İklim Masası

G7 Bakanlar Toplantısı: ”1,5°C vurgusu önemli fakat somut adımlar yetersiz”

G7 Zirvesi öncesi İtalya’da bir araya gelen iklim, enerji ve çevre bakanları, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırma hedefini yineledi. Ancak kömürden çıkış için mutabık kalınan 2035 tarihi, bu hedef için yetersiz. G7 Bakanlar Deklarasyonu’nda yalnızca ‘‘verimsiz’’ fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması çağrısı yapılması ve enerji arz güvenliği ile azaltım politikaları arasındaki mücadelenin devam etmesi de dikkat çekici. Bu eksiklikler, 1,5°C hedefi için hâlâ yeterli kararlılığın sağlanamadığını gösteriyor. 

G7 Zirvesi öncesi İtalya’da bir araya gelen iklim, enerji ve çevre bakanları, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırma hedefini yineledi. Ancak kömürden çıkış için mutabık kalınan 2035 tarihi, bu hedef için yetersiz. G7 Bakanlar Deklarasyonu’nda yalnızca ‘‘verimsiz’’ fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması çağrısı yapılması ve enerji arz güvenliği ile azaltım politikaları arasındaki mücadelenin devam etmesi de dikkat çekici. Bu eksiklikler, 1,5°C hedefi için hâlâ yeterli kararlılığın sağlanamadığını gösteriyor. 

Yayınlanma Tarihi: 13/05/2024
Kategori:

G7 Zirvesi öncesi İtalya ev sahipliğinde gerçekleşen G7 İklim, Enerji ve Çevre Bakanları toplantısında yayınlanan deklarasyonda, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırma hedefi, olumlu bir işaret olarak dikkat çekti. Ancak Deklarasyon’daki bazı eksiklikler, 1,5°C hedefi için hâlâ yeterli kararlılığın sağlanamadığını gösteriyor.

Öncelikle kömürden çıkış için mutabık kalınan 2035 yılı, Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) çalışmalarına göre, hedefe ulaşabilmek için geç bir tarih. Deklarasyon’da fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması karşısında yeterince kararlı bir tutum izlenmemesi ve özellikle imalat sanayi kaynaklı emisyonların azaltılmasında karbon yakalama teknolojilerine umut bağlanması da 1,5°C hedefinin ne ölçüde gerçekçi olduğuna dair soru işaretleri yaratıyor. Azaltım ve uyum politikaları için gereken iklim finansmanı hakkında şeffaflıktan uzak bir tutum izlenmesi ve adil geçiş için yeterli vurgu yapılmaması da dikkat çekiyor. G7 Bakanlar Deklarasyonu önemli bir ilerlemeye işaret etse de, somut adımların gecikmeden atılması, 1,5°C hedefi için acil görünüyor.

 

2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynakları kurulu gücünün üç katına çıkarılması ve enerji verimliliğindeki iyileşmenin iki katına çıkarılması, iki somut hedef olarak öne çıkıyor. Elektrik üretiminde karbonsuzlaşmanın sağlanması, emisyonları engellenemeyen kömür santrallerinin kapatılması ve enerji dönüşümünün sağlanması, enerji sektöründe net sıfıra yönelik diğer somut taahhütler. (Fotoğraf: g7italy.it)

 

1,5°C hedefi vurgusu umut verici

29-30 Nisan tarihlerinde İtalya’da gerçekleştirilen G7 İklim, Enerji ve Çevre Bakanları toplantısında, sera gazı emisyonları, sürdürülebilir enerji, biyolojik çeşitlilik ve çevresel kirlilik gibi önemli gündemleri konu alan bir deklarasyon yayınlandı. Haziran ortasındaki G7 Zirvesi öncesi düzenlenen bakanlar toplantısının ve yayınlanan deklarasyonun odağında, küresel iklim değişikliği ile mücadele yer alıyordu. Deklarasyon, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) ve Paris Anlaşması çerçevesinde atılması gereken adımları, G7 ülkelerinin taahhütleri perspektifinden sunuyor ve tüm tarafların küresel hedeflere ulaşmadaki ilerlemesini, atılması gereken adımları ve ihtiyaç duyulan uluslararası işbirliğini içeriyor. 

Deklarasyonda, ana amaç olarak küresel sıcaklık artışını sınırlama hedefi 2°C yerine 1,5°C olarak belirleniyor ve bu çerçevede, 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşılması amaçlanıyor. Her iki adım da, iklim değişikliği ile mücadelede açısından umut verici gelişmeler. Metinde ayrıca 2023 yılı sonunda Birleşik Arap Emirlikleri’nde düzenlenen 28. Taraflar Konferansı’nda (COP28) kararlaştırılan hedefler yinelenerek bu kararların takipçisi olunduğu da vurgulanıyor. G7’nin 1,5 °C hedefine ulaşmak için ekonomi genelinde mutlak emisyon azaltımının gerekli olduğunun altını çizmesi ve 2025 yılında gerçekleştirilecek COP 30’da ve ikinci Ulusal Katkı Beyanlarını (Nationally Determined Contributions, NDC) verme sürecinde de aktif rol oynayacağını gösteriyor.

Küresel sera gazı emisyonlarının neredeyse beşte birinden sorumlu olan G7 ülkelerinin tamamının, mutlak azaltım taahhüdü bulunuyor. Ayrıca İtalya hariç tüm ülkeler (Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Almanya, Fransa, Birleşik Krallık ve Japonya), 2050 yılına yönelik uzun dönemli azaltım stratejilerine sahip. Toplam emisyonlar açısından en fazla sorumluluğa sahip ülkenin açık ara ABD olduğu görülüyor; öte yandan kişi başı emisyonlarda ise Kanada’nın sorumluluğu daha fazla. 

 

Kömürden çıkış tarihinin esnetilmesi, 1,5°C hedefini zora sokuyor

Deklarasyondaki maddeler, G7 ülkelerinin, hem Paris Anlaşması’nın hem de 5. Taraflar Konferansı’nın (CMA-5) kararlarını da etkin biçimde uygulayacağını gösteriyor. Özellikle  2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynakları kurulu gücünün üç katına çıkarılması ve enerji verimliliğindeki iyileşmenin iki katına çıkarılması, iki somut hedef olarak öne çıkıyor. Elektrik üretiminde karbonsuzlaşmanın sağlanması, emisyonları engellenemeyen kömür santrallerinin kapatılması ve enerji dönüşümünün sağlanması, enerji sektöründe net sıfıra yönelik diğer somut taahhütler.

Öte yandan, küresel olarak 1,5°C hedefine ulaşamama riskini artıracak sorunlar da mevcut. Ülkelerin hali hazırda sunmuş oldukları NDC’ler ve 2030’lu yılların ortasını hedefleyen kömürden çıkış hedefleri, 1,5°C hedefi ve Paris Anlaşması’nın amacına hizmet etme konusunda yetersiz kalabilir. Kısacası kömürden çıkışın, 2030 sonrasına bırakılmaması gerekiyor. Oysa Deklarasyon’da, 2030ların ilk yarısına ertelendiği görülüyor. Ayrıca enerji sistemlerinde emisyonları engellenemeyen kömüre dayalı santrallerin devreden çıkarılması da ülkelerin inisiyatifine bırakılıyor.

2050’de net sıfır emisyon hedefine ulaşabilmek için hiçbir yeni termik santral yapılmaması gerekiyor. Ayrıca küresel ölçekte kömürle çalışan ve emisyonları engellenemeyen termik santrallerin 2030 yılına kadar yıllık ortalama %10 emisyon azaltımı yapması gerekiyor. Japonya ve ABD dışındaki G7 ülkelerinin tamamının 2030 yılından önce kömürden çıkma hedefi var. Yine de, G7 deklarasyonunda 2030 yılı öncesi için net bir hedef yılının belirlenmemiş olması endişe verici.

‘1,5°C hedefinin başarılabilmesi için yalnızca ‘verimsiz sübvansiyonların’ değil, tüm sübvansiyonların kaldırılması gerekiyor. Ne yazık ki G7 hâlâ bu kararlılığı göstermekten uzak.
 

Tüm fosil yakıt sübvansiyonları kaldırılmalı

Bu çerçevede bir diğer önemli konu da fosil yakıt sübvansiyonları. 2050 net sıfır hedefine ulaşabilmek için, başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere, tüm ülkelerin bu konuda daha kararlı bir tutum izlemesi şart. Fosil yakıtlara sağlanan verimsiz sübvansiyonların kaldırılması, G7’nin göstermeye devam ettiği bir irade. Ancak 1,5°C hedefinin başarılabilmesi için yalnızca “verimsiz sübvansiyonların” değil, tüm sübvansiyonların kaldırılması gerekiyor. Ne yazık ki G7 hâlâ bu kararlılığı göstermekten uzak. Oysa sübvansiyonların kaldırılması, G7 ülkelerinin iklim değişikliği ile mücadelede atabilecekleri en somut adımlardan biri. Bunun açıkça belirtilmiyor olması, 1,5°C hedefi için gerekli temel iklim politikalarının tam anlamıyla anaakımlaştırılamadığı sonucunu çıkarmamıza neden oluyor.

 

İmalat sanayi kaynaklı emisyonların azaltımında karbon yakalama, depolama ve kullanma teknolojilerine dair beklentilerin yüksek olduğu görülüyor. Başka bir ifadeyle, sorunu ortaya çıkmadan engellemek yerine, oluştuktan sonra giderme umudu taşınıyor. (Fotoğraf: Astrid Westvang / Flickr)

 

İmalat sanayinde karbon yakalama teknolojilerine umut bağlanıyor

Emisyonları azaltmanın güç olduğu ve engellenemeyen emisyonların yer aldığı bir diğer sektör ise imalat sanayi. Başta demir-çelik, alüminyum, çimento, kimyasallar ve cam olmak üzere birçok sektöre enerji dışı prosesler sonucunda emisyonlar ortaya çıkıyor. Bu emisyonların azaltılması ve karbonsuzlaşmanın sağlanması; hammadde tedariği, teknolojik dönüşüm ve ürünlerin değer zincirindeki değişim nedeniyle küresel ticareti etkileyecek. Ancak imalat sanayi kaynaklı emisyonların azaltımında karbon yakalama, depolama ve kullanma teknolojilerine dair beklentilerin yüksek olduğu görülüyor. Başka bir ifadeyle, sorunu ortaya çıkmadan engellemek yerine, oluştuktan sonra giderme umudu taşınıyor. Bu da araştırma-geliştirme, inovasyon ve alternatif hammadde kullanımı gibi yöntemlerin, sanayi sektörü emisyonlarını yakın zamanda sıfırlamak için yeterli olmayacağını gösteriyor.

Bununla birlikte, Deklarasyon’da, ağırlıklı olarak imalat sanayinden ve üretilen ürün ile malların tüketiminden kaynaklanan florlu sera gazlarını (F gazlar) sınırlamaya yönelik Kigali Değişikliği’ne atıf yapılması, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında bütüncül resmin korunduğunu gösteriyor.

Özellikle fosil yakıtların çıkarılması ve dönüştürülmesinde açığa çıkan metan emisyonlarının azaltılması olmak üzere karbondioksit dışı emisyonların da sınırlandırılması için Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) girişimlerini destekleyen açıklamalar, G7 ülkelerinin bu konuda da emisyonları azaltma stratejilerini, uluslararası kuruluşlarla eşgüdüm içinde takip ettiğini göstermektedir.

 

‘Kritik minerallerin çevresel, sosyal, yönetişim boyutlarının ele alındığını ve bu minerallerin işlenerek enerji sektörünün kullanımına hazır hale getirilmesinin öneminin vurgulandığını görüyoruz. Bu durum, batarya ve depolama teknolojilerinin, hammadde olarak kritik minerallere bağımlılığını da ortaya koyuyor.

 

Ulaşımda yeşil dönüşüm, kritik minerallere bağımlı

Ulaştırma sektörü de yoğun nihai enerji kullanımı nedeniyle önemli. Bu çerçevede, karayolu ulaştırma, uluslararası havacılık ve denizcilik faaliyetlerine ilişkin fosil yakıtlardan çıkış stratejilerinin, G7 ülkelerince benimsendiği görülüyor. Özellikle karayolu ulaştırmada ülkelerin araç parkı, elektrikli araçlara doğru evriliyor ve elektrik şarj altyapısı genişletiliyor. Ayrıca batarya ve diğer depolama üniteleri alanında araştırma-geliştirme ve inovasyon özendiriliyor. Bu dönüşüm için kritik minerallere duyulan gereksinim, Deklarasyon’da da yer buluyor. Kritik minerallerin çevresel, sosyal, yönetişim boyutlarının ele alındığını ve bu minerallerin işlenerek enerji sektörünün kullanımına hazır hale getirilmesinin öneminin vurgulandığını görüyoruz. Bu durum, batarya ve depolama teknolojilerinin, hammadde olarak kritik minerallere bağımlılığını da ortaya koyuyor. Diğer taraftan, depolama teknolojilerinin desteklenmesi ve çevreye olan zararının azaltılmasına çalışılması, karbonsuzlaşma için ulaştırma-enerji-sanayi bağının yetersiz kaldığını da gösteriyor. Özellikle elektrikli araçlar için, sanayinin daha verimli araçlar üretmesi ve çevresel açısından daha az zararlı kritik minerallerin süreçlere dahil edilmesi, başta elektrik şarj altyapısı olmak üzere enerjiye güvenli ve güvenilir bir biçimde erişilmesi, ulaştırma sektöründe emisyon azaltımını doğrudan etkileyen faktörler. Bu faktörlerde ilerleme olmadığı müddetçe, ulaştırmada 1,5°C hedefine katkı düşük kalıyor. 

 

Özellikle karayolu ulaştırmada ülkelerin araç parkı, elektrikli araçlara doğru evriliyor ve elektrik şarj altyapısı genişletiliyor. Ayrıca batarya ve diğer depolama üniteleri alanında araştırma-geliştirme ve inovasyon özendiriliyor. (Fotoğraf: Ivan Radic)

 

Arz güvenliği ile iklim değişikliği arasında mücadele sürüyor

Deklarasyon’da, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) azaltım stratejileri arasında yer alan nükleer enerji ve füzyon enerjisine yönelik  destekleyici ifadeler, çok açık bir şekilde yer alıyor. Rusya-Ukrayna savaşındaki durum ve Rusya’ya enerji bağımlılığının azaltılması gerekliliği ilgili olan bu durum, dikkat çekici. G7 ülkeleri, enerji arz güvenliği ve emisyon azaltımı mesajlarını birlikte veriyorlar; hatta arz güvenliği, iklim değişikliği gerekçesinin önüne geçmiş görünüyor.

Hem nükleer enerjide hem de füzyon enerjisinde, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (IAEA) koordinasyonunda bir araya gelen ülkelerin gösterdiği işbirliğinin vurgulanması da, G7’nin bu gibi  hükümetler üstü yapıları desteklediğini gösteriyor.

Ayrıca Uluslararası Enerji Ajansı’nın temiz enerjiye geçişte ve net sıfır emisyon hedeflerine ulaşmada üstlendiği yol gösterici rol, hem çok taraflılığın artan krizlere cevap vermesi hem de 1,5°C hedefine dair somut öneriler içermesi açısından, G7’nin taahhütlerini destekler nitelikte. Örneğin yakıt dönüşümü çerçevesinde doğal gaz kullanımı, karbon yoğunluğu nispeten düşük bir fosil yakıt olması nedeniyle, kısa vadeli bir azaltım tedbiri olarak yineleniyor.

Ancak Rusya’nın doğal gaz tedariğindeki baskın durumunun, önümüzdeki dönemde G7 ülkelerinin sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) gibi alternatifler üzerinde yoğunlaşmasını daha da  hızlandıracağı söylenebilir. Böylelikle doğal gaz tedariğinde yaşanan ekonomik ve politik riskler azaltılmak isteniyor. Orta vadede ise yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilmiş hidrojenin (yeşil hidrojenin) yaygınlaşmasıyla, G7 ülkeleri tamamen emisyon azaltımına yoğunlaşabilecek. 2030’dan sonra doğal gazdan elektrik üretiminin azaltılması ve doğal gaz kaynaklı termik santrallerden kaynaklanan, engellenemeyen emisyonların da, tıpkı kömürde olduğu gibi, 2050 yılında sıfıra inmesi gerekiyor. Dolayısıyla mevcut durum, enerji arz güvenliği ve iklim değişikliğiyle mücadele arasında dengeli bir politika izleme sürecinin devam ettiğini gösteriyor.

‘G7 ülkeleri, enerji arz güvenliği ve emisyon azaltımı mesajlarını birlikte veriyorlar; hatta arz güvenliği, iklim değişikliği gerekçesinin önüne geçmiş görünüyor.

Finansman sorunları devam ediyor

1,5°C hedefi ve 2050’de net sıfıra doğru giden yolda emisyon azaltımını hızlandıracak ana faktörlerden biri de finansman. G7 Bakanlar Deklarasyonu’nda, 2022 yılında 100 milyar dolarlık finansman taahhüdünün karşılandığını belirtilse de, bu miktarın ne kadarının kamu ne kadarının özel sektör finansmanı olduğu belirtilmiyor. Ayrıca, sağlanan finansmanın hibe, kredi ve ayrıcalıklı kredi oranlarının da paylaşılmamış olması, kaygıları artırıyor.

Bir diğer önemli mesele ise azaltım ve uyumun finansmandan aldığı pay. İklim finansmanının, azaltım ve uyuma dengeli bir şekilde ulaşması gerektiği, hem COP kararlarında hem de G7 Deklarasyonu’nda açıkça ifade ediliyor. Ancak uygulamada bu dengenin henüz sağlanamadığı da ortada: Uyum konusunda verilen taahhütler, azaltım ile aynı ölçekte değil. Dolayısıyla, G7 Uyum Hızlandırıcı Merkezi’nin (G7 Adaptation Accelerator Hub) kuruluyor olması, gelişmekte olan ülkeler için iyi örnekleri bulma, ulusal uyum planlarını uygulama ve finans aktörleriyle işbirliği yapma adına kayda değer bir adım.

Yeni kurulan Kayıp ve Zarar Fonu’na G7’nin sağladığı 792 milyon dolarlık katkı da, gelecek toplantıların gündemine dair bir işaret olarak görülebilir. İlerleyen yıllarda, bu fon için G7 öncülüğünde yeni ve ilave finansman taahhütleri verilmesi, G7 toplantılarının gündem maddeleri arasına girebilir.

Finansmanla ilgili bir diğer önemli konu ise, bir yandan azaltım ve uyum için finansman bulunurken, diğer yandan emisyon yoğun yatırımların finansmana erişimini kısıtlama gerekliliği. G7’nin emisyon yoğun yatırımları için çok taraflı finans kuruluşları tarafından verilen kaynakları kısıtlaması, iklim finansmanından daha bile etkili olabilir.

 

G7’nin emisyon yoğun yatırımları için çok taraflı finans kuruluşları tarafından verilen kaynakları kısıtlaması, iklim finansmanından daha bile etkili olabilir. (Fotoğraf: g7italy.it)


Adil geçiş taahhütleri yetersiz

Deklarasyondaki bir diğer eksiklik ise “yeşil işler” yerine “iyi işler” vurgusunun yapılmış olması. Ayrıca adil ve kapsayıcı bir geçişin önemi; bu süreçte toplumun en dezavantajlı kesimlerinin desteklenmesi gerekliliği; istihdam yaratarak yoksulluğun ortadan kaldırılması gibi önemli konulara da yer verilmediği görülüyor. Bu da sürdürülebilir kalkınma amacına tam olarak hizmet edilmediğini düşündürüyor.

Adil ve kapsayıcı geçişteki somut beklentilerin yansıtılmaması ve bu durumu perdelemek için kimseyi geride bırakmama düsturuyla toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve yerli halkların haklarının öncelenmesi konularından destek alınması da dikkat çekici. Bu nedenlerle, Deklarasyon’da adil ve kapsayıcı geçiş süreçleriyle ilgili yer alan taahhütlerin üretimde, tüketimde ve karar alma süreçlerinde yeterli olmadığı görülüyor.

G7 Bakanlar Deklarasyonu’nu, küresel iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir adım olarak değerlendirmek mümkün. Deklarasyon, sıcaklık artışını 1,5 °C  ile sınırlama ve 2050’ye kadar net sıfır emisyona ulaşma hedeflerine katkı vermeye çalışıyor. Ancak Deklarasyon’daki bazı eksiklikler, 1,5 °C hedefi için hâlâ yeterli kararlılığın sağlanamadığını gösteriyor. Kömürden çıkış için tüm G7 ülkelerinin mutabık kaldığı 2035 yılı, hem IEA hem de IPCC’nin çalışmalarına göre geç bir tarih. Ayrıca geçiş sürecinin adil ve kapsayıcı olabilmesi için yeterince somut eylemler öne sürülmemesi ve elle tutulur taahhütlerde bulunulmaması, bu konuda nasıl bir ilerleme kaydedileceği konusunda düşündürücü. Finansman konusundaki belirsizlikler, iklim finansmanı alanında daha fazla şeffaflık gerektiğini gösteriyor. Enerji arz güvenliği her ne kadar temiz enerjiyle birlikte anılsa da, getirdiği endişeler, 1,5 °C hedefi için gereken performansı kısa ve orta vadede etkileyeceğe benziyor. Sonuç olarak, G7 Bakanlar Deklarasyonu önemli bir ilerlemeye işaret etse de, somut adımların gecikmeden atılması, 1,5 °C hedefi için acil görünüyor.



 

Doç. Dr. İzzet Arı | izzet.ari@asbu.edu.tr

Doç. Dr. İzzet Arı, lisans derecesini 2005 yılında ODTÜ Çevre Mühendisliği, yüksek lisans derecisini 2010 yılında ODTÜ Çevre Mühendisliği ve 2013 yılında Sussex Üniversitesinden (İngiltere) almıştır. ODTÜ yüksek lisans çalışmasında Türkiye'deki elektrik üretimi projeksiyonunu ve buna bağlı olarak sera gazı emisyonlarının tahmin edilmesini gerçekleştirmiştir. Sussex Üniversitesi'nde iklim değişikliği, enerji ve kalkınma konularında master çalışmalarını tamamlamıştır. 2015 yılında ODTÜ Yer Sistem Bilimleri Bölümünden doktora derecesini almıştır. 



15 yıla yakın kamu kurumlarda (Devlet Planlama Teşkilatı, Kalkınma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı) görev yapmıştır. 2006 yılından bugüne kadar Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi altındaki uluslararası iklim değişikliği müzakerelerini aktif olarak katılım sağlamaktadır. 2011-2018 yılları arasında Birleşmiş Milletler altındaki Gündem 2030, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ve Hedefleri, Kalkınmanın Finansmanı ve Yeşil Ekonomi konularında katkılarda bulunmuştur. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Enerji Ekonomisi ve Yönetimi Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak akademik çalışmalarına devam etmektedir. 



ODTÜ’de Enerji Politikaları ve Finans ve Hacettepe Üniversitesi'nde Küresel İklim Değişikliği derslerini yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak vermiştir. İklim değişikliği ve kalkınma, sürdürülebilir enerji politikaları, enerji ve finansman, yeşil büyüme ve sürdürülebilir kalkınma amaçları konularında çalışmalar yapmakta olup bu çalışmalar ulusal ve uluslararası makale, kitap, kitap editörlüğü ve bildiriler olarak yayınlamıştır. TÜBITAK destekli araştırma projelerinde proje yürütücüsü ve araştırmacı olarak bilimsel çalışmalarına devam etmektedir.      

Uzmanlık Alanları: Sürdürülebilir Enerji Politikaları; Uluslararası İklim Değişikliği Müzakereleri; Emisyon Azaltımı ve İklim Değişikliği; Emisyon Ticareti Sistemi

G7 Zirvesi öncesi İtalya ev sahipliğinde gerçekleşen G7 İklim, Enerji ve Çevre Bakanları toplantısında yayınlanan deklarasyonda, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırma hedefi, olumlu bir işaret olarak dikkat çekti. Ancak Deklarasyon’daki bazı eksiklikler, 1,5°C hedefi için hâlâ yeterli kararlılığın sağlanamadığını gösteriyor.

Öncelikle kömürden çıkış için mutabık kalınan 2035 yılı, Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) çalışmalarına göre, hedefe ulaşabilmek için geç bir tarih. Deklarasyon’da fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması karşısında yeterince kararlı bir tutum izlenmemesi ve özellikle imalat sanayi kaynaklı emisyonların azaltılmasında karbon yakalama teknolojilerine umut bağlanması da 1,5°C hedefinin ne ölçüde gerçekçi olduğuna dair soru işaretleri yaratıyor. Azaltım ve uyum politikaları için gereken iklim finansmanı hakkında şeffaflıktan uzak bir tutum izlenmesi ve adil geçiş için yeterli vurgu yapılmaması da dikkat çekiyor. G7 Bakanlar Deklarasyonu önemli bir ilerlemeye işaret etse de, somut adımların gecikmeden atılması, 1,5°C hedefi için acil görünüyor.

 

2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynakları kurulu gücünün üç katına çıkarılması ve enerji verimliliğindeki iyileşmenin iki katına çıkarılması, iki somut hedef olarak öne çıkıyor. Elektrik üretiminde karbonsuzlaşmanın sağlanması, emisyonları engellenemeyen kömür santrallerinin kapatılması ve enerji dönüşümünün sağlanması, enerji sektöründe net sıfıra yönelik diğer somut taahhütler. (Fotoğraf: g7italy.it)

 

1,5°C hedefi vurgusu umut verici

29-30 Nisan tarihlerinde İtalya’da gerçekleştirilen G7 İklim, Enerji ve Çevre Bakanları toplantısında, sera gazı emisyonları, sürdürülebilir enerji, biyolojik çeşitlilik ve çevresel kirlilik gibi önemli gündemleri konu alan bir deklarasyon yayınlandı. Haziran ortasındaki G7 Zirvesi öncesi düzenlenen bakanlar toplantısının ve yayınlanan deklarasyonun odağında, küresel iklim değişikliği ile mücadele yer alıyordu. Deklarasyon, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) ve Paris Anlaşması çerçevesinde atılması gereken adımları, G7 ülkelerinin taahhütleri perspektifinden sunuyor ve tüm tarafların küresel hedeflere ulaşmadaki ilerlemesini, atılması gereken adımları ve ihtiyaç duyulan uluslararası işbirliğini içeriyor. 

Deklarasyonda, ana amaç olarak küresel sıcaklık artışını sınırlama hedefi 2°C yerine 1,5°C olarak belirleniyor ve bu çerçevede, 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşılması amaçlanıyor. Her iki adım da, iklim değişikliği ile mücadelede açısından umut verici gelişmeler. Metinde ayrıca 2023 yılı sonunda Birleşik Arap Emirlikleri’nde düzenlenen 28. Taraflar Konferansı’nda (COP28) kararlaştırılan hedefler yinelenerek bu kararların takipçisi olunduğu da vurgulanıyor. G7’nin 1,5 °C hedefine ulaşmak için ekonomi genelinde mutlak emisyon azaltımının gerekli olduğunun altını çizmesi ve 2025 yılında gerçekleştirilecek COP 30’da ve ikinci Ulusal Katkı Beyanlarını (Nationally Determined Contributions, NDC) verme sürecinde de aktif rol oynayacağını gösteriyor.

Küresel sera gazı emisyonlarının neredeyse beşte birinden sorumlu olan G7 ülkelerinin tamamının, mutlak azaltım taahhüdü bulunuyor. Ayrıca İtalya hariç tüm ülkeler (Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Almanya, Fransa, Birleşik Krallık ve Japonya), 2050 yılına yönelik uzun dönemli azaltım stratejilerine sahip. Toplam emisyonlar açısından en fazla sorumluluğa sahip ülkenin açık ara ABD olduğu görülüyor; öte yandan kişi başı emisyonlarda ise Kanada’nın sorumluluğu daha fazla. 

 

Kömürden çıkış tarihinin esnetilmesi, 1,5°C hedefini zora sokuyor

Deklarasyondaki maddeler, G7 ülkelerinin, hem Paris Anlaşması’nın hem de 5. Taraflar Konferansı’nın (CMA-5) kararlarını da etkin biçimde uygulayacağını gösteriyor. Özellikle  2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynakları kurulu gücünün üç katına çıkarılması ve enerji verimliliğindeki iyileşmenin iki katına çıkarılması, iki somut hedef olarak öne çıkıyor. Elektrik üretiminde karbonsuzlaşmanın sağlanması, emisyonları engellenemeyen kömür santrallerinin kapatılması ve enerji dönüşümünün sağlanması, enerji sektöründe net sıfıra yönelik diğer somut taahhütler.

Öte yandan, küresel olarak 1,5°C hedefine ulaşamama riskini artıracak sorunlar da mevcut. Ülkelerin hali hazırda sunmuş oldukları NDC’ler ve 2030’lu yılların ortasını hedefleyen kömürden çıkış hedefleri, 1,5°C hedefi ve Paris Anlaşması’nın amacına hizmet etme konusunda yetersiz kalabilir. Kısacası kömürden çıkışın, 2030 sonrasına bırakılmaması gerekiyor. Oysa Deklarasyon’da, 2030ların ilk yarısına ertelendiği görülüyor. Ayrıca enerji sistemlerinde emisyonları engellenemeyen kömüre dayalı santrallerin devreden çıkarılması da ülkelerin inisiyatifine bırakılıyor.

2050’de net sıfır emisyon hedefine ulaşabilmek için hiçbir yeni termik santral yapılmaması gerekiyor. Ayrıca küresel ölçekte kömürle çalışan ve emisyonları engellenemeyen termik santrallerin 2030 yılına kadar yıllık ortalama %10 emisyon azaltımı yapması gerekiyor. Japonya ve ABD dışındaki G7 ülkelerinin tamamının 2030 yılından önce kömürden çıkma hedefi var. Yine de, G7 deklarasyonunda 2030 yılı öncesi için net bir hedef yılının belirlenmemiş olması endişe verici.

‘1,5°C hedefinin başarılabilmesi için yalnızca ‘verimsiz sübvansiyonların’ değil, tüm sübvansiyonların kaldırılması gerekiyor. Ne yazık ki G7 hâlâ bu kararlılığı göstermekten uzak.
 

Tüm fosil yakıt sübvansiyonları kaldırılmalı

Bu çerçevede bir diğer önemli konu da fosil yakıt sübvansiyonları. 2050 net sıfır hedefine ulaşabilmek için, başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere, tüm ülkelerin bu konuda daha kararlı bir tutum izlemesi şart. Fosil yakıtlara sağlanan verimsiz sübvansiyonların kaldırılması, G7’nin göstermeye devam ettiği bir irade. Ancak 1,5°C hedefinin başarılabilmesi için yalnızca “verimsiz sübvansiyonların” değil, tüm sübvansiyonların kaldırılması gerekiyor. Ne yazık ki G7 hâlâ bu kararlılığı göstermekten uzak. Oysa sübvansiyonların kaldırılması, G7 ülkelerinin iklim değişikliği ile mücadelede atabilecekleri en somut adımlardan biri. Bunun açıkça belirtilmiyor olması, 1,5°C hedefi için gerekli temel iklim politikalarının tam anlamıyla anaakımlaştırılamadığı sonucunu çıkarmamıza neden oluyor.

 

İmalat sanayi kaynaklı emisyonların azaltımında karbon yakalama, depolama ve kullanma teknolojilerine dair beklentilerin yüksek olduğu görülüyor. Başka bir ifadeyle, sorunu ortaya çıkmadan engellemek yerine, oluştuktan sonra giderme umudu taşınıyor. (Fotoğraf: Astrid Westvang / Flickr)

 

İmalat sanayinde karbon yakalama teknolojilerine umut bağlanıyor

Emisyonları azaltmanın güç olduğu ve engellenemeyen emisyonların yer aldığı bir diğer sektör ise imalat sanayi. Başta demir-çelik, alüminyum, çimento, kimyasallar ve cam olmak üzere birçok sektöre enerji dışı prosesler sonucunda emisyonlar ortaya çıkıyor. Bu emisyonların azaltılması ve karbonsuzlaşmanın sağlanması; hammadde tedariği, teknolojik dönüşüm ve ürünlerin değer zincirindeki değişim nedeniyle küresel ticareti etkileyecek. Ancak imalat sanayi kaynaklı emisyonların azaltımında karbon yakalama, depolama ve kullanma teknolojilerine dair beklentilerin yüksek olduğu görülüyor. Başka bir ifadeyle, sorunu ortaya çıkmadan engellemek yerine, oluştuktan sonra giderme umudu taşınıyor. Bu da araştırma-geliştirme, inovasyon ve alternatif hammadde kullanımı gibi yöntemlerin, sanayi sektörü emisyonlarını yakın zamanda sıfırlamak için yeterli olmayacağını gösteriyor.

Bununla birlikte, Deklarasyon’da, ağırlıklı olarak imalat sanayinden ve üretilen ürün ile malların tüketiminden kaynaklanan florlu sera gazlarını (F gazlar) sınırlamaya yönelik Kigali Değişikliği’ne atıf yapılması, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında bütüncül resmin korunduğunu gösteriyor.

Özellikle fosil yakıtların çıkarılması ve dönüştürülmesinde açığa çıkan metan emisyonlarının azaltılması olmak üzere karbondioksit dışı emisyonların da sınırlandırılması için Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) girişimlerini destekleyen açıklamalar, G7 ülkelerinin bu konuda da emisyonları azaltma stratejilerini, uluslararası kuruluşlarla eşgüdüm içinde takip ettiğini göstermektedir.

 

‘Kritik minerallerin çevresel, sosyal, yönetişim boyutlarının ele alındığını ve bu minerallerin işlenerek enerji sektörünün kullanımına hazır hale getirilmesinin öneminin vurgulandığını görüyoruz. Bu durum, batarya ve depolama teknolojilerinin, hammadde olarak kritik minerallere bağımlılığını da ortaya koyuyor.

 

Ulaşımda yeşil dönüşüm, kritik minerallere bağımlı

Ulaştırma sektörü de yoğun nihai enerji kullanımı nedeniyle önemli. Bu çerçevede, karayolu ulaştırma, uluslararası havacılık ve denizcilik faaliyetlerine ilişkin fosil yakıtlardan çıkış stratejilerinin, G7 ülkelerince benimsendiği görülüyor. Özellikle karayolu ulaştırmada ülkelerin araç parkı, elektrikli araçlara doğru evriliyor ve elektrik şarj altyapısı genişletiliyor. Ayrıca batarya ve diğer depolama üniteleri alanında araştırma-geliştirme ve inovasyon özendiriliyor. Bu dönüşüm için kritik minerallere duyulan gereksinim, Deklarasyon’da da yer buluyor. Kritik minerallerin çevresel, sosyal, yönetişim boyutlarının ele alındığını ve bu minerallerin işlenerek enerji sektörünün kullanımına hazır hale getirilmesinin öneminin vurgulandığını görüyoruz. Bu durum, batarya ve depolama teknolojilerinin, hammadde olarak kritik minerallere bağımlılığını da ortaya koyuyor. Diğer taraftan, depolama teknolojilerinin desteklenmesi ve çevreye olan zararının azaltılmasına çalışılması, karbonsuzlaşma için ulaştırma-enerji-sanayi bağının yetersiz kaldığını da gösteriyor. Özellikle elektrikli araçlar için, sanayinin daha verimli araçlar üretmesi ve çevresel açısından daha az zararlı kritik minerallerin süreçlere dahil edilmesi, başta elektrik şarj altyapısı olmak üzere enerjiye güvenli ve güvenilir bir biçimde erişilmesi, ulaştırma sektöründe emisyon azaltımını doğrudan etkileyen faktörler. Bu faktörlerde ilerleme olmadığı müddetçe, ulaştırmada 1,5°C hedefine katkı düşük kalıyor. 

 

Özellikle karayolu ulaştırmada ülkelerin araç parkı, elektrikli araçlara doğru evriliyor ve elektrik şarj altyapısı genişletiliyor. Ayrıca batarya ve diğer depolama üniteleri alanında araştırma-geliştirme ve inovasyon özendiriliyor. (Fotoğraf: Ivan Radic)

 

Arz güvenliği ile iklim değişikliği arasında mücadele sürüyor

Deklarasyon’da, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) azaltım stratejileri arasında yer alan nükleer enerji ve füzyon enerjisine yönelik  destekleyici ifadeler, çok açık bir şekilde yer alıyor. Rusya-Ukrayna savaşındaki durum ve Rusya’ya enerji bağımlılığının azaltılması gerekliliği ilgili olan bu durum, dikkat çekici. G7 ülkeleri, enerji arz güvenliği ve emisyon azaltımı mesajlarını birlikte veriyorlar; hatta arz güvenliği, iklim değişikliği gerekçesinin önüne geçmiş görünüyor.

Hem nükleer enerjide hem de füzyon enerjisinde, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (IAEA) koordinasyonunda bir araya gelen ülkelerin gösterdiği işbirliğinin vurgulanması da, G7’nin bu gibi  hükümetler üstü yapıları desteklediğini gösteriyor.

Ayrıca Uluslararası Enerji Ajansı’nın temiz enerjiye geçişte ve net sıfır emisyon hedeflerine ulaşmada üstlendiği yol gösterici rol, hem çok taraflılığın artan krizlere cevap vermesi hem de 1,5°C hedefine dair somut öneriler içermesi açısından, G7’nin taahhütlerini destekler nitelikte. Örneğin yakıt dönüşümü çerçevesinde doğal gaz kullanımı, karbon yoğunluğu nispeten düşük bir fosil yakıt olması nedeniyle, kısa vadeli bir azaltım tedbiri olarak yineleniyor.

Ancak Rusya’nın doğal gaz tedariğindeki baskın durumunun, önümüzdeki dönemde G7 ülkelerinin sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) gibi alternatifler üzerinde yoğunlaşmasını daha da  hızlandıracağı söylenebilir. Böylelikle doğal gaz tedariğinde yaşanan ekonomik ve politik riskler azaltılmak isteniyor. Orta vadede ise yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilmiş hidrojenin (yeşil hidrojenin) yaygınlaşmasıyla, G7 ülkeleri tamamen emisyon azaltımına yoğunlaşabilecek. 2030’dan sonra doğal gazdan elektrik üretiminin azaltılması ve doğal gaz kaynaklı termik santrallerden kaynaklanan, engellenemeyen emisyonların da, tıpkı kömürde olduğu gibi, 2050 yılında sıfıra inmesi gerekiyor. Dolayısıyla mevcut durum, enerji arz güvenliği ve iklim değişikliğiyle mücadele arasında dengeli bir politika izleme sürecinin devam ettiğini gösteriyor.

‘G7 ülkeleri, enerji arz güvenliği ve emisyon azaltımı mesajlarını birlikte veriyorlar; hatta arz güvenliği, iklim değişikliği gerekçesinin önüne geçmiş görünüyor.

Finansman sorunları devam ediyor

1,5°C hedefi ve 2050’de net sıfıra doğru giden yolda emisyon azaltımını hızlandıracak ana faktörlerden biri de finansman. G7 Bakanlar Deklarasyonu’nda, 2022 yılında 100 milyar dolarlık finansman taahhüdünün karşılandığını belirtilse de, bu miktarın ne kadarının kamu ne kadarının özel sektör finansmanı olduğu belirtilmiyor. Ayrıca, sağlanan finansmanın hibe, kredi ve ayrıcalıklı kredi oranlarının da paylaşılmamış olması, kaygıları artırıyor.

Bir diğer önemli mesele ise azaltım ve uyumun finansmandan aldığı pay. İklim finansmanının, azaltım ve uyuma dengeli bir şekilde ulaşması gerektiği, hem COP kararlarında hem de G7 Deklarasyonu’nda açıkça ifade ediliyor. Ancak uygulamada bu dengenin henüz sağlanamadığı da ortada: Uyum konusunda verilen taahhütler, azaltım ile aynı ölçekte değil. Dolayısıyla, G7 Uyum Hızlandırıcı Merkezi’nin (G7 Adaptation Accelerator Hub) kuruluyor olması, gelişmekte olan ülkeler için iyi örnekleri bulma, ulusal uyum planlarını uygulama ve finans aktörleriyle işbirliği yapma adına kayda değer bir adım.

Yeni kurulan Kayıp ve Zarar Fonu’na G7’nin sağladığı 792 milyon dolarlık katkı da, gelecek toplantıların gündemine dair bir işaret olarak görülebilir. İlerleyen yıllarda, bu fon için G7 öncülüğünde yeni ve ilave finansman taahhütleri verilmesi, G7 toplantılarının gündem maddeleri arasına girebilir.

Finansmanla ilgili bir diğer önemli konu ise, bir yandan azaltım ve uyum için finansman bulunurken, diğer yandan emisyon yoğun yatırımların finansmana erişimini kısıtlama gerekliliği. G7’nin emisyon yoğun yatırımları için çok taraflı finans kuruluşları tarafından verilen kaynakları kısıtlaması, iklim finansmanından daha bile etkili olabilir.

 

G7’nin emisyon yoğun yatırımları için çok taraflı finans kuruluşları tarafından verilen kaynakları kısıtlaması, iklim finansmanından daha bile etkili olabilir. (Fotoğraf: g7italy.it)


Adil geçiş taahhütleri yetersiz

Deklarasyondaki bir diğer eksiklik ise “yeşil işler” yerine “iyi işler” vurgusunun yapılmış olması. Ayrıca adil ve kapsayıcı bir geçişin önemi; bu süreçte toplumun en dezavantajlı kesimlerinin desteklenmesi gerekliliği; istihdam yaratarak yoksulluğun ortadan kaldırılması gibi önemli konulara da yer verilmediği görülüyor. Bu da sürdürülebilir kalkınma amacına tam olarak hizmet edilmediğini düşündürüyor.

Adil ve kapsayıcı geçişteki somut beklentilerin yansıtılmaması ve bu durumu perdelemek için kimseyi geride bırakmama düsturuyla toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve yerli halkların haklarının öncelenmesi konularından destek alınması da dikkat çekici. Bu nedenlerle, Deklarasyon’da adil ve kapsayıcı geçiş süreçleriyle ilgili yer alan taahhütlerin üretimde, tüketimde ve karar alma süreçlerinde yeterli olmadığı görülüyor.

G7 Bakanlar Deklarasyonu’nu, küresel iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir adım olarak değerlendirmek mümkün. Deklarasyon, sıcaklık artışını 1,5 °C  ile sınırlama ve 2050’ye kadar net sıfır emisyona ulaşma hedeflerine katkı vermeye çalışıyor. Ancak Deklarasyon’daki bazı eksiklikler, 1,5 °C hedefi için hâlâ yeterli kararlılığın sağlanamadığını gösteriyor. Kömürden çıkış için tüm G7 ülkelerinin mutabık kaldığı 2035 yılı, hem IEA hem de IPCC’nin çalışmalarına göre geç bir tarih. Ayrıca geçiş sürecinin adil ve kapsayıcı olabilmesi için yeterince somut eylemler öne sürülmemesi ve elle tutulur taahhütlerde bulunulmaması, bu konuda nasıl bir ilerleme kaydedileceği konusunda düşündürücü. Finansman konusundaki belirsizlikler, iklim finansmanı alanında daha fazla şeffaflık gerektiğini gösteriyor. Enerji arz güvenliği her ne kadar temiz enerjiyle birlikte anılsa da, getirdiği endişeler, 1,5 °C hedefi için gereken performansı kısa ve orta vadede etkileyeceğe benziyor. Sonuç olarak, G7 Bakanlar Deklarasyonu önemli bir ilerlemeye işaret etse de, somut adımların gecikmeden atılması, 1,5 °C hedefi için acil görünüyor.



 

Doç. Dr. İzzet Arı | izzet.ari@asbu.edu.tr

Doç. Dr. İzzet Arı, lisans derecesini 2005 yılında ODTÜ Çevre Mühendisliği, yüksek lisans derecisini 2010 yılında ODTÜ Çevre Mühendisliği ve 2013 yılında Sussex Üniversitesinden (İngiltere) almıştır. ODTÜ yüksek lisans çalışmasında Türkiye'deki elektrik üretimi projeksiyonunu ve buna bağlı olarak sera gazı emisyonlarının tahmin edilmesini gerçekleştirmiştir. Sussex Üniversitesi'nde iklim değişikliği, enerji ve kalkınma konularında master çalışmalarını tamamlamıştır. 2015 yılında ODTÜ Yer Sistem Bilimleri Bölümünden doktora derecesini almıştır. 



15 yıla yakın kamu kurumlarda (Devlet Planlama Teşkilatı, Kalkınma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı) görev yapmıştır. 2006 yılından bugüne kadar Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi altındaki uluslararası iklim değişikliği müzakerelerini aktif olarak katılım sağlamaktadır. 2011-2018 yılları arasında Birleşmiş Milletler altındaki Gündem 2030, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ve Hedefleri, Kalkınmanın Finansmanı ve Yeşil Ekonomi konularında katkılarda bulunmuştur. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Enerji Ekonomisi ve Yönetimi Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak akademik çalışmalarına devam etmektedir. 



ODTÜ’de Enerji Politikaları ve Finans ve Hacettepe Üniversitesi'nde Küresel İklim Değişikliği derslerini yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak vermiştir. İklim değişikliği ve kalkınma, sürdürülebilir enerji politikaları, enerji ve finansman, yeşil büyüme ve sürdürülebilir kalkınma amaçları konularında çalışmalar yapmakta olup bu çalışmalar ulusal ve uluslararası makale, kitap, kitap editörlüğü ve bildiriler olarak yayınlamıştır. TÜBITAK destekli araştırma projelerinde proje yürütücüsü ve araştırmacı olarak bilimsel çalışmalarına devam etmektedir.      

Uzmanlık Alanları: Sürdürülebilir Enerji Politikaları; Uluslararası İklim Değişikliği Müzakereleri; Emisyon Azaltımı ve İklim Değişikliği; Emisyon Ticareti Sistemi

İlgili Yazılar

Türkiye’de otlaklar verimsizleşiyor, geleneksel hayvancılık gerileyecek

Milyonlarca insanın geçim kaynağı olan geleneksel hayvancılık, iklim değişikliği nedeniyle tehdit altında. Yeni bir çalışmaya göre, Türkiye’nin de dahil olduğu Batı Asya’da kuraklıkların kuvvetlenmesi ve otlakların verimsizleşmesi, geleneksel hayvancılığa zarar verecek. Yerel halkların geçim kaynaklarını destekleyebilmek için geleneksel ekolojik bilgi birikiminden faydalanmak ve uyum önlemleri almak gerekiyor. 

G7 Bakanlar Toplantısı: ”1,5°C vurgusu önemli fakat somut adımlar yetersiz”

G7 Zirvesi öncesi İtalya’da bir araya gelen iklim, enerji ve çevre bakanları, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırma hedefini yineledi. Ancak kömürden çıkış için mutabık kalınan 2035 tarihi, bu hedef için yetersiz. G7 Bakanlar Deklarasyonu’nda yalnızca ‘‘verimsiz’’ fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması çağrısı yapılması ve enerji arz güvenliği ile azaltım politikaları arasındaki mücadelenin devam etmesi de dikkat çekici. Bu eksiklikler, 1,5°C hedefi için hâlâ yeterli kararlılığın sağlanamadığını gösteriyor. 


Marmara’da gemicilik kaynaklı hava kirliliği %80’e kadar azaltılabilir

İstanbul ve Çanakkale Boğazları’ndan her yıl geçen yaklaşık 50 bin gemi, Marmara Bölgesi’ndeki hava kirliliğinin de önemli sebepleri arasında. Gemi yakıtları nedeniyle açığa çıkan kükürt ve azot oksitler ile parçacıklı maddelerin ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı biliniyor. Türk Boğazlar Sistemi’nin ‘‘Emisyon Kontrol Alanı’’ ilan edilmesi ve gemi yakıtlarının denetlenmesi, gemicilik kaynaklı hava kirliliğini yüzde 80’e kadar azaltabilir. 

Türkiye’de otlaklar verimsizleşiyor, geleneksel hayvancılık gerileyecek

Milyonlarca insanın geçim kaynağı olan geleneksel hayvancılık, iklim değişikliği nedeniyle tehdit altında. Yeni bir çalışmaya göre, Türkiye’nin de dahil olduğu Batı Asya’da kuraklıkların kuvvetlenmesi ve otlakların verimsizleşmesi, geleneksel hayvancılığa zarar verecek. Yerel halkların geçim kaynaklarını destekleyebilmek için geleneksel ekolojik bilgi birikiminden faydalanmak ve uyum önlemleri almak gerekiyor. 

G7 Bakanlar Toplantısı: ”1,5°C vurgusu önemli fakat somut adımlar yetersiz”

G7 Zirvesi öncesi İtalya’da bir araya gelen iklim, enerji ve çevre bakanları, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırma hedefini yineledi. Ancak kömürden çıkış için mutabık kalınan 2035 tarihi, bu hedef için yetersiz. G7 Bakanlar Deklarasyonu’nda yalnızca ‘‘verimsiz’’ fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması çağrısı yapılması ve enerji arz güvenliği ile azaltım politikaları arasındaki mücadelenin devam etmesi de dikkat çekici. Bu eksiklikler, 1,5°C hedefi için hâlâ yeterli kararlılığın sağlanamadığını gösteriyor. 


Marmara’da gemicilik kaynaklı hava kirliliği %80’e kadar azaltılabilir

İstanbul ve Çanakkale Boğazları’ndan her yıl geçen yaklaşık 50 bin gemi, Marmara Bölgesi’ndeki hava kirliliğinin de önemli sebepleri arasında. Gemi yakıtları nedeniyle açığa çıkan kükürt ve azot oksitler ile parçacıklı maddelerin ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı biliniyor. Türk Boğazlar Sistemi’nin ‘‘Emisyon Kontrol Alanı’’ ilan edilmesi ve gemi yakıtlarının denetlenmesi, gemicilik kaynaklı hava kirliliğini yüzde 80’e kadar azaltabilir. 

Görünmez katil: Hava kirliliği İstanbul’u tehdit ediyor

İstanbul’un farklı yerlerindeki 37 hava kalitesi izleme istasyonundan yedi sene boyunca toplanan veriler, kanserojen ilan edilen ince partikül maddenin (PM2.5) hem kent merkezlerinde hem de kırsal alanlarda Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sınır değerinin üzerinde olduğunu gösteriyor. En az tespit edildiği yerlerde dahi, DSÖ’nün önerdiği yıllık ortalama değerden iki kat fazla bulunuyor. Türkiye’nin Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği’nde bir an önce PM2.5 için sınırlama getirmesi ve kirliliğin; trafik, sanayi, gemi emisyonları gibi temel kaynaklarını azaltacak uygulama ve politikaları hayata geçirmesi gerekiyor. 

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo