İklim Masası

İklim değişikliği, istilacı türlerin yayılışını hızlandırıyor

İklim değişikliğiyle birlikte ekosistemlerin istilalara daha savunmasız hale gelmesi, biyolojik istilaların hızını görülmemiş seviyelere çıkardı. İstilalar hem yerel biyoçeşitliliği tehdit ediyor hem de ekonomik ve halk sağlığı riskleri taşıyor. Coğrafi konumu nedeniyle Türkiye de istilalar karşısında büyük oranda savunmasız. 
İklim değişikliğiyle birlikte ekosistemlerin istilalara daha savunmasız hale gelmesi, biyolojik istilaların hızını görülmemiş seviyelere çıkardı. İstilalar hem yerel biyoçeşitliliği tehdit ediyor hem de ekonomik ve halk sağlığı riskleri taşıyor. Coğrafi konumu nedeniyle Türkiye de istilalar karşısında büyük oranda savunmasız. 
Yayınlanma Tarihi: 18/01/2024

Karşılaştıkları ekosistemi etkin ve hızlı bir şekilde domine eden, yerli olmayan bitki, hayvan ve diğer organizmalar, ‘istilacı türler’ olarak tanımlanıyor. İklim değişikliğinin ekosistemleri daha savunmasız hale getirmesi, küreselleşme nedeniyle zaten artmış olan istila hızını görülmemiş seviyelere yükseltti

Yeni dahil oldukları ekosistemlerde doğal rekabetçileri bulunmayan istilacı türler, yerel biyoçeşitliliği tehdit ediyor, yerli fauna ve floraya önemli zararlar verebiliyor. Bunun yanı sıra, ciddi ekonomik ve halk sağlığı etkilerine sebep olabiliyor. 

Bilimsel çalışmalara göre istilacı türlerin yol açtığı toplam ekonomik maliyet, ABD’de 4.5 trilyon doları buluyor. Türkiye’de ise yıllık maliyetin yarım milyar dolara ulaştığı hesaplanıyor. 

İstilacı türlerin yayılmasını önlemek ve olumsuz etkilerini sınırlandırmak için yüksek yayılma ve etki potansiyeline sahip türlere odaklanmak ve istilacılığa açık, kırılgan ekosistemleri yakından takip etmek önem taşıyor. 

‘Biyolojik istilalar, yeni bir durum değil. Karşı karşıya olduğumuz sorun, küreselleşme ve antropojenik etkiler nedeniyle, bugüne dek görülmemiş artışlarıyla ilgili.
 

Küreselleşme ve iklim değişikliği, istila hızını artırdı

Biyolojik istilalar, aslında yeni bir durum değil: Gezegende yaşamın tarihi boyunca var olmuş olan, doğanın temel ve ayrılmaz bir parçası. Karşı karşıya olduğumuz sorun, biyolojik istilaların, özellikle küreselleşme ve antropojenik etkiler nedeniyle, bugüne dek görülmemiş artışlarıyla ilgili. 

Türleşme (coğrafi izolasyon ve yer değiştirme gibi çeşitli doğal süreçler sonucunda yeni ekolojik türlerin ortaya çıktığı evrimsel süreç) yüzlerce veya binlerce yıl sürüyor ve son derece yavaş ilerliyor. Ancak son birkaç yüzyılda, insanların büyük mesafeleri hızla kat edecek ve daha fazla malzeme taşıyacak teknolojiler kullanmaya başlaması, bu durumu değiştirdi. İnsan ve malzeme hareketinin giderek artması ve hızlanması, çeşitli bitki, hayvan ve organizmaların tamamen yeni ortamlara taşınmasını kolaylaştırdı. 

Yeni ekosistemlerle karşılaşan birçok organizma, yabancı çevresel koşullarda hayatta kalamayarak yok olabildiği gibi, bazıları ise ancak kasıtlı olarak yetiştirildikleri koşullarda hayatta kalabiliyor. Öte yandan bir kısmı ise istilacı hale gelerek, yerlisi olmadıkları bir ortamda varlık gösterip yayılabiliyorlar. Habitatlarda değişikliklere neden olan ve böylelikle yerli flora ve faunayı daha savunmasız hale getiren iklim değişikliği ise bu istila olasılıklarının artmasına sebep oluyor ve istilaları kolaylaştırır. 

 

Asya kaplan sivrisineğinin Türkiye'ye ekonomik maliyeti, 10 yıl gibi kısa bir sürede, 60 milyon dolara ulaştı.
Asya kaplan sivrisineğinin Türkiye’ye ekonomik maliyeti, kısa sürede 60 milyon dolara ulaştı.
 

İklim değişikliği, ekosistemleri savunmasız bırakıyor

Sıcaklık ve yağış gibi çevrenin önemli olgularını, aşırı hava olaylarının sıklığını, atmosfer bileşimini ve arazi örtüsünü değiştiren iklim değişikliği, istilacı türlerin coğrafi yayılışını hızlandırıyor. Bu durum, özellikle kırılgan habitatları tehdit ediyor.

Sıcaklık, atmosferdeki karbondioksit (CO2) miktarı ve mevcut besinler, türlerin hayatta kalmasını belirleyen temel faktörleri oluşturuyor. Bu faktörlerdeki her türlü değişiklik, ekosistemleri etkiliyor ve istila olasılığını artırıyor.

Türlerin yeni bir ortama yerleşim süreci, bugüne kadar geniş çaplı araştırmalara konu olmuş bir alan. Bu alanda çalışan birçok bilim insanı, iklim değişikliğinin hedef habitatları değiştirdiğini ve buna bağlı olarak da yerli fauna ve floranın kaynak sıkıntısı çekebildiğini kabul ediyor. Bu sıkıntı, artan rekabetle birleştiğinde, ekosistemler istilalara karşı daha savunmasız hale geliyor.

‘İklim değişikliği nedeniyle iklim koşullarının değiştiği stresli ekosistemler, yabancı türlerin başarılı bir şekilde istilasını kolaylaştırabilecek daha fazla kaynak ve imkan sağlayabiliyor.


Artan sıcaklıklar, istilacı organizmalara yaşam olanağı sunuyor

Birçok türün coğrafi yayılımı üzerinde en derin etkiyi yapan faktörlerden ikisi, yağış ve sıcaklıklar. Yağışlarda gözlenen değişimler, suyu seven veya suya dayanıklı olan türlerin birbirleriyle rekabet etmelerine neden olabiliyor. Yükselen sıcaklıklar ise, mevcut dağılımı güney bölgeleriyle sınırlı olan bazı türlerin kuzeye yayılmasına izin veriyor. 

Artan sıcaklıklar, aksi takdirde hayatta kalamayacak olan bazı istilacı organizmaların, kış aylarında hayatta kalmalarına neden olabilir. Benzer şekilde, serin ve soğuk suları tercih eden bazı balık türlerinin habitatları daralabilir; sıcak su balık türlerinin habitatı ise genişleyebilir. Örneğin, Türkiye’ye akvaryum balığı ticareti vasıtasıyla giren ve daha sonra Eskişehir’deki çeşitli sıcak su kaynaklarına giren tropikal kökenli çeşitli kedi balığı türlerinin bu sayede popülasyon oluşturup varlıklarını sürdürebildiklerini biliyoruz.

İklim değişikliği nedeniyle iklim koşullarının değiştiği stresli ekosistemler, yabancı türlerin başarılı bir şekilde istilasını kolaylaştırabilecek daha fazla kaynak ve imkan sağlayabilir. Nitekim bazı çalışmalar, değişken koşullarda yaşanan kısa süreli bir artışın, yabancı türlerin yerleşimini kolaylaştırabileceğini gösteriyor. 

Öte yandan, hızlanan insan kaynaklı iklim değişikliği, hızlı yayılma becerisi olmayan ve nesil süreleri uzun olan türleri de dezavantajlı hale getirebilir. Hızlı yayılabilen türler ise avantajlı konuma gelecektir. Geniş bir enlem aralığına yayılan ve böylece geniş bir iklim yelpazesine tolerans gösterebilen türler, genellikle en başarılı istilacılardır.

 

İstilacı türlerin, duyarlı ortamlara yayılmasının önlenebilmesi için gereken ilk adım, belirli bir ekosisteme tehdit oluşturan türler ve istilalara açık ekosistemlerin tespit edilmesi. (Fotoğraf: Santa Monica Mountains National Recreation Area)
İstilacı türlerin, duyarlı ortamlara yayılmasının önlenebilmesi için gereken ilk adım, belirli bir ekosisteme tehdit oluşturan türler ve istilalara açık ekosistemlerin tespit edilmesi. (Fotoğraf: Santa Monica Mountains National Recreation Area)

 

İstilacı türlerin ABD’ye maliyeti 4.52 trilyon dolar

Başarılı istilacılara iyi bir örnek, Yeni Zelanda ve Hawaii’den verilebilir: Bu bölgelerdeki bitki örtüsünün yaklaşık yarısı, yabancı türlerden meydana geliyor. Kuzey Kaliforniya’da ise neredeyse bütün ekosistemlerdeki yerel türler, benzer yabancı türlerle yer değiştirmiş durumda. 

Öte yandan sıcak ve güneşli ikliminin yanı sıra önemli ulaşım ve ticaret merkezlerine de ev sahipliği yapan Florida, tür istilaları söz konusu olduğunda Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti kabul ediliyor. Doğal düşmanları olmadan hızlı bir şekilde büyüyen ve yayılan yabancı bitkiler, Florida’nın ormanlarının, sulak alanlarının ve su yollarının binlerce dönümünü kaplayarak hem eyalet hem de ülke ekonomisi üzerinde ciddi yük oluşturuyor. 

Amerika Birleşik Devletleri genelinde 2022 yılında yapılan bir çalışmaya göre, 1960 ile 2020 yılları arasında istilacı türlerin yol açtığı maliyet, toplam 4.52 trilyon dolara ulaştı. 

‘İstilaların Türkiye’ye yıllık maliyeti, zaman içinde üstel olarak artarak, 2020-2022 yıllarında yılda 504 milyon dolara ulaşmış görünüyor. Önümüzdeki 15-20 yılda, bu maliyetin daha da artması bekleniyor.


İstilaların Türkiye’ye bedeli yılda yarım milyar dolara ulaştı

Avrupa ve Asya’nın kesiştiği, benzersiz bir kıtalararası konumda bulunan ve geniş taşıma ağı ile ticaret bağlantılarına sahip olan Türkiye de, biyolojik istilalara karşı son derece savunmasız. 

Henüz tamamlanan, yayınlanma aşamasındaki çalışmamız ise, Türkiye’de biyolojik istilaların neden olduğu ekonomik maliyetlerin ilk analizini ortaya koyar nitelikte. Bu çalışmaya göre, Türkiye’de ekonomik zarar meydana getiren yabancı türlerin neden olduğu toplam ekonomik maliyet, 1960-2022 yılları arasında 4.1 milyar dolara ulaşmış görünüyor.

Ancak bu maliyetler, ülke genelindeki tüm istilacı türlerin %10’undan azını kapsıyor. Etkilenen sektörler arasında yer alan tarım, 2.85 milyar dolar ile en yüksek toplam maliyeti sırtlanırken, onu, 1.20 milyar dolar maliyet ile balıkçılık sektörü izliyor. Yıllık maliyetlerin zaman içinde üstel olarak artarak 2020-2022 yıllarında yılda 504 milyon dolara ulaştığı görülüyor ve önümüzdeki 15-20 yılda daha da artması bekleniyor. 

 

İstilacı türlerden en çok etkilenen sektör olan tarım sektörü, 2.85 milyar dolar ile en yüksek toplam maliyeti sırtlanıyor.
İstilacı türlerden en çok etkilenen sektör olan tarım sektörü, 2.85 milyar dolar ile en yüksek toplam maliyeti sırtlanıyor.

 

İstilacı türler, insan sağlığını tehdit edebilir

Birçok istilacı organizmanın, insan sağlığı üzerinde de olumsuz etkileri bulunuyor. Yabancı türler, hastalık oluşturabildiği gibi, hastalığın taşınmasına da neden olabiliyor. Birçok yüzyıl önce, çiçek hastalığı Kuzey Amerika’ya Eski Dünya’dan, Kara Veba ise Uzak Doğu’dan, istilacı olarak gelmişlerdi. 

Daha yakın zamanlı bir örnek olarak ise ABD’ye ithal edilen Asya kaplan sivrisineği (Aedes albopictus) verilebilir. Sarı humma ve Batı Nil Virüsü gibi birçok virüsün etkili bir taşıyıcısı olan bu sivrisinek, yayılıp yerleşik hale geldiği çeşitli bölgelerde halk sağlığı konusunda ciddi endişeler yaratıyor. 

Bu tür, 2011’de Türkiye’deki ilk tespitinden sonra 10 sene içerisinde hızlı bir şekilde yayılarak hemen hemen bütün ülke ölçeğinde tespit edilecek yoğunluklara ulaşmıştır. Türkiye’deki istilacı türlerin oluşturdukları maliyetleri inceleyen yeni bir çalışma, bu türün kısa bir süre içerisinde 60 milyon dolarlık bir maliyete neden olduğunu göstermiştir.  

Sağlık etkilerinin yanı sıra bu istilalar, bir ekosistemin içindeki tüm türler için hayatta kalma kurallarını değiştirebilir ve yaşamsal işlevlerini büyük ölçüde etkileyebilir. En geri dönüşü olmayan etkiler, genetik soy tükenmeleridir. Bu, bir türün tamamen ortadan kalkması, dolayısıyla dünya biyoçeşitlilik haritasından silinmesi anlamına gelir.

 

Karar vericilerin yeni istilalar konusunda hazırlıklı olması ve yüksek yayılma potansiyeline sahip popülasyonlara odaklanmaları gerekiyor.
Karar vericilerin yeni istilalar konusunda hazırlıklı olması ve yüksek yayılma potansiyeline sahip popülasyonlara odaklanmaları gerekiyor.

 

Yüksek yayılma potansiyeline sahip türlere odaklanılmalı

Yaşam tarihi boyunca var olan istilaların endişe verici hale gelmesinin nedeni, bugün olağanüstü bir hızla gerçekleşmeleri. Bu durum, geniş ölçekli bir küresel farkındalık yaratılması ve eylem planları hazırlanmasını gerektiriyor.

İstilacı türlerin, duyarlı ortamlara yayılmasının önlenebilmesi için gereken ilk adım, belirli bir ekosisteme tehdit oluşturan türlerin tespit edilmesi. Bu noktada, daha sonra istilacı hale gelen yabancı türler ile hayatta kalmak için göç etmek durumunda kalmış çeşitli yerli türler arasında ayrım yapmak gerekiyor.

İstilacı türlerde dikkat edilmesi gereken bir diğer konu, yayılmanın çoğunlukla hızlı ve kontrolsüz oluşu. Özellikle iklimlerin değişmesi, yeni istilacı türlerin, yeni iklim bölgelerine yayılmasının önünü açabilir. Karar vericilerin bu yeni istilalar konusunda hazırlıklı olması ve yüksek yayılma potansiyeline sahip popülasyonlara odaklanmaları, bu bağlamda önem taşıyor. 

‘Dünya ölçeğinde gerçekleştirilen bir çalışma, yalnızca zararlı organizmaların kontrolü için, küresel olarak yılda 423 milyar dolar harcandığını ortaya koydu.

 

İzleme, erken tespit ve hızlı müdahale gerekli

Bununla beraber, iklim değişikliği karşısında istilacılığa özellikle açık ekosistemlerin hangileri olduğunun tespit edilmesi de önem taşıyor. Etkileşimlerin nihai sonucunu tahmin etmek oldukça zor olduğundan, durumu izlemek, erken tespit etmek ve gerektiğinde hızla müdahale edebilmek şart.

İstilacı türlerin yeni bir ortama başarılı bir şekilde yerleşmesi durumunda, kontrol ve yönetim için çok daha ciddi çabalara, insan gücüne ve ekonomik desteğe ihtiyaç duyulacağı muhakkak. 

Küresel olarak her yıl, yalnızca  zararlı organizmaların kontrolü için, milyarlarca dolar, harcanıyor. En son dünya ölçeğinde gerçekleştirilen bir çalışma, bu masrafın yıllık 423 milyar dolar olduğunu ortaya koydu. Farklı bir çalışma ise istilacı türlerin yol açtığı maddi hasarlara odaklanıyor. Buna göre, son 50 yılda maddi hasarlar sonucu oluşan maliyet 1.2 trilyon dolar civarında.

Ekologlar, artık türlerin ve ekosistemlerin tek bir iklim değişikliği faktörüne nasıl tepki verdiğini daha iyi anlıyorlar. Buna karşın, bu faktörlerin birbirleriyle nasıl etkileşime girdiği ve bu fenomenlerin yoğunluğunun farklı bölgelerde nasıl değişeceği gibi sorular, belirsizliğini koruyor. Bu nedenle istilacılarla mücadelede tek bir faktörün değil birçok olası faktörün birlikte rol oynadığı dikkate alınarak hareket edilmesi gerekiyor. Aynı zamanda bu faktörlerin bölgeden bölgeye değişiklikler gösterebileceği gerçeği de göz ardı edilmemeli. 

 

Prof. Dr. Ali Serhan Tarkan | serhantarkan@gmail.com

Prof. Dr. Ali Serhan Tarkan, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, Temel Bilimler Bölümü öğretim üyesi olup yüksek lisans ve doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nde tatlısu balıkları ekolojisi alanında tamamlamıştır.

Spesifik olarak yabancı ve istilacı türlerin ekolojileri, biyoçeşitliliğe ve ekonomiye etkileri ve risk yönetimleri üzerine çalışmalar yürütmektedir.

İstilacı türlerin ekolojik etkilerini ve ekosistem etkileşimlerini iklim değişimi etkisi altında modellediği çalışmalarına şu anda Bournemouth Üniversitesi (İngiltere) Çevre ve Yaşam Bilimleri Bölümü'nde devam etmektedir. 

Uzmanlık Alanları: İstila ekolojisi; İstilaci türlerin ekolojik/ ekonomik etkileri ve risk yönetimi; İklim değişiminin tür dağılımı ve niş etkileşimlerindeki rolü

Karşılaştıkları ekosistemi etkin ve hızlı bir şekilde domine eden, yerli olmayan bitki, hayvan ve diğer organizmalar, ‘istilacı türler’ olarak tanımlanıyor. İklim değişikliğinin ekosistemleri daha savunmasız hale getirmesi, küreselleşme nedeniyle zaten artmış olan istila hızını görülmemiş seviyelere yükseltti

Yeni dahil oldukları ekosistemlerde doğal rekabetçileri bulunmayan istilacı türler, yerel biyoçeşitliliği tehdit ediyor, yerli fauna ve floraya önemli zararlar verebiliyor. Bunun yanı sıra, ciddi ekonomik ve halk sağlığı etkilerine sebep olabiliyor. 

Bilimsel çalışmalara göre istilacı türlerin yol açtığı toplam ekonomik maliyet, ABD’de 4.5 trilyon doları buluyor. Türkiye’de ise yıllık maliyetin yarım milyar dolara ulaştığı hesaplanıyor. 

İstilacı türlerin yayılmasını önlemek ve olumsuz etkilerini sınırlandırmak için yüksek yayılma ve etki potansiyeline sahip türlere odaklanmak ve istilacılığa açık, kırılgan ekosistemleri yakından takip etmek önem taşıyor. 

‘Biyolojik istilalar, yeni bir durum değil. Karşı karşıya olduğumuz sorun, küreselleşme ve antropojenik etkiler nedeniyle, bugüne dek görülmemiş artışlarıyla ilgili.
 

Küreselleşme ve iklim değişikliği, istila hızını artırdı

Biyolojik istilalar, aslında yeni bir durum değil: Gezegende yaşamın tarihi boyunca var olmuş olan, doğanın temel ve ayrılmaz bir parçası. Karşı karşıya olduğumuz sorun, biyolojik istilaların, özellikle küreselleşme ve antropojenik etkiler nedeniyle, bugüne dek görülmemiş artışlarıyla ilgili. 

Türleşme (coğrafi izolasyon ve yer değiştirme gibi çeşitli doğal süreçler sonucunda yeni ekolojik türlerin ortaya çıktığı evrimsel süreç) yüzlerce veya binlerce yıl sürüyor ve son derece yavaş ilerliyor. Ancak son birkaç yüzyılda, insanların büyük mesafeleri hızla kat edecek ve daha fazla malzeme taşıyacak teknolojiler kullanmaya başlaması, bu durumu değiştirdi. İnsan ve malzeme hareketinin giderek artması ve hızlanması, çeşitli bitki, hayvan ve organizmaların tamamen yeni ortamlara taşınmasını kolaylaştırdı. 

Yeni ekosistemlerle karşılaşan birçok organizma, yabancı çevresel koşullarda hayatta kalamayarak yok olabildiği gibi, bazıları ise ancak kasıtlı olarak yetiştirildikleri koşullarda hayatta kalabiliyor. Öte yandan bir kısmı ise istilacı hale gelerek, yerlisi olmadıkları bir ortamda varlık gösterip yayılabiliyorlar. Habitatlarda değişikliklere neden olan ve böylelikle yerli flora ve faunayı daha savunmasız hale getiren iklim değişikliği ise bu istila olasılıklarının artmasına sebep oluyor ve istilaları kolaylaştırır. 

 

Asya kaplan sivrisineğinin Türkiye'ye ekonomik maliyeti, 10 yıl gibi kısa bir sürede, 60 milyon dolara ulaştı.
Asya kaplan sivrisineğinin Türkiye’ye ekonomik maliyeti, kısa sürede 60 milyon dolara ulaştı.
 

İklim değişikliği, ekosistemleri savunmasız bırakıyor

Sıcaklık ve yağış gibi çevrenin önemli olgularını, aşırı hava olaylarının sıklığını, atmosfer bileşimini ve arazi örtüsünü değiştiren iklim değişikliği, istilacı türlerin coğrafi yayılışını hızlandırıyor. Bu durum, özellikle kırılgan habitatları tehdit ediyor.

Sıcaklık, atmosferdeki karbondioksit (CO2) miktarı ve mevcut besinler, türlerin hayatta kalmasını belirleyen temel faktörleri oluşturuyor. Bu faktörlerdeki her türlü değişiklik, ekosistemleri etkiliyor ve istila olasılığını artırıyor.

Türlerin yeni bir ortama yerleşim süreci, bugüne kadar geniş çaplı araştırmalara konu olmuş bir alan. Bu alanda çalışan birçok bilim insanı, iklim değişikliğinin hedef habitatları değiştirdiğini ve buna bağlı olarak da yerli fauna ve floranın kaynak sıkıntısı çekebildiğini kabul ediyor. Bu sıkıntı, artan rekabetle birleştiğinde, ekosistemler istilalara karşı daha savunmasız hale geliyor.

‘İklim değişikliği nedeniyle iklim koşullarının değiştiği stresli ekosistemler, yabancı türlerin başarılı bir şekilde istilasını kolaylaştırabilecek daha fazla kaynak ve imkan sağlayabiliyor.


Artan sıcaklıklar, istilacı organizmalara yaşam olanağı sunuyor

Birçok türün coğrafi yayılımı üzerinde en derin etkiyi yapan faktörlerden ikisi, yağış ve sıcaklıklar. Yağışlarda gözlenen değişimler, suyu seven veya suya dayanıklı olan türlerin birbirleriyle rekabet etmelerine neden olabiliyor. Yükselen sıcaklıklar ise, mevcut dağılımı güney bölgeleriyle sınırlı olan bazı türlerin kuzeye yayılmasına izin veriyor. 

Artan sıcaklıklar, aksi takdirde hayatta kalamayacak olan bazı istilacı organizmaların, kış aylarında hayatta kalmalarına neden olabilir. Benzer şekilde, serin ve soğuk suları tercih eden bazı balık türlerinin habitatları daralabilir; sıcak su balık türlerinin habitatı ise genişleyebilir. Örneğin, Türkiye’ye akvaryum balığı ticareti vasıtasıyla giren ve daha sonra Eskişehir’deki çeşitli sıcak su kaynaklarına giren tropikal kökenli çeşitli kedi balığı türlerinin bu sayede popülasyon oluşturup varlıklarını sürdürebildiklerini biliyoruz.

İklim değişikliği nedeniyle iklim koşullarının değiştiği stresli ekosistemler, yabancı türlerin başarılı bir şekilde istilasını kolaylaştırabilecek daha fazla kaynak ve imkan sağlayabilir. Nitekim bazı çalışmalar, değişken koşullarda yaşanan kısa süreli bir artışın, yabancı türlerin yerleşimini kolaylaştırabileceğini gösteriyor. 

Öte yandan, hızlanan insan kaynaklı iklim değişikliği, hızlı yayılma becerisi olmayan ve nesil süreleri uzun olan türleri de dezavantajlı hale getirebilir. Hızlı yayılabilen türler ise avantajlı konuma gelecektir. Geniş bir enlem aralığına yayılan ve böylece geniş bir iklim yelpazesine tolerans gösterebilen türler, genellikle en başarılı istilacılardır.

 

İstilacı türlerin, duyarlı ortamlara yayılmasının önlenebilmesi için gereken ilk adım, belirli bir ekosisteme tehdit oluşturan türler ve istilalara açık ekosistemlerin tespit edilmesi. (Fotoğraf: Santa Monica Mountains National Recreation Area)
İstilacı türlerin, duyarlı ortamlara yayılmasının önlenebilmesi için gereken ilk adım, belirli bir ekosisteme tehdit oluşturan türler ve istilalara açık ekosistemlerin tespit edilmesi. (Fotoğraf: Santa Monica Mountains National Recreation Area)

 

İstilacı türlerin ABD’ye maliyeti 4.52 trilyon dolar

Başarılı istilacılara iyi bir örnek, Yeni Zelanda ve Hawaii’den verilebilir: Bu bölgelerdeki bitki örtüsünün yaklaşık yarısı, yabancı türlerden meydana geliyor. Kuzey Kaliforniya’da ise neredeyse bütün ekosistemlerdeki yerel türler, benzer yabancı türlerle yer değiştirmiş durumda. 

Öte yandan sıcak ve güneşli ikliminin yanı sıra önemli ulaşım ve ticaret merkezlerine de ev sahipliği yapan Florida, tür istilaları söz konusu olduğunda Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti kabul ediliyor. Doğal düşmanları olmadan hızlı bir şekilde büyüyen ve yayılan yabancı bitkiler, Florida’nın ormanlarının, sulak alanlarının ve su yollarının binlerce dönümünü kaplayarak hem eyalet hem de ülke ekonomisi üzerinde ciddi yük oluşturuyor. 

Amerika Birleşik Devletleri genelinde 2022 yılında yapılan bir çalışmaya göre, 1960 ile 2020 yılları arasında istilacı türlerin yol açtığı maliyet, toplam 4.52 trilyon dolara ulaştı. 

‘İstilaların Türkiye’ye yıllık maliyeti, zaman içinde üstel olarak artarak, 2020-2022 yıllarında yılda 504 milyon dolara ulaşmış görünüyor. Önümüzdeki 15-20 yılda, bu maliyetin daha da artması bekleniyor.


İstilaların Türkiye’ye bedeli yılda yarım milyar dolara ulaştı

Avrupa ve Asya’nın kesiştiği, benzersiz bir kıtalararası konumda bulunan ve geniş taşıma ağı ile ticaret bağlantılarına sahip olan Türkiye de, biyolojik istilalara karşı son derece savunmasız. 

Henüz tamamlanan, yayınlanma aşamasındaki çalışmamız ise, Türkiye’de biyolojik istilaların neden olduğu ekonomik maliyetlerin ilk analizini ortaya koyar nitelikte. Bu çalışmaya göre, Türkiye’de ekonomik zarar meydana getiren yabancı türlerin neden olduğu toplam ekonomik maliyet, 1960-2022 yılları arasında 4.1 milyar dolara ulaşmış görünüyor.

Ancak bu maliyetler, ülke genelindeki tüm istilacı türlerin %10’undan azını kapsıyor. Etkilenen sektörler arasında yer alan tarım, 2.85 milyar dolar ile en yüksek toplam maliyeti sırtlanırken, onu, 1.20 milyar dolar maliyet ile balıkçılık sektörü izliyor. Yıllık maliyetlerin zaman içinde üstel olarak artarak 2020-2022 yıllarında yılda 504 milyon dolara ulaştığı görülüyor ve önümüzdeki 15-20 yılda daha da artması bekleniyor. 

 

İstilacı türlerden en çok etkilenen sektör olan tarım sektörü, 2.85 milyar dolar ile en yüksek toplam maliyeti sırtlanıyor.
İstilacı türlerden en çok etkilenen sektör olan tarım sektörü, 2.85 milyar dolar ile en yüksek toplam maliyeti sırtlanıyor.

 

İstilacı türler, insan sağlığını tehdit edebilir

Birçok istilacı organizmanın, insan sağlığı üzerinde de olumsuz etkileri bulunuyor. Yabancı türler, hastalık oluşturabildiği gibi, hastalığın taşınmasına da neden olabiliyor. Birçok yüzyıl önce, çiçek hastalığı Kuzey Amerika’ya Eski Dünya’dan, Kara Veba ise Uzak Doğu’dan, istilacı olarak gelmişlerdi. 

Daha yakın zamanlı bir örnek olarak ise ABD’ye ithal edilen Asya kaplan sivrisineği (Aedes albopictus) verilebilir. Sarı humma ve Batı Nil Virüsü gibi birçok virüsün etkili bir taşıyıcısı olan bu sivrisinek, yayılıp yerleşik hale geldiği çeşitli bölgelerde halk sağlığı konusunda ciddi endişeler yaratıyor. 

Bu tür, 2011’de Türkiye’deki ilk tespitinden sonra 10 sene içerisinde hızlı bir şekilde yayılarak hemen hemen bütün ülke ölçeğinde tespit edilecek yoğunluklara ulaşmıştır. Türkiye’deki istilacı türlerin oluşturdukları maliyetleri inceleyen yeni bir çalışma, bu türün kısa bir süre içerisinde 60 milyon dolarlık bir maliyete neden olduğunu göstermiştir.  

Sağlık etkilerinin yanı sıra bu istilalar, bir ekosistemin içindeki tüm türler için hayatta kalma kurallarını değiştirebilir ve yaşamsal işlevlerini büyük ölçüde etkileyebilir. En geri dönüşü olmayan etkiler, genetik soy tükenmeleridir. Bu, bir türün tamamen ortadan kalkması, dolayısıyla dünya biyoçeşitlilik haritasından silinmesi anlamına gelir.

 

Karar vericilerin yeni istilalar konusunda hazırlıklı olması ve yüksek yayılma potansiyeline sahip popülasyonlara odaklanmaları gerekiyor.
Karar vericilerin yeni istilalar konusunda hazırlıklı olması ve yüksek yayılma potansiyeline sahip popülasyonlara odaklanmaları gerekiyor.

 

Yüksek yayılma potansiyeline sahip türlere odaklanılmalı

Yaşam tarihi boyunca var olan istilaların endişe verici hale gelmesinin nedeni, bugün olağanüstü bir hızla gerçekleşmeleri. Bu durum, geniş ölçekli bir küresel farkındalık yaratılması ve eylem planları hazırlanmasını gerektiriyor.

İstilacı türlerin, duyarlı ortamlara yayılmasının önlenebilmesi için gereken ilk adım, belirli bir ekosisteme tehdit oluşturan türlerin tespit edilmesi. Bu noktada, daha sonra istilacı hale gelen yabancı türler ile hayatta kalmak için göç etmek durumunda kalmış çeşitli yerli türler arasında ayrım yapmak gerekiyor.

İstilacı türlerde dikkat edilmesi gereken bir diğer konu, yayılmanın çoğunlukla hızlı ve kontrolsüz oluşu. Özellikle iklimlerin değişmesi, yeni istilacı türlerin, yeni iklim bölgelerine yayılmasının önünü açabilir. Karar vericilerin bu yeni istilalar konusunda hazırlıklı olması ve yüksek yayılma potansiyeline sahip popülasyonlara odaklanmaları, bu bağlamda önem taşıyor. 

‘Dünya ölçeğinde gerçekleştirilen bir çalışma, yalnızca zararlı organizmaların kontrolü için, küresel olarak yılda 423 milyar dolar harcandığını ortaya koydu.

 

İzleme, erken tespit ve hızlı müdahale gerekli

Bununla beraber, iklim değişikliği karşısında istilacılığa özellikle açık ekosistemlerin hangileri olduğunun tespit edilmesi de önem taşıyor. Etkileşimlerin nihai sonucunu tahmin etmek oldukça zor olduğundan, durumu izlemek, erken tespit etmek ve gerektiğinde hızla müdahale edebilmek şart.

İstilacı türlerin yeni bir ortama başarılı bir şekilde yerleşmesi durumunda, kontrol ve yönetim için çok daha ciddi çabalara, insan gücüne ve ekonomik desteğe ihtiyaç duyulacağı muhakkak. 

Küresel olarak her yıl, yalnızca  zararlı organizmaların kontrolü için, milyarlarca dolar, harcanıyor. En son dünya ölçeğinde gerçekleştirilen bir çalışma, bu masrafın yıllık 423 milyar dolar olduğunu ortaya koydu. Farklı bir çalışma ise istilacı türlerin yol açtığı maddi hasarlara odaklanıyor. Buna göre, son 50 yılda maddi hasarlar sonucu oluşan maliyet 1.2 trilyon dolar civarında.

Ekologlar, artık türlerin ve ekosistemlerin tek bir iklim değişikliği faktörüne nasıl tepki verdiğini daha iyi anlıyorlar. Buna karşın, bu faktörlerin birbirleriyle nasıl etkileşime girdiği ve bu fenomenlerin yoğunluğunun farklı bölgelerde nasıl değişeceği gibi sorular, belirsizliğini koruyor. Bu nedenle istilacılarla mücadelede tek bir faktörün değil birçok olası faktörün birlikte rol oynadığı dikkate alınarak hareket edilmesi gerekiyor. Aynı zamanda bu faktörlerin bölgeden bölgeye değişiklikler gösterebileceği gerçeği de göz ardı edilmemeli. 

 

Prof. Dr. Ali Serhan Tarkan | serhantarkan@gmail.com

Prof. Dr. Ali Serhan Tarkan, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, Temel Bilimler Bölümü öğretim üyesi olup yüksek lisans ve doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nde tatlısu balıkları ekolojisi alanında tamamlamıştır.

Spesifik olarak yabancı ve istilacı türlerin ekolojileri, biyoçeşitliliğe ve ekonomiye etkileri ve risk yönetimleri üzerine çalışmalar yürütmektedir.

İstilacı türlerin ekolojik etkilerini ve ekosistem etkileşimlerini iklim değişimi etkisi altında modellediği çalışmalarına şu anda Bournemouth Üniversitesi (İngiltere) Çevre ve Yaşam Bilimleri Bölümü'nde devam etmektedir. 

Uzmanlık Alanları: İstila ekolojisi; İstilaci türlerin ekolojik/ ekonomik etkileri ve risk yönetimi; İklim değişiminin tür dağılımı ve niş etkileşimlerindeki rolü

İlgili Yazılar

Yaz turizmi için ideal koşullar Karadeniz Bölgesi’ne kayabilir

İklim değişikliğinin termal konfor üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir çalışmaya göre, Akdeniz’i popüler bir yaz turizmi destinasyonu haline getiren iklim şartları değişiyor. Uygun yaz koşulları, kuzeye doğru kayıyor. Karadeniz’in bazı bölgeleri, plaj turizmi için ideal koşullara ulaşabilir.

İliç’teki facia, kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün sonucu

Bergama mücadelesi sırasında kamu yararına olmadığı yargı yoluyla tespit edilen altın madenciliği, 1990’ların sonundan itibaren temize çıkarıldı ve ülke çıkarları ile özdeşleştirildi. Sebep olduğu çevresel tahribat ve riskler göz ardı edildi, yasal korumalar kaldırıldı. İliç’teki facia, bu kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün doğrudan sonucu.

Akdeniz’de tropik geceler artıyor

Akdeniz Bölgesi’nde görülen tropik geceler, iklim değişikliği nedeniyle 1950’den bu yana neredeyse iki katına çıktı, ortalama süreleri ise yüzde 45 arttı. Tropik geceler, özellikle kıyı bölgelerde ve kentsel alanlarda daha belirgin hissediliyor. Daha da artması beklenen sıcaklıkların toplum sağlığı, tarım ve turizm üzerindeki etkilerine karşı önlem almak gerekiyor. 


Yaz turizmi için ideal koşullar Karadeniz Bölgesi’ne kayabilir

İklim değişikliğinin termal konfor üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir çalışmaya göre, Akdeniz’i popüler bir yaz turizmi destinasyonu haline getiren iklim şartları değişiyor. Uygun yaz koşulları, kuzeye doğru kayıyor. Karadeniz’in bazı bölgeleri, plaj turizmi için ideal koşullara ulaşabilir.

İliç’teki facia, kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün sonucu

Bergama mücadelesi sırasında kamu yararına olmadığı yargı yoluyla tespit edilen altın madenciliği, 1990’ların sonundan itibaren temize çıkarıldı ve ülke çıkarları ile özdeşleştirildi. Sebep olduğu çevresel tahribat ve riskler göz ardı edildi, yasal korumalar kaldırıldı. İliç’teki facia, bu kuralsızlığın ve kontrolsüzlüğün doğrudan sonucu.

Akdeniz’de tropik geceler artıyor

Akdeniz Bölgesi’nde görülen tropik geceler, iklim değişikliği nedeniyle 1950’den bu yana neredeyse iki katına çıktı, ortalama süreleri ise yüzde 45 arttı. Tropik geceler, özellikle kıyı bölgelerde ve kentsel alanlarda daha belirgin hissediliyor. Daha da artması beklenen sıcaklıkların toplum sağlığı, tarım ve turizm üzerindeki etkilerine karşı önlem almak gerekiyor. 


Depremden öğren(eme)diklerimiz: İnşaat ve yıkım atıklarının yönetimi

Depremlerin yıldönümünde, deprem enkazlarının tamamına yakını kaldırıldı. Yapılan gözlemler ve araştırmalar ise, bu hızlı sürecin mevzuata uygun yönetilmediğine işaret ediyor. Mevcut uygulamalar, bölgede yaşayanları kimyasallara maruz bıraktı ve ekosistemlerde kalıcı hasarlar meydana getirdi. Türkiye, hem beklenen depremler hem de kentsel dönüşüm süreçleri için, güvenli bir enkaz kaldırma stratejisi geliştirmeli.

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo