İklim Masası

Zeytin verimi Türkiye genelinde düşme eğiliminde

İklim değişikliğiyle birlikte artan ortalama sıcaklıklar ve yetersiz yağışlar, diğer Akdeniz ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye’de de zeytin üretimini olumsuz etkiliyor. 1968-2018 yılları arasında 12 şehirde zeytin veriminin nasıl değiştiğini inceleyen yeni bir araştırmaya göre, son yıllarda ülke genelinde düşüş gözleniyor. Bazı şehirlerde zeytin verimi, 50 yıl önceki seviyelere geriledi.
İklim değişikliğiyle birlikte artan ortalama sıcaklıklar ve yetersiz yağışlar, diğer Akdeniz ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye’de de zeytin üretimini olumsuz etkiliyor. 1968-2018 yılları arasında 12 şehirde zeytin veriminin nasıl değiştiğini inceleyen yeni bir araştırmaya göre, son yıllarda ülke genelinde düşüş gözleniyor. Bazı şehirlerde zeytin verimi, 50 yıl önceki seviyelere geriledi.
Yayınlanma Tarihi: 05/01/2024
Kategori:

İklim değişkenlerinin zeytin verimi üzerindeki etkisini inceleyen yeni bir çalışmaya göre, son 50 yıldır Türkiye zeytin üretiminde önemli rol üstlenen 12 şehirde zeytin verimi azalıyor. 

Ekolojik koşulların uygunluğu nedeniyle tüm dünyada tüketilen zeytinin ve zeytinyağının çok büyük kısmı, Akdeniz ülkelerinde üretiliyor. Örneğin 2020-2021 sezonunda, küresel sofralık zeytin üretiminin neredeyse %80’i altı Akdeniz ülkesi tarafından gerçekleştirilmişti: İspanya, Mısır, Türkiye, Cezayir, Yunanistan ve Fas. Aynı sene, küresel zeytin üretiminin %14’ü Türkiye’de gerçekleşti ve Türkiye en büyük üçüncü üretici oldu. 

Ancak Akdeniz Havzası aynı zamanda iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında en hassas bölgelerden biri ve ortalama küresel sıcaklık artışına kıyasla daha fazla ısınıyor. Nitekim şu ana kadar yapılan araştırmalar, özellikle artan sıcaklıklar ve azalan yağışlar nedeniyle, Akdeniz’de zeytin veriminin azalma eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor. 

‘En büyük üreticiler olan Aydın, Balıkesir ve Manisa’da son yıllarda kayda değer düşüş gözleniyor. Çanakkale, Gaziantep ve Mersin gibi bazı örneklerde ise zeytin verimi 50 yıl önceki seviyelere gerilemiş durumda.
 

Verim tüm kentlerde düşüş eğiliminde

Türkiye’de zeytin üretimi, çoğunlukla ülkenin Akdeniz kıyılarında ve Akdeniz ikliminin etkili olduğu, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa gibi bazı Güneydoğu Anadolu şehirlerinde gerçekleşiyor. Daha ılık geçmeye başlayan kışların etkisiyle, Güney Marmara’da da zeytincilik daha mümkün hale geldi. Dr. Oğuz Tutal ile birlikte gerçekleştirdiğimiz bu yeni çalışma, iklim değişikliğinin bu bölgelerdeki zeytin verimini ne şekilde etkilediğini ekonomik perspektiften inceleyen ilk araştırma.

Araştırma kapsamında, 1968-2018 yılları arasında sürekli olarak zeytin üretiminde önemli rol oynayan, meyve veren zeytin ağaçlarının en az %1’inin bulunduğu şehirler (Adana, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Gaziantep, Hatay, İzmir, Manisa, Mersin ve Muğla) incelemeye alındı. Çalışmanın bulguları, 50 senede zeytin dağılımının fazla değişiklik göstermediğini, ancak Bursa, Çanakkale ve Muğla dışındaki tüm kentlerde, verimin düşüş eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor. 

 

Manisa’da 2016-2018 yılları arasındaki ağaç başı verim seviyeleri, 1986-1988 yıllarındaki zirve noktasına kıyasla %45 daha düşük.
Manisa’da 2016-2018 yılları arasındaki ağaç başı verim seviyeleri, 1986-1988 yıllarındaki zirve noktasına kıyasla %45 daha düşük.
 

Bazı kentlerde zeytin verimi, 50 yıl önceki seviyelere geriledi

En büyük üreticiler olan Aydın, Balıkesir ve Manisa’da 50 yıl boyunca üretimde dalgalanmalar yaşanmışsa da; son yıllarda kayda değer düşüş gözleniyor. Çanakkale, Gaziantep ve Mersin gibi bazı örneklerde ise zeytin verimi 50 yıl önceki seviyelere gerilemiş durumda. Örneğin Balıkesir’de, 1968-1970 yılları arasında ağaç başına 15,7 kilogram olan zeytin verimi, 2016-2018’de 16,7 kilogram olarak tespit edilmiş. Kısacası, aradan geçen 50 senede tarım teknolojilerinde yaşanan tüm gelişmelere karşın verim yalnızca %6 artmış. 

Aydın’da ise 2000’lerin başında ulaşılan rekor verim, özellikle son yıllarda gözlenen keskin düşüşler ışığında geride kalmış görünüyor. Son verilerde verim, 2004-2006 yılları arasındaki zirve seviyelerden %17 daha düşük gözleniyor.

Manisa’da ise bu azalma çok daha vurucu seyrediyor. 2016-2018 yılları arasındaki ağaç başı verim seviyeleri, 1986-1988 yıllarındaki zirve noktasına kıyasla %45 daha düşük. Bu düşüş eğilimi örneklemin tamamında gözleniyor.

‘İklim değişikliği ve zeytin verimi ilişkisi konusunda farklı ülkelerde yapılan çalışmalar, artan sıcaklıkların olumsuz etkilerini netlikle ortaya koyuyor.

 
Zeytin için ideal koşullar kayboluyor

İklim değişikliğiyle birlikte sıcaklıkların artması ve yağışların azalmasının yanı sıra, en yüksek ve en düşük sıcaklıklar arasındaki farkın açılması, zeytin verimini olumsuz etkileyen unsurlar arasında yer alıyor. 

15°C ve 20°C arasındaki sıcaklıklar, yüksek zeytin verimi için en olumlu koşulları yaratıyor. Zeytin ılık kışları ve çok sıcak ya da çok nemli olmayan yazları seviyor. Sıcaklıkların 40°C’nin üzerine çıkmasından zarar gördüğü gibi, çok soğuyan havalar konusunda da hassas. 

İklim değişikliği ve zeytin verimi ilişkisi konusunda farklı ülkelerde yapılan çalışmalar, artan sıcaklıkların olumsuz etkilerini netlikle ortaya koyuyor. Örneğin 2019 yılında yapılan bir çalışmada, sıcaklık artışının rekolte ve olgunlaşma üzerindeki etkisini incelemek üzere sıcaklıkların 4°C arttığı bir durumun simülasyonu yapılmış. Sonuçlar, meyvenin daha geç olgunlaştığını ve yağ içeriğinin azaldığını; meyvelerin daha küçük boyutlu olduğunu ve rekoltenin düştüğünü gösteriyor. 

Ekolojik koşulların uygunluğu nedeniyle tüm dünyada tüketilen zeytinin ve zeytinyağının çok büyük kısmını üreten Akdeniz Havzası, aynı zamanda iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin en çok hissedildiği coğrafyalar arasında yer alıyor. (Fotoğraf: Mark Cartwright - CC BY-NC-SA)
Ekolojik koşulların uygunluğu nedeniyle tüm dünyada tüketilen zeytinin ve zeytinyağının çok büyük kısmını üreten Akdeniz Havzası, aynı zamanda iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin en çok hissedildiği coğrafyalar arasında yer alıyor. (Fotoğraf: Mark Cartwright – CC BY-NC-SA)

 

2020 yılında, İspanya’nın Endülüs bölgesindeki farklı zeytin türlerinin iklim değişikliğinden nasıl etkileneceğini inceleyen bir çalışma da bu sonuçları destekler nitelikte. Araştırmaya göre, Endülüs’te hem zeytin verimi hem de zeytinciliğe uygun alanlar azalacak. Bunun sebebi olarak yağışlardaki azalma ve yükselen sıcaklıklarla birlikte artacak buharlaşma gösterilmiş. 

Türkiye’de de iklim değişikliğinin etkileri şiddetlendikçe yağışların azalması, zeytin verimini daha da düşürebilir. Bu çalışmada incelenen 50 yıllık süreçte, yağışlarda kayda değer azalmanın en çok gözlendiği şehirler arasında Aydın, Manisa, Muğla ve İzmir yer alıyor. Aynı süreçte, zeytinin büyüme sezonundaki ortalama sıcaklıklar yaklaşık 1.2°-1.3°C artmış görünüyor. En yüksek sıcaklıklarda ise 1.3°-1.4°C’lik artış gözleniyor. Öte yandan, don olaylarında görülen %12’lik azalmanın, zeytin üretiminde olumlu etkisi olduğunu eklemekte fayda var. 

 

‘G20 İklim Risk Atlası’na göre, acilen harekete geçilmediği takdirde, Türkiye’de tarımsal kuraklık 2050 yılına kadar %37 artacak.


Tarımsal kuraklık artacak, ekonomi daralacak

Tarım, bir yandan iklim değişikliğine sebep olan küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte birinden sorumlu olan bir sektör. Diğer yandan ise iklim şokları karşısında en kırılgan sektörlerden biri. Akdeniz Havzası da iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin en çok hissedildiği coğrafyalar arasında yer alıyor. Nitekim Türkiye’nin risk seviyesi ‘orta-yüksek’ olarak tanımlanıyor.

İklim etkilerinin 21. yüzyıl süresince ne seviyelere ulaşacağını ortaya koyan projeksiyonların yer aldığı G20 İklim Risk Atlası’na göre, acilen harekete geçilmediği takdirde, Türkiye’de tarımsal kuraklık 2050 yılına kadar %37 artacak. Sıcak hava dalgaları ise yaklaşık %4 daha uzun süreli olacak. İklim değişikliğinin bu gibi olumsuz etkilerinin sonuçları ise zeytin verimi ile sınırlı kalmayacak. 

Bu çalışmada incelenen 50 yıllık süreçte, zeytinin büyüme sezonundaki ortalama sıcaklıklar yaklaşık 1.2°-1.3°C artmış görünüyor.
Bu çalışmada incelenen 50 yıllık süreçte, zeytinin büyüme sezonundaki ortalama sıcaklıklar yaklaşık 1.2°-1.3°C artmış görünüyor.

 

Atlas’a göre, sera gazı emisyonlarının düşürüldüğü senaryoda dahi, 2050 yılında Türkiye’nin su ihtiyacı, kuraklık nedeniyle yaklaşık %47 artabilir. Bu, şimdiden su stresi çeken Türkiye’nin su kaynakları üzerinde ciddi baskı yaratabilir. Bugün, Türkiye’de tarım arazilerinin yalnızca %20’sinin sulandığı durumda dahi tarım sektörü, su kullanımının yüzde 84’ünden sorumlu

Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı iklim afetlerini tetikleyecek diğer faktörler arasında deniz seviyesindeki yükselme, kıyı erozyonu ve aşırı hava olayları öne çıkıyor. Tüm bu olumsuzlukların, 2050 yılında Türkiye’nin gayri safi yurtiçi hasılasında %2,26’lık bir daralmaya sebep olacağı öngörülüyor. 

 

Araştırma: Tutal, O. and Acar, S. (2023) “Assessing the Impact of Climate Change on Olive Yield in Turkey”, Water Security and Climate Change Conference, 21-23 Kasım 2023, Cuenca, Ekvador.

Boğaziçi Üniversitesi | sevil.acar@boun.edu.tr

Prof. Dr. Sevil Acar, Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesidir. Başlıca çalışma alanları çevre ve doğal kaynaklar olup özellikle iklim değişikliği, doğal sermaye muhasebesi, sürdürülebilir kalkınma, fosil yakıt teşvikleri ve bolluk paradoksu üzerinde uzmanlaşmaktadır.

Uzmanlık Alanları: Sürdürülebilir Kalkınma; Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’ler); İklim Değişikliği; İklim Politikaları; Enerji Politikaları; Fosil Yakıt Teşvikleri

İklim değişkenlerinin zeytin verimi üzerindeki etkisini inceleyen yeni bir çalışmaya göre, son 50 yıldır Türkiye zeytin üretiminde önemli rol üstlenen 12 şehirde zeytin verimi azalıyor. 

Ekolojik koşulların uygunluğu nedeniyle tüm dünyada tüketilen zeytinin ve zeytinyağının çok büyük kısmı, Akdeniz ülkelerinde üretiliyor. Örneğin 2020-2021 sezonunda, küresel sofralık zeytin üretiminin neredeyse %80’i altı Akdeniz ülkesi tarafından gerçekleştirilmişti: İspanya, Mısır, Türkiye, Cezayir, Yunanistan ve Fas. Aynı sene, küresel zeytin üretiminin %14’ü Türkiye’de gerçekleşti ve Türkiye en büyük üçüncü üretici oldu. 

Ancak Akdeniz Havzası aynı zamanda iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında en hassas bölgelerden biri ve ortalama küresel sıcaklık artışına kıyasla daha fazla ısınıyor. Nitekim şu ana kadar yapılan araştırmalar, özellikle artan sıcaklıklar ve azalan yağışlar nedeniyle, Akdeniz’de zeytin veriminin azalma eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor. 

‘En büyük üreticiler olan Aydın, Balıkesir ve Manisa’da son yıllarda kayda değer düşüş gözleniyor. Çanakkale, Gaziantep ve Mersin gibi bazı örneklerde ise zeytin verimi 50 yıl önceki seviyelere gerilemiş durumda.
 

Verim tüm kentlerde düşüş eğiliminde

Türkiye’de zeytin üretimi, çoğunlukla ülkenin Akdeniz kıyılarında ve Akdeniz ikliminin etkili olduğu, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa gibi bazı Güneydoğu Anadolu şehirlerinde gerçekleşiyor. Daha ılık geçmeye başlayan kışların etkisiyle, Güney Marmara’da da zeytincilik daha mümkün hale geldi. Dr. Oğuz Tutal ile birlikte gerçekleştirdiğimiz bu yeni çalışma, iklim değişikliğinin bu bölgelerdeki zeytin verimini ne şekilde etkilediğini ekonomik perspektiften inceleyen ilk araştırma.

Araştırma kapsamında, 1968-2018 yılları arasında sürekli olarak zeytin üretiminde önemli rol oynayan, meyve veren zeytin ağaçlarının en az %1’inin bulunduğu şehirler (Adana, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Gaziantep, Hatay, İzmir, Manisa, Mersin ve Muğla) incelemeye alındı. Çalışmanın bulguları, 50 senede zeytin dağılımının fazla değişiklik göstermediğini, ancak Bursa, Çanakkale ve Muğla dışındaki tüm kentlerde, verimin düşüş eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor. 

 

Manisa’da 2016-2018 yılları arasındaki ağaç başı verim seviyeleri, 1986-1988 yıllarındaki zirve noktasına kıyasla %45 daha düşük.
Manisa’da 2016-2018 yılları arasındaki ağaç başı verim seviyeleri, 1986-1988 yıllarındaki zirve noktasına kıyasla %45 daha düşük.
 

Bazı kentlerde zeytin verimi, 50 yıl önceki seviyelere geriledi

En büyük üreticiler olan Aydın, Balıkesir ve Manisa’da 50 yıl boyunca üretimde dalgalanmalar yaşanmışsa da; son yıllarda kayda değer düşüş gözleniyor. Çanakkale, Gaziantep ve Mersin gibi bazı örneklerde ise zeytin verimi 50 yıl önceki seviyelere gerilemiş durumda. Örneğin Balıkesir’de, 1968-1970 yılları arasında ağaç başına 15,7 kilogram olan zeytin verimi, 2016-2018’de 16,7 kilogram olarak tespit edilmiş. Kısacası, aradan geçen 50 senede tarım teknolojilerinde yaşanan tüm gelişmelere karşın verim yalnızca %6 artmış. 

Aydın’da ise 2000’lerin başında ulaşılan rekor verim, özellikle son yıllarda gözlenen keskin düşüşler ışığında geride kalmış görünüyor. Son verilerde verim, 2004-2006 yılları arasındaki zirve seviyelerden %17 daha düşük gözleniyor.

Manisa’da ise bu azalma çok daha vurucu seyrediyor. 2016-2018 yılları arasındaki ağaç başı verim seviyeleri, 1986-1988 yıllarındaki zirve noktasına kıyasla %45 daha düşük. Bu düşüş eğilimi örneklemin tamamında gözleniyor.

‘İklim değişikliği ve zeytin verimi ilişkisi konusunda farklı ülkelerde yapılan çalışmalar, artan sıcaklıkların olumsuz etkilerini netlikle ortaya koyuyor.

 
Zeytin için ideal koşullar kayboluyor

İklim değişikliğiyle birlikte sıcaklıkların artması ve yağışların azalmasının yanı sıra, en yüksek ve en düşük sıcaklıklar arasındaki farkın açılması, zeytin verimini olumsuz etkileyen unsurlar arasında yer alıyor. 

15°C ve 20°C arasındaki sıcaklıklar, yüksek zeytin verimi için en olumlu koşulları yaratıyor. Zeytin ılık kışları ve çok sıcak ya da çok nemli olmayan yazları seviyor. Sıcaklıkların 40°C’nin üzerine çıkmasından zarar gördüğü gibi, çok soğuyan havalar konusunda da hassas. 

İklim değişikliği ve zeytin verimi ilişkisi konusunda farklı ülkelerde yapılan çalışmalar, artan sıcaklıkların olumsuz etkilerini netlikle ortaya koyuyor. Örneğin 2019 yılında yapılan bir çalışmada, sıcaklık artışının rekolte ve olgunlaşma üzerindeki etkisini incelemek üzere sıcaklıkların 4°C arttığı bir durumun simülasyonu yapılmış. Sonuçlar, meyvenin daha geç olgunlaştığını ve yağ içeriğinin azaldığını; meyvelerin daha küçük boyutlu olduğunu ve rekoltenin düştüğünü gösteriyor. 

Ekolojik koşulların uygunluğu nedeniyle tüm dünyada tüketilen zeytinin ve zeytinyağının çok büyük kısmını üreten Akdeniz Havzası, aynı zamanda iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin en çok hissedildiği coğrafyalar arasında yer alıyor. (Fotoğraf: Mark Cartwright - CC BY-NC-SA)
Ekolojik koşulların uygunluğu nedeniyle tüm dünyada tüketilen zeytinin ve zeytinyağının çok büyük kısmını üreten Akdeniz Havzası, aynı zamanda iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin en çok hissedildiği coğrafyalar arasında yer alıyor. (Fotoğraf: Mark Cartwright – CC BY-NC-SA)

 

2020 yılında, İspanya’nın Endülüs bölgesindeki farklı zeytin türlerinin iklim değişikliğinden nasıl etkileneceğini inceleyen bir çalışma da bu sonuçları destekler nitelikte. Araştırmaya göre, Endülüs’te hem zeytin verimi hem de zeytinciliğe uygun alanlar azalacak. Bunun sebebi olarak yağışlardaki azalma ve yükselen sıcaklıklarla birlikte artacak buharlaşma gösterilmiş. 

Türkiye’de de iklim değişikliğinin etkileri şiddetlendikçe yağışların azalması, zeytin verimini daha da düşürebilir. Bu çalışmada incelenen 50 yıllık süreçte, yağışlarda kayda değer azalmanın en çok gözlendiği şehirler arasında Aydın, Manisa, Muğla ve İzmir yer alıyor. Aynı süreçte, zeytinin büyüme sezonundaki ortalama sıcaklıklar yaklaşık 1.2°-1.3°C artmış görünüyor. En yüksek sıcaklıklarda ise 1.3°-1.4°C’lik artış gözleniyor. Öte yandan, don olaylarında görülen %12’lik azalmanın, zeytin üretiminde olumlu etkisi olduğunu eklemekte fayda var. 

 

‘G20 İklim Risk Atlası’na göre, acilen harekete geçilmediği takdirde, Türkiye’de tarımsal kuraklık 2050 yılına kadar %37 artacak.


Tarımsal kuraklık artacak, ekonomi daralacak

Tarım, bir yandan iklim değişikliğine sebep olan küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte birinden sorumlu olan bir sektör. Diğer yandan ise iklim şokları karşısında en kırılgan sektörlerden biri. Akdeniz Havzası da iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin en çok hissedildiği coğrafyalar arasında yer alıyor. Nitekim Türkiye’nin risk seviyesi ‘orta-yüksek’ olarak tanımlanıyor.

İklim etkilerinin 21. yüzyıl süresince ne seviyelere ulaşacağını ortaya koyan projeksiyonların yer aldığı G20 İklim Risk Atlası’na göre, acilen harekete geçilmediği takdirde, Türkiye’de tarımsal kuraklık 2050 yılına kadar %37 artacak. Sıcak hava dalgaları ise yaklaşık %4 daha uzun süreli olacak. İklim değişikliğinin bu gibi olumsuz etkilerinin sonuçları ise zeytin verimi ile sınırlı kalmayacak. 

Bu çalışmada incelenen 50 yıllık süreçte, zeytinin büyüme sezonundaki ortalama sıcaklıklar yaklaşık 1.2°-1.3°C artmış görünüyor.
Bu çalışmada incelenen 50 yıllık süreçte, zeytinin büyüme sezonundaki ortalama sıcaklıklar yaklaşık 1.2°-1.3°C artmış görünüyor.

 

Atlas’a göre, sera gazı emisyonlarının düşürüldüğü senaryoda dahi, 2050 yılında Türkiye’nin su ihtiyacı, kuraklık nedeniyle yaklaşık %47 artabilir. Bu, şimdiden su stresi çeken Türkiye’nin su kaynakları üzerinde ciddi baskı yaratabilir. Bugün, Türkiye’de tarım arazilerinin yalnızca %20’sinin sulandığı durumda dahi tarım sektörü, su kullanımının yüzde 84’ünden sorumlu

Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı iklim afetlerini tetikleyecek diğer faktörler arasında deniz seviyesindeki yükselme, kıyı erozyonu ve aşırı hava olayları öne çıkıyor. Tüm bu olumsuzlukların, 2050 yılında Türkiye’nin gayri safi yurtiçi hasılasında %2,26’lık bir daralmaya sebep olacağı öngörülüyor. 

 

Araştırma: Tutal, O. and Acar, S. (2023) “Assessing the Impact of Climate Change on Olive Yield in Turkey”, Water Security and Climate Change Conference, 21-23 Kasım 2023, Cuenca, Ekvador.

Boğaziçi Üniversitesi | sevil.acar@boun.edu.tr

Prof. Dr. Sevil Acar, Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesidir. Başlıca çalışma alanları çevre ve doğal kaynaklar olup özellikle iklim değişikliği, doğal sermaye muhasebesi, sürdürülebilir kalkınma, fosil yakıt teşvikleri ve bolluk paradoksu üzerinde uzmanlaşmaktadır.

Uzmanlık Alanları: Sürdürülebilir Kalkınma; Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’ler); İklim Değişikliği; İklim Politikaları; Enerji Politikaları; Fosil Yakıt Teşvikleri

İlgili Yazılar

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Marmara Denizi ‘hasta’ ve iklim değişikliği, krizi derinleştiriyor

Kentsel ve endüstriyel kirliliğin yanı sıra aşırı avcılık ve iklim değişikliği baskısı altında olan Marmara Denizi’nin ekosistemi, son 50 yılda oldukça ağır dönüşümler geçirdi ve telafisi mümkün olmayacak şekilde bozulmaya doğru gidiyor. Büyük avcı balıkların denizden kaybolması, sistemin bu türleri barındıramayacak hale geldiğine işaret ediyor. Bugün Marmara’daki balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor. Bu türlerin başında, av verimi her geçen yıl azalan hamsi geliyor. Uzmanlar, giderek kaybolan türlerin, insan müdahalesi ve etkisi ciddi oranda azaltılmadan geri gelmelerinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Marmara Denizi için mevcut durum sürdürülebilir değil ve tüm paydaşların tam bir uzlaşı ile mevcut baskıların azaltılmasını sağlaması gerekiyor.

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo