonomik etkileri olabileceği, hem de hayatı tehdit edici salgın hastalıklar, can ve mal kayıplarıyla sonuçlanan sel felaketlerine neden olabileceği, şehirlerin altyapılarına zarar verebileceği ifade ediliyor. 

Her ne kadar Güneydoğu Anadoluda kişi başına düşen su miktarı diğer bölgelere kıyasla yüksekse de, yüzyıl sonuna doğru kuvvetlenecek sıcaklık artışının, bu bölgedeki tarımsal üretim üzerinde olumsuz etkisi olabileceği düşünülüyor. Nitekim, minimum, maksimum ve ortalama sıcaklık artışlarının; toplam yağış miktarındaki azalmanın ve yağış rejimindeki değişikliklerin, ürünlerin gelişim dönemlerini ve verimliliğini etkileyebileceği biliniyor. 

İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde çölleşme eğilimi yüksek karasal topraklar bulunuyor. Bu nedenle tarım sektörüne bağlılığı yüksek olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin, tarımsal üretim ve su kaynakları açısından, iklimsel değişimlerden daha fazla etkilenmesi bekleniyor.

 


Sıcak noktaları tespit etmek, önlem almanın ilk adımı

İklim değişikliğine bağlı olarak aşırı hava olaylarının sıklığı, şiddeti, süresi ve mekansal dağılımında gözlenen değişiklikler, tarımsal üretim ve su kaynaklarının yanı sıra pek çok sektörde sorunlar yaratıyor. Toplumsal açıdan bakıldığında ise, bulaşıcı hastalıklar, tarımsal kayıplar, gıda güvenliği sorunları gibi sosyoekonomik zorlukları da beraberinde getiriyor. Bu nedenle, iklim değişikliğinin bölgesel ve yerel etkilerinin ne şekilde değişeceğini bilmek, risklerin doğru şekilde yönetilmesine yardımcı olabilir. Nitekim bu çalışmada kullanılan sıcak noktakavramı da, hangi bölgelerin daha etkilenebilir olduğunu ortaya koyacak bir araç olarak ortaya çıktı. 

Elde edilen bulgulardaki sıcak noktatanımı, iklim değişikliğinin etkilerini belirleyecek tüm iklim faktörlerini dikkate almasa da, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek bölgeleri tespit edebilmiştir. Elde edilen bu sonuçlardan, duyarlı bölgelerde gerekli politikaları geliştirebilmek ve kamuoyunu bilinçlendirmek için faydalanmak gerekiyor. Bu bölgelerin hassasiyetleri doğrultusunda gerekli önlemleri almak, zararların azaltılmasına yardımcı olabilir. 

Küresel olarak her bölge, iklim değişikliğinden farklı risk düzeylerinde etkilenecek. Örneğin, halihazırda su kaynakları açısından risk altında olan bölgelerin, gelecekte daha da savunmasız hale gelebileceği söylenebilir. Bu nedenle, iklim değişikliği açısından Akdeniz Havzası’nın en hassas ülkelerinden biri olan Türkiye’de, sıcak nokta özelliği taşıyan bölgelerin belirlenmesi ve bu bölgelerin değişen iklime hızla uyum sağlaması için gerekli önlemlerin alınması, sosyoekonomik kayıpların azaltılması açısından büyük önem taşıyor. 

Kaynak Makale: ‘Climate change hotspots for Türkiye‘ 

 

Dr. Nazan An ve Dr. Tufan Turp

Dr. Nazan An

Dr. Nazan An, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (iklimBU) kurucuları arasındadır. Doktora derecesini Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri bölümünden almıştır.  Yönetim kurulu üyesi olduğu iklimBU’da aynı zamanda araştırmacı olarak akademik çalışmalarını sürdürmekte, ayrıca Boğaziçi Üniversitesi Hesaplamalı Bilim ve Mühendislik Yüksek Lisans Anabilim Dalı’nda ders vermektedir.

Uzmanlık Alanları: İklim Değişikliği, Ekin Büyüme Simülasyon Modelleri, İklim Projeksiyonları, Bölgesel İklim Modellemesi, Aşırı İklim Olayları, İklim Değişikliğinin Sektörel Etkileri, İklim Değişikliği Riskleri

 

Dr. Tufan Turp

Dr. Tufan Turp, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (iklimBU) kurucuları arasındadır. Doktora derecesini Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri bölümünden almıştır. Danışma kurulu üyesi olduğu iklimBU’da aynı zamanda araştırmacı olarak akademik çalışmalarını devam ettirmekte ve ayrıca Boğaziçi Üniversitesi Hesaplamalı Bilim ve Mühendislik Yüksek Lisans Anabilim Dalı’nda ders vermektedir.

Uzmanlık Alanları: İklim Değişikliği, İklim Projeksiyonları, Bölgesel İklim Modellemesi, Ekin Büyüme Modelleri, Aşırı İklim Olayları, İklim Değişikliğinin Sektörel Etkileri, İklim Değişikliği Riskleri

İlgili Yazılar

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Marmara Denizi ‘hasta’ ve iklim değişikliği, krizi derinleştiriyor

Kentsel ve endüstriyel kirliliğin yanı sıra aşırı avcılık ve iklim değişikliği baskısı altında olan Marmara Denizi’nin ekosistemi, son 50 yılda oldukça ağır dönüşümler geçirdi ve telafisi mümkün olmayacak şekilde bozulmaya doğru gidiyor. Büyük avcı balıkların denizden kaybolması, sistemin bu türleri barındıramayacak hale geldiğine işaret ediyor. Bugün Marmara’daki balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor. Bu türlerin başında, av verimi her geçen yıl azalan hamsi geliyor. Uzmanlar, giderek kaybolan türlerin, insan müdahalesi ve etkisi ciddi oranda azaltılmadan geri gelmelerinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Marmara Denizi için mevcut durum sürdürülebilir değil ve tüm paydaşların tam bir uzlaşı ile mevcut baskıların azaltılmasını sağlaması gerekiyor.

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo