İklim Masası

İklim değişikliği Türkiye’de kurak alanları artıracak

İklim değişikliğinin Türkiye'deki kurak iklim koşullarını nasıl etkileyeceğini inceleyen bir çalışmaya göre, tüm ülkede nemli koşullar azalırken, yarı kurak veya kurak koşullara doğru kayma yaşanacak. Yüzyıl sonunda, Türkiye'nin yüzde 30'undan fazlası 'kurak' veya 'yarı kurak' olarak sınıflandırılacak. En çok etkilenecek bölgelerin Orta ve Güneydoğu Anadolu olması bekleniyor.
İklim değişikliğinin Türkiye'deki kurak iklim koşullarını nasıl etkileyeceğini inceleyen bir çalışmaya göre, tüm ülkede nemli koşullar azalırken, yarı kurak veya kurak koşullara doğru kayma yaşanacak. Yüzyıl sonunda, Türkiye'nin yüzde 30'undan fazlası 'kurak' veya 'yarı kurak' olarak sınıflandırılacak. En çok etkilenecek bölgelerin Orta ve Güneydoğu Anadolu olması bekleniyor.
Yayınlanma Tarihi: 19/09/2023

Kuraklık koşullarını ve gelecekte beklenen değişiklikleri inceleyen yeni çalışmalar, Türkiyenin de içinde yer aldığı Akdeniz Havzası’nda kuraklıkların sıklığında ve şiddetinde artış öngörüyor. Azalan yağışlar ve yükselen sıcaklıklar, kuraklık konusunda dünyanın en riskli bölgelerinden biri olarak tarif edilen Akdeniz Havzası’nda, yarı kurak veya kurak koşullara doğru kayma yaşanmasına neden oluyor.

İyimser, orta ve kötümser iklim değişikliği senaryoları doğrultusunda, Türkiyedeki kuraklık koşullarının kısa (2011-2040), orta (2041-2070) ve uzun (2071-2100) vadede ne şekilde değişeceği değerlendiren yeni bir çalışma, 2041 yılından sonra kurak iklim koşullarının tüm Türkiyede artacağını ortaya koyuyor.

Yüzyıl sonunda karbondioksit salımlarının iki katına çıktığı ve ortalama sıcaklıkların 3.6°C yükseldiği orta iyimserlikteki iklim değişikliği senaryosuna göre (SSP3-7.0), aynı süre zarfında, kurak ve yarı kurak alanlar Türkiyenin yüzde 30undan fazlasını kaplayacak.

Araştırmaya göre, kuraklık artışı en fazla Orta Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Akdenizin bazı bölümlerinde yaşanacak. Doğu Anadolu ve Ege Bölgesinin iç kesimlerinin de ciddi şekilde etkileneceği hesaplanıyor.

‘Araştırmanın bulgularına göre, çalışılan üç kuraklık indisi de benzer bir eğilime işaret ediyor: İçinde bulunduğumuz yüzyıl boyunca Türkiye’de nemli alanlar azalırken, kurak ve yarı kurak alanlar artacak.’’

Üç kuraklık indisi ve üç farklı senaryo çalışıldı 

Yağış, sıcaklık, akış, toprak nemi ve yeraltı su seviyesi gibi çeşitli değişkenler kullanılarak hesaplanan kuraklık indisleri, meteoroloji ve iklim bilimlerinde, kuraklık seviyelerini belirlemek için kullanılıyor. 

Bu çalışmada da ilk olarak üç farklı kuraklık indisinin (Pinna Birleşik Kuraklık İndisi, Erinç Kuraklık İndisi ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı Kuraklık İndisi), 1981 ve 2010 yılları arasında Türkiyedeki alansal dağılışı ve oranı belirlendi. 

Çalışmada adı geçen bu indisler ve iklim değişikliğinin ne derece şiddetli yaşanacağına dair iyimser, orta ve kötümser senaryo ve modeller kullanılarak, Türkiyedeki kuraklık koşullarında kısa, orta ve uzun vadede gerçekleşebilecek değişikliklerin değerlendirilmesi yapıldı. 

Araştırmanın bulgularına göre, çalışılan üç kuraklık indisi de benzer bir eğilime işaret ediyor: İçinde bulunduğumuz yüzyıl boyunca Türkiyede nemli alanlar azalırken, kurak ve yarı kurak alanlar artacak. İki indiste, kurak alanlarda artış öngörürken, Erinç indisinde ise nemli alanların azalacağı görülüyor. 

‘Sera gazı salımlarının mevcut düzeyde devam ettiği kötümser senaryoda, yüzyıl sonuna doğru, ‘çok kurak’ alanların ülkenin yüzde 15’ini kapsayacağı hesaplanıyor.

Marmara ve Doğu Anadolu’da nemli koşullar azalacak

Çalışmada faydalanılan kuraklık indislerinden ilki, kurak iklim koşullarını, yıllar içindeki ortalama yağış ve en kuru aydaki sıcaklık verileriyle hesaplayan Pinna Birleşik Kuraklık İndisi.

Özellikle kurak mevsimlerdeki iklim koşullarını başarıyla ölçen bu indis, 1981-2010 yılları arasında Türkiyenin neredeyse yarısının yarı kurak olduğunu tespit ediyor. Yarı kurak alanlar, özellikle Marmara Bölgesinin batısında, Ege Bölgesinin büyük kısmında ve Orta ile Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bulunuyor.

Bu indise göre, ülkenin yüzde 42si nemliiken, yüzde 8i iseçok kurak. Bu kurak alanlar ise çoğunlukla Orta ve Güneydoğu Anadoluda yer alıyor. Ancak yapılan çalışma, iklim değişikliği nedeniyle, tespit edilen kurak alanlarda artış olacağını ortaya koyuyor.

Küresel ısınmaya sebep olan sera gazı salımlarında büyük azalma öngören ve 2050 yılında net sıfır emisyon hedefine ulaşılacağı varsayımıyla hareket edilen iyimser senaryoda dahi, bu indiste tespit edilen kurak alanların yaklaşık yüzde 4 oranında artacağı öngörülüyor. Öte yandan küresel sera gazı emisyonlarının gidişatı, bu senaryoyu giderek daha az muhtemel hale getiriyor.

Salımların mevcut düzeyde devam ettiği kötümser senaryoda ise, yüzyıl sonuna doğru, ‘çok kurakalanların ülkenin yüzde 15ini kapsayacağı hesaplanıyor.

Bu senaryoya göre, içinde bulunduğumuz yüzyıl boyunca, Türkiyede nemli alanlar giderek azalacak. Bu azalmadan en çok etkilenen bölgeler, Marmara ve Doğu Anadolu olacak. Ülkenin kuzey kıyıları ve Doğu Anadolunun bazı yaylaları haricinde ise, nemli iklim tipine sahip alan kalmayacak.

Kötümser senaryoda, yarı kurak alanlar yedi kattan fazla artarak ülkenin yüzde 43’ünü kaplayabilir.’’

Kurak alanlarda büyük artış bekleniyor

Türkiyenin önde gelen fiziki coğrafyacılarından Prof. Dr. Sırrı Erinç’in geliştirdiği ve adıyla anılan Erinç Kuraklık İndisi ise kurak ve nemli alanların yanı sıra, kurak mevsimin süresini de ölçme konusunda faydalı bir yöntem. 

Bu indise göre, kurak alanlar Türkiyenin yüzde 0.3’ünü kaplıyor ve Güneydoğu Anadoludaki Suriye sınırında gözleniyor. Toprakların yüzde 8ine denk gelen yarı kurak alanlar ise Orta ve Güneydoğu Anadolunun yanı sıra, Doğu Anadolunun en doğu bölgelerinde yoğunlaşıyor. Bu indise göre 1981-2010 yılları arasında Türkiye topraklarının yüzde 36sı, yarı nemli

Kurak alanlar konusunda bu iki indis arasında görülen farkı, büyük oranda, Pinna Birleşik Kuraklık İndisindeki dört sınıfa karşı, Erinç indisinde altı sınıf bulunmasından kaynaklanıyor. Özellikle Türkiye için geliştirilmiş olan Erinç İndisinde kullanılan bazı veriler de farklıdır. Bu indiste, kısa vade için (2011-2040) belirgin bir değişim beklenmese de, yüzyıl sonuna doğru tablo değişiyor.

2071-2100 dönemine gelindiğinde, kötümser senaryoya göre, kurak alanların yüzde 9u bulacağı, yarı kurak alanların ise yüzde 29a ulaşacağı görülüyor. 

Ancak bu indisin tespit ettiği daha da büyük değişim, çok nemli koşullarda görülüyor. Kötümser senaryoda, bu alanların yüzyıl sonuna doğru yüzde 20 azalması bekleniyor.

Yarı kurak alanlar yedi kata kadar genişleyebilir

Dikkate alınan üçüncü indis ise, dünyadaki kuraklık çalışmalarında yaygın olarak kullanılan ve sıcaklık, yağış ve doğal yüzeylerden buharlaşma gibi, Türkiyede kuraklık koşullarını en çok etkileyen faktörleri dikkate alan Birleşmiş Milletler Çevre Programı Kuraklık İndisi

Türkiyenin yüzde 6sını yarı kurak olarak sınıflandıran İndiste, bu alanların yüzyıl sonuna doğru ciddi oranda artacağı öngörülüyor. Buna göre, kötümser senaryoda yarı kurak alanlar yedi kattan fazla artarak ülkenin yüzde 43’ünü kaplayabilir. Gerçekleşmesi pek olası görünmeyen iyimser senaryoda ise bu alanların yüzde 10a yükseleceği tahmin ediliyor.

‘Akdeniz Havzası’ndaki kuraklıkların sıklığı ve şiddeti, 1970lerden bu yana artıyor. İklim simülasyonlarına göre, yüzyıl sonuna gelindiğinde yağışlar, 1986-2005 yılları arasına kıyasla yüzde 20-40 azalmış olacak.

Artan kuraklığın sebebi, insan kaynaklı iklim değişikliği 

Atmosferdeki sera gazı miktarındaki artıştan kaynaklanan iklim değişikliği, dünya genelde sıcaklık değerlerinin yükselmesine ve bunun sonucunda da yağış döngülerinin değişmesine neden oluyor. Özellikle Akdeniz Bölgesi gibi bazı bölgelerde, bu değişiklikler daha az yağış ve daha yüksek sıcaklıklarla sonuçlanıyor. Nihayetinde su kaynakları azalıyor, buharlaşma artıyor ve toprak nemi azalıyor.

Kuraklık olaylarının sıklığını ve şiddetini artıran iklim değişikliği, su kaynakları, tarım ve doğal ekosistemler üzerinde ciddi baskılara neden oluyor. Bu nedenle, iklim değişikliği ile mücadele, aynı zamanda kuraklıkla da mücadele anlamına geliyor.

Türkiyenin de içinde bulunduğu Akdeniz bölgesi, kuraklık tehlikesi söz konusu olduğunda dünyanın en riskli bölgelerinden biri. Bölgedeki sıcaklık artışı, dünya ortalamasının üzerinde seyrediyor ve şimdiden 1.5Cyi aşmış olabileceği değerlendiriliyor. 

Akdeniz Havzası’nda kuraklıkların sıklığı ve şiddeti, 1970lerden bu yana artıyor. İklim simülasyonlarına göre, yüzyıl sonuna gelindiğinde yağışlar, 1986-2005 yılları arasına kıyasla yüzde 20-40 azalmış olacak

Bir dizi kuraklık indisini ve senaryoyu bir araya getirerek, kuraklığın gelecekte ne ölçüde yaygınlaşacağına dair modeller ortaya koyan bu çalışmanın da gösterdiği üzere, Türkiyenin artan kuraklık tehlikesine karşı aktif önlem alması gerekiyor.

İklim değişikliğine uyum politikaları geliştirmek şart

Gelecek projeksiyonlarına göre, kuraklık ve çölleşmeye karşı zaten savunmasız olan Türkiye, yeraltı su seviyelerinde azalma, ekosistemlerin zarar görmesi, biyoçeşitlilik kaybı ve gıda güvensizliği gibi birçok ciddi etkiyle karşı karşıya kalacak. 

Ancak kuraklık koşullarındaki değişiklikleri daha iyi anlamak ve yönetmek, Türkiyenin iklim değişikliğine dayanıklılığını artırabilir; su kaynaklarını, ekosistemleri ve tarımı koruyabilir; artan kuraklığa karşın nüfusun refahını sağlayabilir. Bu çalışmanın bulguları da, kuraklığın, su kaynakları yönetimi, tarımsal planlama ve uyum stratejileri üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir.

Artacak kuraklık koşullarına uyum için yapılması gerekenlerden biri, su yönetim planlarını, iklim modellemelerini dikkate alarak güncellemek ve su kaynaklarının sürdürülebilirliğini güvenceye almak. Su kaynaklarının etkin kullanılmasını sağlayacak önlemler almak ise bir diğer önemli adım. 

Bunun için izlenebilecek bir yöntem, su tasarrufu sağlayan teknolojileri, suyun yeniden kullanımını ve geri dönüşümünü, ayrıca tarımda suyun verimli kullanılmasını destekleyen politikalar geliştirilmesi. Bunların yanı sıra, kuraklığa dirençli tarım ürünleri geliştirilmesi için araştırma-geliştirme çalışmalarına kaynak ayırmak, kuraklığın tarımsal üretim üzerindeki etkilerini asgaride tutabilmek için önem taşıyor. 

Araştırma ekibi, politika yapıcıları, paydaşları ve tüm toplumu, durumun ciddiyetinin farkına varmaya ve sürdürülebilir çözümler üzerinde işbirliği yapmaya davet ediyor. Çalışmanın bulguları, hemen harekete geçilmesi gerekliliğini vurgularken, araştırma, planlama ve uyum stratejilerinin önemine dikkat çekiyor.

Kaynak Makale: ‘Climate model projections of aridity patterns in Türkiye: A comprehensive analysis using CMIP6 models and three aridity indices.

 

Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı | dogukan.yavasli@ahievran.edu.tr

Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesidir.

Lisans eğitimini Ege Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nde, yüksek lisans eğitimini Ege Üniversitesi Coğrafi Bilgi Sistemleri programında ve doktorasını Ege Üniversitesi Fiziki Coğrafya programında tamamlamıştır. Yüksek lisans ve doktora süresince birçok kez NASA Goddard Uzay Uçuş merkezinde davetli araştırmacı olarak bulunmuştur. 2010-2011 yılları arasında Fulbright Bursu kapsamında Maryland Üniversitesi (ABD) Coğrafi Bilimler bölümünde misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.

2007-2016 yılları arasında Ege Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nde çalışmıştır. 2016’dan itibaren ise çalışmalarını, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nde sürdürmektedir. 



Tanınmış uluslararası dergilerde uzaktan algılama, iklim değişikliği gibi konularda yayınları bulunmaktadır.

Uzmanlık Alanları: Coğrafi Bilgi Sistemleri, Uzaktan Algılama, Veri Analizi, İklim Değişikliği

Kuraklık koşullarını ve gelecekte beklenen değişiklikleri inceleyen yeni çalışmalar, Türkiyenin de içinde yer aldığı Akdeniz Havzası’nda kuraklıkların sıklığında ve şiddetinde artış öngörüyor. Azalan yağışlar ve yükselen sıcaklıklar, kuraklık konusunda dünyanın en riskli bölgelerinden biri olarak tarif edilen Akdeniz Havzası’nda, yarı kurak veya kurak koşullara doğru kayma yaşanmasına neden oluyor.

İyimser, orta ve kötümser iklim değişikliği senaryoları doğrultusunda, Türkiyedeki kuraklık koşullarının kısa (2011-2040), orta (2041-2070) ve uzun (2071-2100) vadede ne şekilde değişeceği değerlendiren yeni bir çalışma, 2041 yılından sonra kurak iklim koşullarının tüm Türkiyede artacağını ortaya koyuyor.

Yüzyıl sonunda karbondioksit salımlarının iki katına çıktığı ve ortalama sıcaklıkların 3.6°C yükseldiği orta iyimserlikteki iklim değişikliği senaryosuna göre (SSP3-7.0), aynı süre zarfında, kurak ve yarı kurak alanlar Türkiyenin yüzde 30undan fazlasını kaplayacak.

Araştırmaya göre, kuraklık artışı en fazla Orta Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Akdenizin bazı bölümlerinde yaşanacak. Doğu Anadolu ve Ege Bölgesinin iç kesimlerinin de ciddi şekilde etkileneceği hesaplanıyor.

‘Araştırmanın bulgularına göre, çalışılan üç kuraklık indisi de benzer bir eğilime işaret ediyor: İçinde bulunduğumuz yüzyıl boyunca Türkiye’de nemli alanlar azalırken, kurak ve yarı kurak alanlar artacak.’’

Üç kuraklık indisi ve üç farklı senaryo çalışıldı 

Yağış, sıcaklık, akış, toprak nemi ve yeraltı su seviyesi gibi çeşitli değişkenler kullanılarak hesaplanan kuraklık indisleri, meteoroloji ve iklim bilimlerinde, kuraklık seviyelerini belirlemek için kullanılıyor. 

Bu çalışmada da ilk olarak üç farklı kuraklık indisinin (Pinna Birleşik Kuraklık İndisi, Erinç Kuraklık İndisi ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı Kuraklık İndisi), 1981 ve 2010 yılları arasında Türkiyedeki alansal dağılışı ve oranı belirlendi. 

Çalışmada adı geçen bu indisler ve iklim değişikliğinin ne derece şiddetli yaşanacağına dair iyimser, orta ve kötümser senaryo ve modeller kullanılarak, Türkiyedeki kuraklık koşullarında kısa, orta ve uzun vadede gerçekleşebilecek değişikliklerin değerlendirilmesi yapıldı. 

Araştırmanın bulgularına göre, çalışılan üç kuraklık indisi de benzer bir eğilime işaret ediyor: İçinde bulunduğumuz yüzyıl boyunca Türkiyede nemli alanlar azalırken, kurak ve yarı kurak alanlar artacak. İki indiste, kurak alanlarda artış öngörürken, Erinç indisinde ise nemli alanların azalacağı görülüyor. 

‘Sera gazı salımlarının mevcut düzeyde devam ettiği kötümser senaryoda, yüzyıl sonuna doğru, ‘çok kurak’ alanların ülkenin yüzde 15’ini kapsayacağı hesaplanıyor.

Marmara ve Doğu Anadolu’da nemli koşullar azalacak

Çalışmada faydalanılan kuraklık indislerinden ilki, kurak iklim koşullarını, yıllar içindeki ortalama yağış ve en kuru aydaki sıcaklık verileriyle hesaplayan Pinna Birleşik Kuraklık İndisi.

Özellikle kurak mevsimlerdeki iklim koşullarını başarıyla ölçen bu indis, 1981-2010 yılları arasında Türkiyenin neredeyse yarısının yarı kurak olduğunu tespit ediyor. Yarı kurak alanlar, özellikle Marmara Bölgesinin batısında, Ege Bölgesinin büyük kısmında ve Orta ile Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bulunuyor.

Bu indise göre, ülkenin yüzde 42si nemliiken, yüzde 8i iseçok kurak. Bu kurak alanlar ise çoğunlukla Orta ve Güneydoğu Anadoluda yer alıyor. Ancak yapılan çalışma, iklim değişikliği nedeniyle, tespit edilen kurak alanlarda artış olacağını ortaya koyuyor.

Küresel ısınmaya sebep olan sera gazı salımlarında büyük azalma öngören ve 2050 yılında net sıfır emisyon hedefine ulaşılacağı varsayımıyla hareket edilen iyimser senaryoda dahi, bu indiste tespit edilen kurak alanların yaklaşık yüzde 4 oranında artacağı öngörülüyor. Öte yandan küresel sera gazı emisyonlarının gidişatı, bu senaryoyu giderek daha az muhtemel hale getiriyor.

Salımların mevcut düzeyde devam ettiği kötümser senaryoda ise, yüzyıl sonuna doğru, ‘çok kurakalanların ülkenin yüzde 15ini kapsayacağı hesaplanıyor.

Bu senaryoya göre, içinde bulunduğumuz yüzyıl boyunca, Türkiyede nemli alanlar giderek azalacak. Bu azalmadan en çok etkilenen bölgeler, Marmara ve Doğu Anadolu olacak. Ülkenin kuzey kıyıları ve Doğu Anadolunun bazı yaylaları haricinde ise, nemli iklim tipine sahip alan kalmayacak.

Kötümser senaryoda, yarı kurak alanlar yedi kattan fazla artarak ülkenin yüzde 43’ünü kaplayabilir.’’

Kurak alanlarda büyük artış bekleniyor

Türkiyenin önde gelen fiziki coğrafyacılarından Prof. Dr. Sırrı Erinç’in geliştirdiği ve adıyla anılan Erinç Kuraklık İndisi ise kurak ve nemli alanların yanı sıra, kurak mevsimin süresini de ölçme konusunda faydalı bir yöntem. 

Bu indise göre, kurak alanlar Türkiyenin yüzde 0.3’ünü kaplıyor ve Güneydoğu Anadoludaki Suriye sınırında gözleniyor. Toprakların yüzde 8ine denk gelen yarı kurak alanlar ise Orta ve Güneydoğu Anadolunun yanı sıra, Doğu Anadolunun en doğu bölgelerinde yoğunlaşıyor. Bu indise göre 1981-2010 yılları arasında Türkiye topraklarının yüzde 36sı, yarı nemli

Kurak alanlar konusunda bu iki indis arasında görülen farkı, büyük oranda, Pinna Birleşik Kuraklık İndisindeki dört sınıfa karşı, Erinç indisinde altı sınıf bulunmasından kaynaklanıyor. Özellikle Türkiye için geliştirilmiş olan Erinç İndisinde kullanılan bazı veriler de farklıdır. Bu indiste, kısa vade için (2011-2040) belirgin bir değişim beklenmese de, yüzyıl sonuna doğru tablo değişiyor.

2071-2100 dönemine gelindiğinde, kötümser senaryoya göre, kurak alanların yüzde 9u bulacağı, yarı kurak alanların ise yüzde 29a ulaşacağı görülüyor. 

Ancak bu indisin tespit ettiği daha da büyük değişim, çok nemli koşullarda görülüyor. Kötümser senaryoda, bu alanların yüzyıl sonuna doğru yüzde 20 azalması bekleniyor.

Yarı kurak alanlar yedi kata kadar genişleyebilir

Dikkate alınan üçüncü indis ise, dünyadaki kuraklık çalışmalarında yaygın olarak kullanılan ve sıcaklık, yağış ve doğal yüzeylerden buharlaşma gibi, Türkiyede kuraklık koşullarını en çok etkileyen faktörleri dikkate alan Birleşmiş Milletler Çevre Programı Kuraklık İndisi

Türkiyenin yüzde 6sını yarı kurak olarak sınıflandıran İndiste, bu alanların yüzyıl sonuna doğru ciddi oranda artacağı öngörülüyor. Buna göre, kötümser senaryoda yarı kurak alanlar yedi kattan fazla artarak ülkenin yüzde 43’ünü kaplayabilir. Gerçekleşmesi pek olası görünmeyen iyimser senaryoda ise bu alanların yüzde 10a yükseleceği tahmin ediliyor.

‘Akdeniz Havzası’ndaki kuraklıkların sıklığı ve şiddeti, 1970lerden bu yana artıyor. İklim simülasyonlarına göre, yüzyıl sonuna gelindiğinde yağışlar, 1986-2005 yılları arasına kıyasla yüzde 20-40 azalmış olacak.

Artan kuraklığın sebebi, insan kaynaklı iklim değişikliği 

Atmosferdeki sera gazı miktarındaki artıştan kaynaklanan iklim değişikliği, dünya genelde sıcaklık değerlerinin yükselmesine ve bunun sonucunda da yağış döngülerinin değişmesine neden oluyor. Özellikle Akdeniz Bölgesi gibi bazı bölgelerde, bu değişiklikler daha az yağış ve daha yüksek sıcaklıklarla sonuçlanıyor. Nihayetinde su kaynakları azalıyor, buharlaşma artıyor ve toprak nemi azalıyor.

Kuraklık olaylarının sıklığını ve şiddetini artıran iklim değişikliği, su kaynakları, tarım ve doğal ekosistemler üzerinde ciddi baskılara neden oluyor. Bu nedenle, iklim değişikliği ile mücadele, aynı zamanda kuraklıkla da mücadele anlamına geliyor.

Türkiyenin de içinde bulunduğu Akdeniz bölgesi, kuraklık tehlikesi söz konusu olduğunda dünyanın en riskli bölgelerinden biri. Bölgedeki sıcaklık artışı, dünya ortalamasının üzerinde seyrediyor ve şimdiden 1.5Cyi aşmış olabileceği değerlendiriliyor. 

Akdeniz Havzası’nda kuraklıkların sıklığı ve şiddeti, 1970lerden bu yana artıyor. İklim simülasyonlarına göre, yüzyıl sonuna gelindiğinde yağışlar, 1986-2005 yılları arasına kıyasla yüzde 20-40 azalmış olacak

Bir dizi kuraklık indisini ve senaryoyu bir araya getirerek, kuraklığın gelecekte ne ölçüde yaygınlaşacağına dair modeller ortaya koyan bu çalışmanın da gösterdiği üzere, Türkiyenin artan kuraklık tehlikesine karşı aktif önlem alması gerekiyor.

İklim değişikliğine uyum politikaları geliştirmek şart

Gelecek projeksiyonlarına göre, kuraklık ve çölleşmeye karşı zaten savunmasız olan Türkiye, yeraltı su seviyelerinde azalma, ekosistemlerin zarar görmesi, biyoçeşitlilik kaybı ve gıda güvensizliği gibi birçok ciddi etkiyle karşı karşıya kalacak. 

Ancak kuraklık koşullarındaki değişiklikleri daha iyi anlamak ve yönetmek, Türkiyenin iklim değişikliğine dayanıklılığını artırabilir; su kaynaklarını, ekosistemleri ve tarımı koruyabilir; artan kuraklığa karşın nüfusun refahını sağlayabilir. Bu çalışmanın bulguları da, kuraklığın, su kaynakları yönetimi, tarımsal planlama ve uyum stratejileri üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir.

Artacak kuraklık koşullarına uyum için yapılması gerekenlerden biri, su yönetim planlarını, iklim modellemelerini dikkate alarak güncellemek ve su kaynaklarının sürdürülebilirliğini güvenceye almak. Su kaynaklarının etkin kullanılmasını sağlayacak önlemler almak ise bir diğer önemli adım. 

Bunun için izlenebilecek bir yöntem, su tasarrufu sağlayan teknolojileri, suyun yeniden kullanımını ve geri dönüşümünü, ayrıca tarımda suyun verimli kullanılmasını destekleyen politikalar geliştirilmesi. Bunların yanı sıra, kuraklığa dirençli tarım ürünleri geliştirilmesi için araştırma-geliştirme çalışmalarına kaynak ayırmak, kuraklığın tarımsal üretim üzerindeki etkilerini asgaride tutabilmek için önem taşıyor. 

Araştırma ekibi, politika yapıcıları, paydaşları ve tüm toplumu, durumun ciddiyetinin farkına varmaya ve sürdürülebilir çözümler üzerinde işbirliği yapmaya davet ediyor. Çalışmanın bulguları, hemen harekete geçilmesi gerekliliğini vurgularken, araştırma, planlama ve uyum stratejilerinin önemine dikkat çekiyor.

Kaynak Makale: ‘Climate model projections of aridity patterns in Türkiye: A comprehensive analysis using CMIP6 models and three aridity indices.

 

Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı | dogukan.yavasli@ahievran.edu.tr

Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesidir.

Lisans eğitimini Ege Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nde, yüksek lisans eğitimini Ege Üniversitesi Coğrafi Bilgi Sistemleri programında ve doktorasını Ege Üniversitesi Fiziki Coğrafya programında tamamlamıştır. Yüksek lisans ve doktora süresince birçok kez NASA Goddard Uzay Uçuş merkezinde davetli araştırmacı olarak bulunmuştur. 2010-2011 yılları arasında Fulbright Bursu kapsamında Maryland Üniversitesi (ABD) Coğrafi Bilimler bölümünde misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.

2007-2016 yılları arasında Ege Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nde çalışmıştır. 2016’dan itibaren ise çalışmalarını, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nde sürdürmektedir. 



Tanınmış uluslararası dergilerde uzaktan algılama, iklim değişikliği gibi konularda yayınları bulunmaktadır.

Uzmanlık Alanları: Coğrafi Bilgi Sistemleri, Uzaktan Algılama, Veri Analizi, İklim Değişikliği

İlgili Yazılar

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Marmara Denizi ‘hasta’ ve iklim değişikliği, krizi derinleştiriyor

Kentsel ve endüstriyel kirliliğin yanı sıra aşırı avcılık ve iklim değişikliği baskısı altında olan Marmara Denizi’nin ekosistemi, son 50 yılda oldukça ağır dönüşümler geçirdi ve telafisi mümkün olmayacak şekilde bozulmaya doğru gidiyor. Büyük avcı balıkların denizden kaybolması, sistemin bu türleri barındıramayacak hale geldiğine işaret ediyor. Bugün Marmara’daki balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor. Bu türlerin başında, av verimi her geçen yıl azalan hamsi geliyor. Uzmanlar, giderek kaybolan türlerin, insan müdahalesi ve etkisi ciddi oranda azaltılmadan geri gelmelerinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Marmara Denizi için mevcut durum sürdürülebilir değil ve tüm paydaşların tam bir uzlaşı ile mevcut baskıların azaltılmasını sağlaması gerekiyor.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Marmara Denizi ‘hasta’ ve iklim değişikliği, krizi derinleştiriyor

Kentsel ve endüstriyel kirliliğin yanı sıra aşırı avcılık ve iklim değişikliği baskısı altında olan Marmara Denizi’nin ekosistemi, son 50 yılda oldukça ağır dönüşümler geçirdi ve telafisi mümkün olmayacak şekilde bozulmaya doğru gidiyor. Büyük avcı balıkların denizden kaybolması, sistemin bu türleri barındıramayacak hale geldiğine işaret ediyor. Bugün Marmara’daki balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor. Bu türlerin başında, av verimi her geçen yıl azalan hamsi geliyor. Uzmanlar, giderek kaybolan türlerin, insan müdahalesi ve etkisi ciddi oranda azaltılmadan geri gelmelerinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Marmara Denizi için mevcut durum sürdürülebilir değil ve tüm paydaşların tam bir uzlaşı ile mevcut baskıların azaltılmasını sağlaması gerekiyor.

Emisyonları sıfırlamak için karbonun etkin fiyatlandırılması şart

Dünya Bankası tarafından yayınlanan Karbon Fiyatlandırılması Durumu ve Eğilimleri Raporu, karbon fiyatlandırmasının önemini açıkça vurgularken, mevcut durumla ilgili gerçeklikten daha olumlu bir tablo çiziyor. Bu sene ilk defa elde edilen 100 milyar doların üzerindeki geliri bir ‘‘rekor’’ olarak vurgulayan rapor, karbon fiyatının düşüklüğü ve karbon fiyatlandırması kapsamında olmayan emisyonların oranının hâlâ yüksek olması gibi önemli sorunların üzerinde yeterince durmuyor.

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo