İklim Masası

‘1,5°C hedefi altı sene içinde aşılabilir’

Yeni yayınlanan bir bilimsel çalışmaya göre, küresel ısınmayı 1.5°C ile sınırlandırma hedefini hayatta tutmak için sahip olunan karbon bütçesi, düşünülenden daha az. Bilim insanları, mevcut salımlarda önemli azalma olmazsa, bütçenin 2029 yılında tükenebileceği uyarısında bulunuyor.
Yeni yayınlanan bir bilimsel çalışmaya göre, küresel ısınmayı 1.5°C ile sınırlandırma hedefini hayatta tutmak için sahip olunan karbon bütçesi, düşünülenden daha az. Bilim insanları, mevcut salımlarda önemli azalma olmazsa, bütçenin 2029 yılında tükenebileceği uyarısında bulunuyor.
Yayınlanma Tarihi: 09/11/2023
Kategori:

Bu sene 30 Kasım – 12 Aralık tarihlerinde Birleşik Arap Emirliklerinde gerçekleşecek 28. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP 28) öncesinde birbiri ardına yayınlanan bilimsel çalışmalar, Paris Anlaşması’nda belirlenen, küresel ısınmayı 2,0°Cnin oldukça altında, mümkünse 1,5°C ile sınırlama hedefinin büyük tehlike altında olduğunu ortaya koyuyor. 

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) 2020 yılı verilerine dayanan son karbon bütçesi değerlendirmesine ve daha güncel verilere dayanarak tamamlanan yeni bir araştırma, küresel karbon bütçesine dair en güncel hesaplama olma özelliğini taşıyor. Makaleye göre, 1,5°C hedefini hayatta tutabilmek için yaklaşık altı senemiz var.

Karbon bütçesi, küresel ısınmayı belirli bir sınırın altında tutabilmek için salımı mümkün olan azami karbondioksit (CO2) miktarını ifade ediyor. Yayınlanan makalede bilim insanları, 1,5°C (ve 2,0°C) sınırını aşmamak için ne kadar karbon bütçesi kaldığına dair hesaplamaların oldukça hassas olduğuna dikkat çekiyorlar. Hesaplamalar, belirsizlikler taşıyan ve birbiriyle etkileşim içinde olan birçok faktöre bağlı; bu nedenle olasılıklar üzerinden ifade ediliyor. 

Araştırma sonuçlarına göre, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmak için yarı yarıya bir olasılığın olması, Ocak 2023 tarihinden itibaren gerçekleşecek CO2 salımlarının, 250 milyar metrik tonu aşmamasını gerektiriyor. Bu bütçe, altı senelik küresel CO2 salımlarına eş değer ve salımlarda hızlı ve kayda değer bir azalma yaşanmazsa, 2029 yılında tükeneceği öngörülüyor

Fotoğraf: Jennifer Woodard Maderazo


Çalışma, karbon bütçesinin, daha önce hesaplanandan çok daha kısıtlı olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin IPCC 6. Değerlendirme Raporu, küresel ısınmanın 1,5°C ile sınırlandırılmasının yüzde 50 ihtimalle gerçekleştiği senaryo için 2020 yılından itibaren karbon bütçesini 460 milyar metrik ton olarak veriyordu. Çalışma, sera gazı emisyonlarında (CO2 ve CO2-dışı diğer seragazları) süregelen artış nedeniyle, 2020 yılından bu yana bütçenin yaklaşık yarısının tüketildiğini gösteriyor. 

Hesaplanan bütçelerdeki farkların ve yüksek belirsizliklerin sebepleri arasında, CO2-dışı sera gazlarının salımlarının CO2 bütçesine etkileri ve ısınmayı etkileyen diğer faktörler var. Bunlardan biri, hava kirliliğinde yaygın olan ve aerosoldenilen partikül maddelerin, atmosferde daha az bulunması. CO2in ısınma etkisi bulunması gibi, aerosollerin de soğutucu etkisi bulunuyor. Ancak küresel olarak hava kalitesini iyileştirmek için alınan önlemler, bu soğutucu etkinin azalması ve karbon bütçesinde daralma yaşanması anlamına geliyor.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi ve İklim Masası Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ebru Voyvodanın çalışmaya dair değerlendirmelerini aşağıda paylaşıyoruz:

Güncellenen karbon bütçeleri ve bu çalışmada gördüğümüz yeni hesaplamalar, bilimsel veriler doğrultusunda, eğer 1,5°C iklim felaketlerini önlemek için kritik bir sıcaklık artışı ise, bu hedef için oldukça az zamanın kaldığının altını çiziyor. Dahası bu çalışma, henüz 2021-22de yayınlanmış IPCC 6. Değerlendirme Raporundaki karbon bütçesi tahminlerini güncelleyerek yeni verilerin, eğilimlerin ve şokların dinamik etkilerinin, bu bütçeyi daha da kısıtlayıcı yönde hareket edebileceğinin de altını çiziyor.

Elbette bu bilimsel çalışmaların amacı bir tür felaket tellallığı yapmak değil. Aksine, küresel sıcaklık artışlarının belirli olasılıklar ile 1,5°C ya da 2,0°C ile sınırlandırılması konusunda gösterilmesi gereken çabanın ve dönüşümün ne kadar ciddiye alınması gerektiği konusunda uyarı niteliğinde. 

Küresel karbon bütçesine dair hesaplamalar aynı zamanda bu bütçenin hakkaniyetli paylaşımı, bu bütçeden kimin ne kadar kullanacağı gibi uluslararası işbirliği sorularını da beraberinde getiriyor. Giderek kısıtlı hale gelen bütçe/zaman altında ise bilim bize, küresel kamu malı – küresel iyi” için işbirliği mesajı veriyor. 

Kuşkusuz bu uyarı, küresel düzeyde enerji, üretim, tüketim ve ticaret ilişkilerinde bugüne kadar görülmemiş düzeyde ve hızda bir yapısal dönüşümün gerçekleşmesi gerektiğine dair de bir uyarı.

Bu konuda gerçekleştirilen ve son dönemde raporlar aracılığı ile paylaşılan sonuçlar (örneğin Uluslararası Enerji Ajansı’nın 24 Ekimde yayınlanan Dünya Enerji Görünümü Raporu) özellikle enerji sistemlerinde 1,5°C küresel sıcaklık artışı ile uyumlu senaryoların hala mümkün olabileceğini gösteriyor. Ancak bu olasılık, her koşulda, şimdi ve kısa dönemde atılacak adımlara bağlı.’ 

Prof. Dr. Ebru Voyvoda,

2004 yılından bu yana, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) İktisat Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Yüksek Lisans (1998) ve Doktora (2003) çalışmalarını Bilkent Üniversitesi’nde tamamlamış, 2003-2004 yıllarında ise University of Utah’da (ABD) misafir araştırmacı olarak çalışmıştır. 

Voyvoda, 2011-2012 akademik döneminde Almanya’daki Avrupa Ekonomik Araştırmalar Merkezi’nde (ZEW) bulunmuş, çevre politikalarının nesiller arası etkileri üzerine araştırma yapmıştır. 2015-2016’da ise İsviçre’deki Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nda sanayileşme, yapısal dönüşüm ve büyüme konularını çalışmıştır. 2022-2023 döneminde ise İstanbul Politikalar Merkezi’nde Mercator-İPM Araştırmacısı olarak bulunmakta, Türkiye’de uygulanacak bir karbon fiyatlandırma politikasının olası dağılımsal etkilerini araştırmaktadır. 

Voyvoda’nın çalışmaları, enerji-çevre-ekonomi modellemeleri ve ekonomi politikasına odaklanmaktadır.

 

İlave Bilgi Notu:  1,5°C veya 2°Clik ısınma, ne anlama geliyor?

IPCCnin 2018 yılında yayınlanan 1,5°C Küresel Isınma Özel Raporuna göre, 1,5°Clik ve 2°Clik ısınma arasındaki farklardan bazıları, aşağıdaki gibidir:

  • Her beş yılda en az bir kere aşırı sıcaklara maruz kalacak olan insan sayısı, 1,5°Cde dünya nüfusunun yüzde 14’üne denk gelirken, 2°Clik ısınmada nüfusun yüzde 37sini etkileyecek.

  • Arktikte buzsuz geçecek yaz aylarının, 1,5°Clik ısınmada her 100 yılda bir kere yaşanacak nadir bir olay olması beklenirken, 2°Clik ısınmada en az 10 yılda bir yaşanacağı öngörülüyor.

  • 2°Clik ısınmada gözlenen biyoçeşitlilik kaybının, 1,5°Clik ısınmaya kıyasla, omurgalılarda ve bitkilerde iki kat, kuşlarda, böceklerde ve omurgasız canlılarda ise üç kat daha fazla olması bekleniyor. Böyle bir durumda, gezegenin tamamındaki mercan resiflerinin yüzde 99unun yok olacağı tahmin ediliyor.

Carbon Briefin 70 akademik makaleden derlediği verilere dayanan analizinden bazı çarpıcı verileri ise aşağıda paylaşıyoruz:

  • Küresel deniz ısı dalgalarının, 1,5°Clik ısınmada 16 kat, 2°Clik ısınmada ise 23 kat artması bekleniyor.

  • Yıllık en yüksek günlük sıcaklıkların, 1,5°Clik ısınmada 1,7°C,  2°Clik ısınmada ise 2,6°C artacağı hesaplanıyor.  2°Clik ısınmada sıcak günler yüzde 25 oranında artacak. Ortalama kuraklık süresinin ise iki aydan dört aya çıkması bekleniyor.

  • Deniz seviyelerindeki yükselmeye bağlı su baskınlarından kaynaklanan hasarın, yıllık 11,7 trilyon dolara ulaşacağı düşünülüyor.
     
  • 1,5°Clik ısınmanın, 21. yüzyılın sonunda küresel Gayrisafi Yurtiçi Hasılada (GSYİH) yüzde 8lik bir küçülmeye sebep olması beklenirken, 2°Clik ısınmada yüzde 13lük daralma öngörülüyor.

 

 

Bu sene 30 Kasım – 12 Aralık tarihlerinde Birleşik Arap Emirliklerinde gerçekleşecek 28. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP 28) öncesinde birbiri ardına yayınlanan bilimsel çalışmalar, Paris Anlaşması’nda belirlenen, küresel ısınmayı 2,0°Cnin oldukça altında, mümkünse 1,5°C ile sınırlama hedefinin büyük tehlike altında olduğunu ortaya koyuyor. 

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) 2020 yılı verilerine dayanan son karbon bütçesi değerlendirmesine ve daha güncel verilere dayanarak tamamlanan yeni bir araştırma, küresel karbon bütçesine dair en güncel hesaplama olma özelliğini taşıyor. Makaleye göre, 1,5°C hedefini hayatta tutabilmek için yaklaşık altı senemiz var.

Karbon bütçesi, küresel ısınmayı belirli bir sınırın altında tutabilmek için salımı mümkün olan azami karbondioksit (CO2) miktarını ifade ediyor. Yayınlanan makalede bilim insanları, 1,5°C (ve 2,0°C) sınırını aşmamak için ne kadar karbon bütçesi kaldığına dair hesaplamaların oldukça hassas olduğuna dikkat çekiyorlar. Hesaplamalar, belirsizlikler taşıyan ve birbiriyle etkileşim içinde olan birçok faktöre bağlı; bu nedenle olasılıklar üzerinden ifade ediliyor. 

Araştırma sonuçlarına göre, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmak için yarı yarıya bir olasılığın olması, Ocak 2023 tarihinden itibaren gerçekleşecek CO2 salımlarının, 250 milyar metrik tonu aşmamasını gerektiriyor. Bu bütçe, altı senelik küresel CO2 salımlarına eş değer ve salımlarda hızlı ve kayda değer bir azalma yaşanmazsa, 2029 yılında tükeneceği öngörülüyor

Fotoğraf: Jennifer Woodard Maderazo


Çalışma, karbon bütçesinin, daha önce hesaplanandan çok daha kısıtlı olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin IPCC 6. Değerlendirme Raporu, küresel ısınmanın 1,5°C ile sınırlandırılmasının yüzde 50 ihtimalle gerçekleştiği senaryo için 2020 yılından itibaren karbon bütçesini 460 milyar metrik ton olarak veriyordu. Çalışma, sera gazı emisyonlarında (CO2 ve CO2-dışı diğer seragazları) süregelen artış nedeniyle, 2020 yılından bu yana bütçenin yaklaşık yarısının tüketildiğini gösteriyor. 

Hesaplanan bütçelerdeki farkların ve yüksek belirsizliklerin sebepleri arasında, CO2-dışı sera gazlarının salımlarının CO2 bütçesine etkileri ve ısınmayı etkileyen diğer faktörler var. Bunlardan biri, hava kirliliğinde yaygın olan ve aerosoldenilen partikül maddelerin, atmosferde daha az bulunması. CO2in ısınma etkisi bulunması gibi, aerosollerin de soğutucu etkisi bulunuyor. Ancak küresel olarak hava kalitesini iyileştirmek için alınan önlemler, bu soğutucu etkinin azalması ve karbon bütçesinde daralma yaşanması anlamına geliyor.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi ve İklim Masası Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ebru Voyvodanın çalışmaya dair değerlendirmelerini aşağıda paylaşıyoruz:

Güncellenen karbon bütçeleri ve bu çalışmada gördüğümüz yeni hesaplamalar, bilimsel veriler doğrultusunda, eğer 1,5°C iklim felaketlerini önlemek için kritik bir sıcaklık artışı ise, bu hedef için oldukça az zamanın kaldığının altını çiziyor. Dahası bu çalışma, henüz 2021-22de yayınlanmış IPCC 6. Değerlendirme Raporundaki karbon bütçesi tahminlerini güncelleyerek yeni verilerin, eğilimlerin ve şokların dinamik etkilerinin, bu bütçeyi daha da kısıtlayıcı yönde hareket edebileceğinin de altını çiziyor.

Elbette bu bilimsel çalışmaların amacı bir tür felaket tellallığı yapmak değil. Aksine, küresel sıcaklık artışlarının belirli olasılıklar ile 1,5°C ya da 2,0°C ile sınırlandırılması konusunda gösterilmesi gereken çabanın ve dönüşümün ne kadar ciddiye alınması gerektiği konusunda uyarı niteliğinde. 

Küresel karbon bütçesine dair hesaplamalar aynı zamanda bu bütçenin hakkaniyetli paylaşımı, bu bütçeden kimin ne kadar kullanacağı gibi uluslararası işbirliği sorularını da beraberinde getiriyor. Giderek kısıtlı hale gelen bütçe/zaman altında ise bilim bize, küresel kamu malı – küresel iyi” için işbirliği mesajı veriyor. 

Kuşkusuz bu uyarı, küresel düzeyde enerji, üretim, tüketim ve ticaret ilişkilerinde bugüne kadar görülmemiş düzeyde ve hızda bir yapısal dönüşümün gerçekleşmesi gerektiğine dair de bir uyarı.

Bu konuda gerçekleştirilen ve son dönemde raporlar aracılığı ile paylaşılan sonuçlar (örneğin Uluslararası Enerji Ajansı’nın 24 Ekimde yayınlanan Dünya Enerji Görünümü Raporu) özellikle enerji sistemlerinde 1,5°C küresel sıcaklık artışı ile uyumlu senaryoların hala mümkün olabileceğini gösteriyor. Ancak bu olasılık, her koşulda, şimdi ve kısa dönemde atılacak adımlara bağlı.’ 

Prof. Dr. Ebru Voyvoda,

2004 yılından bu yana, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) İktisat Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Yüksek Lisans (1998) ve Doktora (2003) çalışmalarını Bilkent Üniversitesi’nde tamamlamış, 2003-2004 yıllarında ise University of Utah’da (ABD) misafir araştırmacı olarak çalışmıştır. 

Voyvoda, 2011-2012 akademik döneminde Almanya’daki Avrupa Ekonomik Araştırmalar Merkezi’nde (ZEW) bulunmuş, çevre politikalarının nesiller arası etkileri üzerine araştırma yapmıştır. 2015-2016’da ise İsviçre’deki Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nda sanayileşme, yapısal dönüşüm ve büyüme konularını çalışmıştır. 2022-2023 döneminde ise İstanbul Politikalar Merkezi’nde Mercator-İPM Araştırmacısı olarak bulunmakta, Türkiye’de uygulanacak bir karbon fiyatlandırma politikasının olası dağılımsal etkilerini araştırmaktadır. 

Voyvoda’nın çalışmaları, enerji-çevre-ekonomi modellemeleri ve ekonomi politikasına odaklanmaktadır.

 

İlave Bilgi Notu:  1,5°C veya 2°Clik ısınma, ne anlama geliyor?

IPCCnin 2018 yılında yayınlanan 1,5°C Küresel Isınma Özel Raporuna göre, 1,5°Clik ve 2°Clik ısınma arasındaki farklardan bazıları, aşağıdaki gibidir:

  • Her beş yılda en az bir kere aşırı sıcaklara maruz kalacak olan insan sayısı, 1,5°Cde dünya nüfusunun yüzde 14’üne denk gelirken, 2°Clik ısınmada nüfusun yüzde 37sini etkileyecek.

  • Arktikte buzsuz geçecek yaz aylarının, 1,5°Clik ısınmada her 100 yılda bir kere yaşanacak nadir bir olay olması beklenirken, 2°Clik ısınmada en az 10 yılda bir yaşanacağı öngörülüyor.

  • 2°Clik ısınmada gözlenen biyoçeşitlilik kaybının, 1,5°Clik ısınmaya kıyasla, omurgalılarda ve bitkilerde iki kat, kuşlarda, böceklerde ve omurgasız canlılarda ise üç kat daha fazla olması bekleniyor. Böyle bir durumda, gezegenin tamamındaki mercan resiflerinin yüzde 99unun yok olacağı tahmin ediliyor.

Carbon Briefin 70 akademik makaleden derlediği verilere dayanan analizinden bazı çarpıcı verileri ise aşağıda paylaşıyoruz:

  • Küresel deniz ısı dalgalarının, 1,5°Clik ısınmada 16 kat, 2°Clik ısınmada ise 23 kat artması bekleniyor.

  • Yıllık en yüksek günlük sıcaklıkların, 1,5°Clik ısınmada 1,7°C,  2°Clik ısınmada ise 2,6°C artacağı hesaplanıyor.  2°Clik ısınmada sıcak günler yüzde 25 oranında artacak. Ortalama kuraklık süresinin ise iki aydan dört aya çıkması bekleniyor.

  • Deniz seviyelerindeki yükselmeye bağlı su baskınlarından kaynaklanan hasarın, yıllık 11,7 trilyon dolara ulaşacağı düşünülüyor.
     
  • 1,5°Clik ısınmanın, 21. yüzyılın sonunda küresel Gayrisafi Yurtiçi Hasılada (GSYİH) yüzde 8lik bir küçülmeye sebep olması beklenirken, 2°Clik ısınmada yüzde 13lük daralma öngörülüyor.

 

 

İlgili Yazılar

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Marmara Denizi ‘hasta’ ve iklim değişikliği, krizi derinleştiriyor

Kentsel ve endüstriyel kirliliğin yanı sıra aşırı avcılık ve iklim değişikliği baskısı altında olan Marmara Denizi’nin ekosistemi, son 50 yılda oldukça ağır dönüşümler geçirdi ve telafisi mümkün olmayacak şekilde bozulmaya doğru gidiyor. Büyük avcı balıkların denizden kaybolması, sistemin bu türleri barındıramayacak hale geldiğine işaret ediyor. Bugün Marmara’daki balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor. Bu türlerin başında, av verimi her geçen yıl azalan hamsi geliyor. Uzmanlar, giderek kaybolan türlerin, insan müdahalesi ve etkisi ciddi oranda azaltılmadan geri gelmelerinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Marmara Denizi için mevcut durum sürdürülebilir değil ve tüm paydaşların tam bir uzlaşı ile mevcut baskıların azaltılmasını sağlaması gerekiyor.

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo