İklim Masası

Türkiye’de iklim daha sıcak, kurak ve öngörülmez olabilir

İklim değişikliğinin aşırı iklim olaylarını nasıl etkileyeceğini inceleyen yeni bir araştırmaya göre, Türkiye’nin giderek daha sıcak ve kurak koşullara sahip olacağı öngörülüyor. Ortalama yağışlar azalırken, aşırı yağışların ise artması ve şiddetlenmesi bekleniyor. Toplumsal ve ekonomik riskler barındıran bu değişimlere karşı uyum politikaları geliştirmek gerekiyor.
İklim değişikliğinin aşırı iklim olaylarını nasıl etkileyeceğini inceleyen yeni bir araştırmaya göre, Türkiye’nin giderek daha sıcak ve kurak koşullara sahip olacağı öngörülüyor. Ortalama yağışlar azalırken, aşırı yağışların ise artması ve şiddetlenmesi bekleniyor. Toplumsal ve ekonomik riskler barındıran bu değişimlere karşı uyum politikaları geliştirmek gerekiyor.
Yayınlanma Tarihi: 21/03/2024
Kategori:

İklim değişikliğinin Türkiyede yaşanan aşırı iklim olaylarına etkilerini inceleyen, Berkin Gümüş ve Doç. Dr. Sertaç Oruç ile birlikte yayınladığımız yeni bir çalışma, Türkiyede sürekli olarak daha kurak koşulların oluşacağı öngörüsünü ortaya koyuyor.

Çalışmanın bulgularına göre, ülke genelinde sıcaklıkların artması, yağışların ise azalması bekleniyor. Öte yandan aşırı yağışların, daha sık ve şiddetli yaşanacağı öngörülüyor. Bu değişimlerin, ülkelerin sera gazı emisyonlarını anlamlı şekilde azaltmadığı kötümser bir senaryoda çok daha belirgin gerçekleşmesi bekleniyor

Kuraklık koşullarının giderek artacağı öngörülen bu yakın gelecekte, Güneydoğu Anadolu en uzun kurak dönemlerin yaşandığı bölge olmaya devam etse de, kurak dönemlerin en çok Marmara Bölgesinde uzayacağı hesaplanıyor. Ortalama yağışların ise özellikle Akdeniz ve Ege Bölgelerinde azalması bekleniyor.

 

‘Çalışmaya göre, Türkiye genelindeki ortalama yıllık toplam yağışlarda yüzyıl sonuna kadar düşüş yaşanması bekleniyor.
 

Emisyon senaryolarına göre ülkemizdeki toplam yağışlar azalıyor

Türkiyede yağış, sıcaklıklar ve aşırı iklim olaylarındaki değişimleri mekansal ve zamansal olarak inceleyen araştırmada, en güncel küresel iklim modelleri çıktıları kullanılarak iki farklı senaryo çalışılmıştır. Bu senaryolar, emisyonların bugünkü seviyelerinde devam edip yüzyıl ortasına doğru yavaş yavaş düşeceğinden yola çıkan, daha iyimser senaryo (SSP2-4.5) ile emisyonlarda anlamlı bir düşüş sağlanamayan, yüksek emisyon senaryosu olan (SSP5-8.5)tir.

Çalışmaya göre, Türkiye genelindeki ortalama yıllık toplam yağışlarda yüzyıl sonuna kadar düşüş yaşanması bekleniyor. Bu düşüşün, iyimser senaryoya kıyasla yüksek emisyon senaryosunda daha sert gerçekleşebileceği ancak yağışlardaki değişimin bölgeler arasında farklılık gösterebileceği öngörülüyor.

İyimser senaryoya göre toplam yağışların, Türkiyenin güney ve batı bölgelerinde azalması öngörülürken, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgelerinde ise değişmeyeceği ya da hafifçe yükseleceği tahmin ediliyor.

Ancak kötümser senaryo, farklı bir eğilime işaret ediyor. Bu senaryoda, yalnızca Doğu Anadolunun bazı kesimlerinde hafif artış eğilimi görülüyor; buna karşın, ülkenin geri kalanında toplam yağışlar azalıyor. En şiddetli düşüşler ise Güney Ege ve Akdeniz kıyılarında bekleniyor. Muğla ve Antalya çevresinde yağışların, yüzyıl sonunda yüzde 30a kadar azalabileceği öngörülüyor.

 

İklim, tahmin edilemez hale gelebilir

Bu değerlendirmeler, iklim değişikliğinin ortalama yağışlar üzerindeki etkisini gösteriyor. Ancak iklim değişikliğinin ayrıca yıllar arasındaki değişkenliği de artırdığı biliniyor. Bu, ortalama yağışların değişmediği bir senaryoda dahi, geçmişe kıyasla daha şiddetli kurak veya aşırı yağışlı yılların yaşanmasının mümkün olduğu anlamına geliyor. Bu beklenmedik değişkenliğin de iklimin daha belirsiz ve tahmin edilemez hale gelmesine sebep olabileceği düşünülüyor.

Yapılan çalışma, her iki senaryoda da, toplam yağışlardaki değişkenliğin tüm Türkiyede artacağını gösteriyor. Özellikle kötümser senaryoda kurak yılların, geçmiş dönemlere göre hem daha sık hem de daha şiddetli yaşanabileceği öngörülüyor.

‘Araştırma bulgularına göre, aşırı yağışların tüm Türkiye üzerinde daha şiddetli hale gelebileceği tahmin ediliyor. Aşırı yağışların en fazla Karadeniz Bölgesi’nde şiddetlenmesi bekleniyor.

 

Aşırı yağışlar artacak

İklim değişikliğinin yağışlar üzerindeki bir diğer sonucu ise kısa süreli aşırı yağış olaylarındaki artış olarak karşımıza çıkıyor. Araştırma bulgularına göre, aşırı yağışların tüm Türkiye üzerinde daha şiddetli hale gelebileceği tahmin ediliyor.

Bir yıl içinde gerçekleşen en şiddetli 24 saatlik yağışların incelenmesi, değerlerin tüm bölgeler için arttığını ortaya koyuyor. Aşırı yağışların en fazla Karadeniz Bölgesinde şiddetlenmesi bekleniyor. Özellikle Doğu Karadeniz sahil şeridi üzerinde aşırı yağışların maksimum şiddete ulaşabileceği görülüyor.

 


Aşırı yağış olaylarının sayıları ile birlikte, bu olaylar sırasında düşen yıllık toplam yağış miktarının da artması bekleniyor. Aşırı yağışların yıllık toplamlarının ülkemiz üzerinde 1961-2014 yılları arasında ortalama 138 mm olduğu görülüyor. Fakat yüzyıl sonuna gelindiğinde bu değerin yüzde 25 ila 30 aralığında artarak, iyimser senaryoda 170 mmye, kötümser senaryoda ise 177 mmye ulaşması bekleniyor. Aşırı yağışlardaki artışın iyimser senaryoda dahi bu denli yüksek olması, aşırı yağışların Türkiyenin iklimsel geleceğinde kaçınılmaz olarak belirleyici bir etmen olacağını gösteriyor.

Özetle, elde edilen sonuçlar, bir yandan toplam yağışların azalacağına, diğer yandan ise aşırı yağışların ve bu olaylar sırasında düşen toplam yağış miktarlarının artacağına işaret ediyor.

 

Çalışmada, geçmiş dönemde bir yıl içinde aşırı yağışlardan düşen miktarın tüm yağışlar içindeki oranı, ortalama yüzde 20 olarak karşımıza çıkıyor. Kötümser senaryoda, bu değerin gelecekte ortalama yüzde 29a çıkacağı öngörülüyor. Yıllar arasındaki doğal değişkenlik de dikkate alındığında, aşırı yağışların yaşandığı bir yılda bu değerin yüzde 40 seviyesine kadar yükselebileceği hesaplanıyor. Bu durum kurak dönemlerin ortalama süresinin ve sayısının artabileceğini bununla birlikte yağışların, gerçekleştiğinde, çok daha şiddetli olabileceğini gösteriyor.

‘Geçmiş dönemde Marmara Bölgesi’ndeki en uzun yağışsız dönemlerin ortalamaları yaklaşık 50 gün seviyesindeyken, kötümser senaryoda bu değer, yüzyıl sonunda 75 güne, yani bugün Güneydoğu Anadolu’da gözlenen değere ulaşabilir.

 

Marmarada yağışsız dönemlerin uzaması bekleniyor

Bu sonuçları destekleyen bir diğer bulgu ise, yıl içinde hiç yağış gerçekleşmeyen aralıksız en uzun dönemlerin sürelerindeki değişimler olarak karşımıza çıkıyor. Her iki senaryoda da, yağışsız dönemlerin Türkiye genelinde uzayacağı görülüyor. Yağışsız dönemlerde en fazla artış yaşaması beklenen bölge ise Marmara.

Geçmiş dönemde, Marmara Bölgesindeki en uzun yağışsız dönemlerin ortalamaları yaklaşık 50 gün seviyesindeyken kötümser senaryo altında bu değer, yüzyıl sonunda 75 güne, yani bugün Güneydoğu Anadoluda gözlenen değere ulaşabiliyor.


Aşırı soğuk ve sıcak olaylar daha hızlı gerçekleşiyor

İklim değişikliğinin günlük en düşük ve en yüksek sıcaklıklara etkisinin de araştırıldığı çalışmanın bulgularına göre, her iki senaryoda da sıcaklıkların yüzyıl boyunca artması bekleniyor. İyimser senaryoda, bu artış giderek yavaşlıyor ve yüzyıl sonunda neredeyse durma noktasına geliyor olsa da kötümser senaryoya göre yüzyıl sonuna kadar hızlanarak devam etmesi bekleniyor.

Yağışlardan farklı olarak sıcaklık değişimlerinin, tüm bölgelerde birbirine paralel ilerlediği görülüyor. Günlük en yüksek sıcaklıkların bir yıl içindeki ortalamalarının, yüzyıl sonuna kadar, iyimser senaryoda 3.5 derece, kötümser senaryoda ise 6.1 derece artması bekleniyor. Benzer şekilde, en düşük sıcaklıkların ortalamasının da 3.3 derece ila 5.6 derece arasında yükseleceği öngörülüyor.

Yıllık ortalama değerlerin yanı sıra, bir yıl içinde ölçülen en düşük ve en yüksek sıcaklıklarda da artış olacağı hesaplanıyor; ancak bu artışların daha şiddetli olacağı öngörülüyor. Yüzyıl sonunda ise yıllık en yüksek sıcaklıkların 1961-2014 dönemine kıyasla 4.3 derece ila 7.5 derece artabileceği tahmin ediliyor. En düşük sıcaklıklardaki artışın ise 4.6 derece ila 7.6 derece arasında seyredeceği hesaplanıyor.

Bu değişimler, en düşük ve yüksek sıcaklıkların, ortalamaya göre daha fazla arttığını gösteriyor. Bu sonuçlara göre, aşırı soğuk olayların sayılarında azalmalar beklenirken, aşırı sıcaklıkların sürekli şiddetleneceği söylenebilir.

‘Kötümser senaryoya göre, yüzyıl sonunda sıcaklıkların en az bir kere sıfır derecenin altına düştüğü gün sayısının ortalama olarak ülke genelinde 105 günden 49 güne inmesi bekleniyor.

Sıfırın altında gün sayısının büyük ölçüde azalması bekleniyor

Çalışmada incelenen bir diğer değer ise, bir sene içerisinde sıcaklıkların en az bir kere sıfır derecenin altına düştüğü gün sayısı. Geçmiş dönemler incelendiğinde, ülkemizde ortalama 105 gün olan bu değerin, Doğu Anadoluda ortalama 163 gün olduğu, Marmara Bölgesinde ise yalnızca 49 gün olarak gerçekleştiği görülüyor.

Öte yandan, artan sıcaklıklarla birlikte, bu değerlerin gelecekte ülkenin tamamında hızla düşeceği öngörülüyor. Kötümser senaryoya göre, yüzyıl sonunda sıcaklıkların en az bir kere sıfır derecenin altına düştüğü gün sayısının ortalama olarak ülke genelinde 105 günden 49 güne, Doğu Anadoluda 163 günden 91 güne, Marmarada ise 49 günden 12 güne inmesi bekleniyor.

Doğu Anadolu Bölgesinin, yaklaşık 72 günlük düşüş ile, bu değerin en fazla azalacağı bölge olması bekleniyor. Bu durumun, bölgedeki kar yağışlarında da ciddi azalmalara sebep olacağı öngörülüyor ve artan sıcaklıkların kar erime dönemlerini de daha erken aylara kaydırabileceği hesaplanıyor.

 

Bölge koşullarına uygun uyum planları hazırlanmalı

Türkiyenin, karşı karşıya kalacağı bu gibi aşırı iklim olaylarının olumsuz etkilerini azaltmak için bazı uyum politikaları geliştirmesi şart. İlk olarak, değişen sıcaklık ve yağış karakteristiklerinin farklı bölgelerde yaratabileceği farklı sorunları ele alan, her bölgenin özel koşullarına cevap veren uyum planları oluşturulması gerekiyor.

Sel ve sıcak hava dalgaları gibi aşırı hava olaylarının topluluklar ve kritik hizmetler üzerinde olumsuz etkileri olması beklenebilir. Aşırı yağışlardaki şiddetlenme, özellikle Karadeniz gibi, taşkın konusunda zaten hassas olan bölgeleri daha riskli hale getirebilir. Bunun yanı sıra, tarihsel olarak aşırı yağış riski bulunmayan bölgelerde de sel olayları yaşanmaya başlayabilir. Bu gibi aşırı yağış olaylarının birçok farklı alanlarda sorun yaratabileceği öngörülüyor.

Altyapı ve kentsel planlama açısından, drenaj sistemlerine aşırı yük binebilir; bu da kentsel taşkın risklerinin artmasına ve kentsel altyapının zarar görmesine neden olabilir. Bu gibi olumsuz etkileri azaltmak için, uyum politikalarında kentsel ve kırsal dayanıklı altyapı yatırımlarına öncelikle verilmesi önemli.

Aşırı olaylardan kaynaklanan yoğun yağışların, tarımsal üretimi de etkilemesi bekleniyor; bu yağışlar su basmasına, toprak erozyonuna ve mahsulün zarar görmesine neden olabilir. Yoğun yağış olayları, hızlı akışlara yol açabildiğinden ve yeraltı suyunun beslenmesini etkileyebileceğinden, su kaynakları yönetimi açısından da riskler oluşturabilir. Ekosistemler, bozulmalarla karşı karşıya kalabilirler.

Artması beklenen kuraklıkla birlikte, sürdürülebilir su mevcudiyetini sağlamak da aciliyet kazanacak. Bunun için, değişen kar erimesi düzenlerini, artan buharlaşmayı ve değişen yağış eğilimlerini hesaba katan detaylı su yönetim stratejileri geliştirilmesi gerekecek. Aynı zamanda kuraklığa dayanıklı mahsulleri teşvik etmek ve değişen iklim koşullarına dayanıklı, sürdürülebilir tarım uygulamalarını desteklemek, atılması gereken adımlar arasında yer alıyor.

 

Kaynak Makale: Impacts of Climate Change on Extreme Climate Indices in Türkiye Driven by High-Resolution Downscaled CMIP6 Climate Models. Berkin Gümüş, Sertaç Oruç, İsmail Yücel ve M. Tuğrul Yılmaz: Sustainability 2023, 15(9), 7202; https://doi.org/10.3390/su15097202

 

 

Prof. Dr. İsmail Yücel ve Prof. Dr. M. Tuğrul Yılmaz

Prof. Dr. İsmail Yücel

Prof. Dr. İsmail Yücel, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) İnşaat Mühendisliği Bölümü Su Kaynakları Laboratuvarında profesör olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda ODTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Yer Sistem Bilimleri programının akademik ve yürütme kurulundadır.

Lisans derecesini 1993te İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji Mühendisliği bölümünden alan Dr. Yücel, Arizona Üniversitesi Hidroloji ve Su Kaynakları Bölümü’nden Master derecesini 1996da, doktora derecesini ise 2001 yılında almıştır. Aynı bölümde 1.5 yıl post-doktora çalışmalarına devam ettikten sonra, 2002-2006 yılları arasında Virginia, Hampton Üniversitesi Atmosfer Bilimleri Bölümünde öğretim üyesi olarak araştırma ve eğitim faaliyetlerine devam etmiştir.

Dr. Yücel hidrometeoroloji alanında özellikle bölgesel sayısal hava tahmin modellerinin hava tahmini ve iklim projeksiyonları, iklim değişikliği etki analizleri, veri asimilasyonu ve uzaktan algılama teknikleri kullanımı ile model tahminlerinin iyileştirilmesi alanlarında çalışmalar yapmaktadır. Bu konularda birçok ulusal ve uluslararası komite üyelikleri ve projeleri vardır. Dr. Yücel 30dan fazla hakemli ve prestijli uluslararası dergilerde (Monthly Weather Review, Journal of Hydrology, Journal of Hydrometeorology, Earths Future, Journal of Geophyiscal Research-Atmosphere, HESS, v.b.) ve birçok konferanslarda sunum ve bildiriler yayınlamıştır.

Uzmanlık Alanları: Hidrometeorolojk tahmin ve analizler; Bölgesel iklim modellemesi ve iklim değişikliği analizleri; Uzaktan algılama ve veri asimilasyonu

Prof. Dr. M. Tuğrul Yılmaz

Prof. Dr. M. Tuğrul Yılmaz, ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Su Kaynakları Anabilim Dalı öğretim üyesidir.

Dr. Yılmaz, lisans derecesini 2003 yılında ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü'nden, yüksek lisans derecesini 2005 yılında Vrije Universitiet Amsterdam'dan ve doktora derecesini 2011 yılında George Mason Üniversitesi'nden almıştır. 2004-2013 yılları arasında doktora ve doktora sonrası çalışmaları sırasında ABD Tarım Bakanlığı Uzaktan Algılama ve Hidroloji Departmanı'nda 5 yıl süresince çalışmıştır. Doktora çalışmalarını 1 yıl süren bir NASA projesi ve 3 yıl süresince aldığı NASA Earth and Space Science Fellowship adlı bursu ile fonlamış ve tamamlamıştır. Dr. Yılmaz’ın çalışmalarını NASA, Avrupa Komisyonu, UNDP ve TÜBİTAK ile birlikte birçok devlet ve özel kuruluş fonlamıştır.

Dr. Yılmaz Türkiye Bilimler Akademisi Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı ödülü, Parlar Vakfı Araştırmacı Teşvik Ödülü, ODTÜ Geliştirme Vakfı Genç Araştırmacı Başarı Ödülü başta olmak üzere çeşitli kamu  ve özel kuruluşlardan birçok ödül almıştır. Yüksek etki faktörlü dergi ve konferanslarda 150'den fazla çalışma yayımlamış olup, 33 makalesi en yüksek Q1 etki sıralamasında yer alan dergilerde bulunmaktadır ve h-indeksi şu anda 26'dır. Geçmişe ait ve kısa vadeli, orta vadeli ve iklim projeksiyonu zaman ölçeğinde geçmişe ve geleceğe ait hidrometeorolojik tahminler ve analizler çalışmalarının odağını oluşturur. Araştırma ilgi alanları su kaynakları, tarım, yenilenebilir enerji, kuraklık ve iklim değişikliği ile ilgili değişkenlerin tahmini ve analizinin çeşitli hidrometeorolojik değişkenlerin uzaktan algılama ve model verilerinin kullanılması odaklıdır.

Uzmanlık Alanları: İklim değişikliği; Hidrometeorolojik analiz ve tahmin; Hidrolojik modelleme; Veri asimilasyonu ve uzaktan algılama analizleri

İklim değişikliğinin Türkiyede yaşanan aşırı iklim olaylarına etkilerini inceleyen, Berkin Gümüş ve Doç. Dr. Sertaç Oruç ile birlikte yayınladığımız yeni bir çalışma, Türkiyede sürekli olarak daha kurak koşulların oluşacağı öngörüsünü ortaya koyuyor.

Çalışmanın bulgularına göre, ülke genelinde sıcaklıkların artması, yağışların ise azalması bekleniyor. Öte yandan aşırı yağışların, daha sık ve şiddetli yaşanacağı öngörülüyor. Bu değişimlerin, ülkelerin sera gazı emisyonlarını anlamlı şekilde azaltmadığı kötümser bir senaryoda çok daha belirgin gerçekleşmesi bekleniyor

Kuraklık koşullarının giderek artacağı öngörülen bu yakın gelecekte, Güneydoğu Anadolu en uzun kurak dönemlerin yaşandığı bölge olmaya devam etse de, kurak dönemlerin en çok Marmara Bölgesinde uzayacağı hesaplanıyor. Ortalama yağışların ise özellikle Akdeniz ve Ege Bölgelerinde azalması bekleniyor.

 

‘Çalışmaya göre, Türkiye genelindeki ortalama yıllık toplam yağışlarda yüzyıl sonuna kadar düşüş yaşanması bekleniyor.
 

Emisyon senaryolarına göre ülkemizdeki toplam yağışlar azalıyor

Türkiyede yağış, sıcaklıklar ve aşırı iklim olaylarındaki değişimleri mekansal ve zamansal olarak inceleyen araştırmada, en güncel küresel iklim modelleri çıktıları kullanılarak iki farklı senaryo çalışılmıştır. Bu senaryolar, emisyonların bugünkü seviyelerinde devam edip yüzyıl ortasına doğru yavaş yavaş düşeceğinden yola çıkan, daha iyimser senaryo (SSP2-4.5) ile emisyonlarda anlamlı bir düşüş sağlanamayan, yüksek emisyon senaryosu olan (SSP5-8.5)tir.

Çalışmaya göre, Türkiye genelindeki ortalama yıllık toplam yağışlarda yüzyıl sonuna kadar düşüş yaşanması bekleniyor. Bu düşüşün, iyimser senaryoya kıyasla yüksek emisyon senaryosunda daha sert gerçekleşebileceği ancak yağışlardaki değişimin bölgeler arasında farklılık gösterebileceği öngörülüyor.

İyimser senaryoya göre toplam yağışların, Türkiyenin güney ve batı bölgelerinde azalması öngörülürken, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgelerinde ise değişmeyeceği ya da hafifçe yükseleceği tahmin ediliyor.

Ancak kötümser senaryo, farklı bir eğilime işaret ediyor. Bu senaryoda, yalnızca Doğu Anadolunun bazı kesimlerinde hafif artış eğilimi görülüyor; buna karşın, ülkenin geri kalanında toplam yağışlar azalıyor. En şiddetli düşüşler ise Güney Ege ve Akdeniz kıyılarında bekleniyor. Muğla ve Antalya çevresinde yağışların, yüzyıl sonunda yüzde 30a kadar azalabileceği öngörülüyor.

 

İklim, tahmin edilemez hale gelebilir

Bu değerlendirmeler, iklim değişikliğinin ortalama yağışlar üzerindeki etkisini gösteriyor. Ancak iklim değişikliğinin ayrıca yıllar arasındaki değişkenliği de artırdığı biliniyor. Bu, ortalama yağışların değişmediği bir senaryoda dahi, geçmişe kıyasla daha şiddetli kurak veya aşırı yağışlı yılların yaşanmasının mümkün olduğu anlamına geliyor. Bu beklenmedik değişkenliğin de iklimin daha belirsiz ve tahmin edilemez hale gelmesine sebep olabileceği düşünülüyor.

Yapılan çalışma, her iki senaryoda da, toplam yağışlardaki değişkenliğin tüm Türkiyede artacağını gösteriyor. Özellikle kötümser senaryoda kurak yılların, geçmiş dönemlere göre hem daha sık hem de daha şiddetli yaşanabileceği öngörülüyor.

‘Araştırma bulgularına göre, aşırı yağışların tüm Türkiye üzerinde daha şiddetli hale gelebileceği tahmin ediliyor. Aşırı yağışların en fazla Karadeniz Bölgesi’nde şiddetlenmesi bekleniyor.

 

Aşırı yağışlar artacak

İklim değişikliğinin yağışlar üzerindeki bir diğer sonucu ise kısa süreli aşırı yağış olaylarındaki artış olarak karşımıza çıkıyor. Araştırma bulgularına göre, aşırı yağışların tüm Türkiye üzerinde daha şiddetli hale gelebileceği tahmin ediliyor.

Bir yıl içinde gerçekleşen en şiddetli 24 saatlik yağışların incelenmesi, değerlerin tüm bölgeler için arttığını ortaya koyuyor. Aşırı yağışların en fazla Karadeniz Bölgesinde şiddetlenmesi bekleniyor. Özellikle Doğu Karadeniz sahil şeridi üzerinde aşırı yağışların maksimum şiddete ulaşabileceği görülüyor.

 


Aşırı yağış olaylarının sayıları ile birlikte, bu olaylar sırasında düşen yıllık toplam yağış miktarının da artması bekleniyor. Aşırı yağışların yıllık toplamlarının ülkemiz üzerinde 1961-2014 yılları arasında ortalama 138 mm olduğu görülüyor. Fakat yüzyıl sonuna gelindiğinde bu değerin yüzde 25 ila 30 aralığında artarak, iyimser senaryoda 170 mmye, kötümser senaryoda ise 177 mmye ulaşması bekleniyor. Aşırı yağışlardaki artışın iyimser senaryoda dahi bu denli yüksek olması, aşırı yağışların Türkiyenin iklimsel geleceğinde kaçınılmaz olarak belirleyici bir etmen olacağını gösteriyor.

Özetle, elde edilen sonuçlar, bir yandan toplam yağışların azalacağına, diğer yandan ise aşırı yağışların ve bu olaylar sırasında düşen toplam yağış miktarlarının artacağına işaret ediyor.

 

Çalışmada, geçmiş dönemde bir yıl içinde aşırı yağışlardan düşen miktarın tüm yağışlar içindeki oranı, ortalama yüzde 20 olarak karşımıza çıkıyor. Kötümser senaryoda, bu değerin gelecekte ortalama yüzde 29a çıkacağı öngörülüyor. Yıllar arasındaki doğal değişkenlik de dikkate alındığında, aşırı yağışların yaşandığı bir yılda bu değerin yüzde 40 seviyesine kadar yükselebileceği hesaplanıyor. Bu durum kurak dönemlerin ortalama süresinin ve sayısının artabileceğini bununla birlikte yağışların, gerçekleştiğinde, çok daha şiddetli olabileceğini gösteriyor.

‘Geçmiş dönemde Marmara Bölgesi’ndeki en uzun yağışsız dönemlerin ortalamaları yaklaşık 50 gün seviyesindeyken, kötümser senaryoda bu değer, yüzyıl sonunda 75 güne, yani bugün Güneydoğu Anadolu’da gözlenen değere ulaşabilir.

 

Marmarada yağışsız dönemlerin uzaması bekleniyor

Bu sonuçları destekleyen bir diğer bulgu ise, yıl içinde hiç yağış gerçekleşmeyen aralıksız en uzun dönemlerin sürelerindeki değişimler olarak karşımıza çıkıyor. Her iki senaryoda da, yağışsız dönemlerin Türkiye genelinde uzayacağı görülüyor. Yağışsız dönemlerde en fazla artış yaşaması beklenen bölge ise Marmara.

Geçmiş dönemde, Marmara Bölgesindeki en uzun yağışsız dönemlerin ortalamaları yaklaşık 50 gün seviyesindeyken kötümser senaryo altında bu değer, yüzyıl sonunda 75 güne, yani bugün Güneydoğu Anadoluda gözlenen değere ulaşabiliyor.


Aşırı soğuk ve sıcak olaylar daha hızlı gerçekleşiyor

İklim değişikliğinin günlük en düşük ve en yüksek sıcaklıklara etkisinin de araştırıldığı çalışmanın bulgularına göre, her iki senaryoda da sıcaklıkların yüzyıl boyunca artması bekleniyor. İyimser senaryoda, bu artış giderek yavaşlıyor ve yüzyıl sonunda neredeyse durma noktasına geliyor olsa da kötümser senaryoya göre yüzyıl sonuna kadar hızlanarak devam etmesi bekleniyor.

Yağışlardan farklı olarak sıcaklık değişimlerinin, tüm bölgelerde birbirine paralel ilerlediği görülüyor. Günlük en yüksek sıcaklıkların bir yıl içindeki ortalamalarının, yüzyıl sonuna kadar, iyimser senaryoda 3.5 derece, kötümser senaryoda ise 6.1 derece artması bekleniyor. Benzer şekilde, en düşük sıcaklıkların ortalamasının da 3.3 derece ila 5.6 derece arasında yükseleceği öngörülüyor.

Yıllık ortalama değerlerin yanı sıra, bir yıl içinde ölçülen en düşük ve en yüksek sıcaklıklarda da artış olacağı hesaplanıyor; ancak bu artışların daha şiddetli olacağı öngörülüyor. Yüzyıl sonunda ise yıllık en yüksek sıcaklıkların 1961-2014 dönemine kıyasla 4.3 derece ila 7.5 derece artabileceği tahmin ediliyor. En düşük sıcaklıklardaki artışın ise 4.6 derece ila 7.6 derece arasında seyredeceği hesaplanıyor.

Bu değişimler, en düşük ve yüksek sıcaklıkların, ortalamaya göre daha fazla arttığını gösteriyor. Bu sonuçlara göre, aşırı soğuk olayların sayılarında azalmalar beklenirken, aşırı sıcaklıkların sürekli şiddetleneceği söylenebilir.

‘Kötümser senaryoya göre, yüzyıl sonunda sıcaklıkların en az bir kere sıfır derecenin altına düştüğü gün sayısının ortalama olarak ülke genelinde 105 günden 49 güne inmesi bekleniyor.

Sıfırın altında gün sayısının büyük ölçüde azalması bekleniyor

Çalışmada incelenen bir diğer değer ise, bir sene içerisinde sıcaklıkların en az bir kere sıfır derecenin altına düştüğü gün sayısı. Geçmiş dönemler incelendiğinde, ülkemizde ortalama 105 gün olan bu değerin, Doğu Anadoluda ortalama 163 gün olduğu, Marmara Bölgesinde ise yalnızca 49 gün olarak gerçekleştiği görülüyor.

Öte yandan, artan sıcaklıklarla birlikte, bu değerlerin gelecekte ülkenin tamamında hızla düşeceği öngörülüyor. Kötümser senaryoya göre, yüzyıl sonunda sıcaklıkların en az bir kere sıfır derecenin altına düştüğü gün sayısının ortalama olarak ülke genelinde 105 günden 49 güne, Doğu Anadoluda 163 günden 91 güne, Marmarada ise 49 günden 12 güne inmesi bekleniyor.

Doğu Anadolu Bölgesinin, yaklaşık 72 günlük düşüş ile, bu değerin en fazla azalacağı bölge olması bekleniyor. Bu durumun, bölgedeki kar yağışlarında da ciddi azalmalara sebep olacağı öngörülüyor ve artan sıcaklıkların kar erime dönemlerini de daha erken aylara kaydırabileceği hesaplanıyor.

 

Bölge koşullarına uygun uyum planları hazırlanmalı

Türkiyenin, karşı karşıya kalacağı bu gibi aşırı iklim olaylarının olumsuz etkilerini azaltmak için bazı uyum politikaları geliştirmesi şart. İlk olarak, değişen sıcaklık ve yağış karakteristiklerinin farklı bölgelerde yaratabileceği farklı sorunları ele alan, her bölgenin özel koşullarına cevap veren uyum planları oluşturulması gerekiyor.

Sel ve sıcak hava dalgaları gibi aşırı hava olaylarının topluluklar ve kritik hizmetler üzerinde olumsuz etkileri olması beklenebilir. Aşırı yağışlardaki şiddetlenme, özellikle Karadeniz gibi, taşkın konusunda zaten hassas olan bölgeleri daha riskli hale getirebilir. Bunun yanı sıra, tarihsel olarak aşırı yağış riski bulunmayan bölgelerde de sel olayları yaşanmaya başlayabilir. Bu gibi aşırı yağış olaylarının birçok farklı alanlarda sorun yaratabileceği öngörülüyor.

Altyapı ve kentsel planlama açısından, drenaj sistemlerine aşırı yük binebilir; bu da kentsel taşkın risklerinin artmasına ve kentsel altyapının zarar görmesine neden olabilir. Bu gibi olumsuz etkileri azaltmak için, uyum politikalarında kentsel ve kırsal dayanıklı altyapı yatırımlarına öncelikle verilmesi önemli.

Aşırı olaylardan kaynaklanan yoğun yağışların, tarımsal üretimi de etkilemesi bekleniyor; bu yağışlar su basmasına, toprak erozyonuna ve mahsulün zarar görmesine neden olabilir. Yoğun yağış olayları, hızlı akışlara yol açabildiğinden ve yeraltı suyunun beslenmesini etkileyebileceğinden, su kaynakları yönetimi açısından da riskler oluşturabilir. Ekosistemler, bozulmalarla karşı karşıya kalabilirler.

Artması beklenen kuraklıkla birlikte, sürdürülebilir su mevcudiyetini sağlamak da aciliyet kazanacak. Bunun için, değişen kar erimesi düzenlerini, artan buharlaşmayı ve değişen yağış eğilimlerini hesaba katan detaylı su yönetim stratejileri geliştirilmesi gerekecek. Aynı zamanda kuraklığa dayanıklı mahsulleri teşvik etmek ve değişen iklim koşullarına dayanıklı, sürdürülebilir tarım uygulamalarını desteklemek, atılması gereken adımlar arasında yer alıyor.

 

Kaynak Makale: Impacts of Climate Change on Extreme Climate Indices in Türkiye Driven by High-Resolution Downscaled CMIP6 Climate Models. Berkin Gümüş, Sertaç Oruç, İsmail Yücel ve M. Tuğrul Yılmaz: Sustainability 2023, 15(9), 7202; https://doi.org/10.3390/su15097202

 

 

Prof. Dr. İsmail Yücel ve Prof. Dr. M. Tuğrul Yılmaz

Prof. Dr. İsmail Yücel

Prof. Dr. İsmail Yücel, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) İnşaat Mühendisliği Bölümü Su Kaynakları Laboratuvarında profesör olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda ODTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Yer Sistem Bilimleri programının akademik ve yürütme kurulundadır.

Lisans derecesini 1993te İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji Mühendisliği bölümünden alan Dr. Yücel, Arizona Üniversitesi Hidroloji ve Su Kaynakları Bölümü’nden Master derecesini 1996da, doktora derecesini ise 2001 yılında almıştır. Aynı bölümde 1.5 yıl post-doktora çalışmalarına devam ettikten sonra, 2002-2006 yılları arasında Virginia, Hampton Üniversitesi Atmosfer Bilimleri Bölümünde öğretim üyesi olarak araştırma ve eğitim faaliyetlerine devam etmiştir.

Dr. Yücel hidrometeoroloji alanında özellikle bölgesel sayısal hava tahmin modellerinin hava tahmini ve iklim projeksiyonları, iklim değişikliği etki analizleri, veri asimilasyonu ve uzaktan algılama teknikleri kullanımı ile model tahminlerinin iyileştirilmesi alanlarında çalışmalar yapmaktadır. Bu konularda birçok ulusal ve uluslararası komite üyelikleri ve projeleri vardır. Dr. Yücel 30dan fazla hakemli ve prestijli uluslararası dergilerde (Monthly Weather Review, Journal of Hydrology, Journal of Hydrometeorology, Earths Future, Journal of Geophyiscal Research-Atmosphere, HESS, v.b.) ve birçok konferanslarda sunum ve bildiriler yayınlamıştır.

Uzmanlık Alanları: Hidrometeorolojk tahmin ve analizler; Bölgesel iklim modellemesi ve iklim değişikliği analizleri; Uzaktan algılama ve veri asimilasyonu

Prof. Dr. M. Tuğrul Yılmaz

Prof. Dr. M. Tuğrul Yılmaz, ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Su Kaynakları Anabilim Dalı öğretim üyesidir.

Dr. Yılmaz, lisans derecesini 2003 yılında ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü'nden, yüksek lisans derecesini 2005 yılında Vrije Universitiet Amsterdam'dan ve doktora derecesini 2011 yılında George Mason Üniversitesi'nden almıştır. 2004-2013 yılları arasında doktora ve doktora sonrası çalışmaları sırasında ABD Tarım Bakanlığı Uzaktan Algılama ve Hidroloji Departmanı'nda 5 yıl süresince çalışmıştır. Doktora çalışmalarını 1 yıl süren bir NASA projesi ve 3 yıl süresince aldığı NASA Earth and Space Science Fellowship adlı bursu ile fonlamış ve tamamlamıştır. Dr. Yılmaz’ın çalışmalarını NASA, Avrupa Komisyonu, UNDP ve TÜBİTAK ile birlikte birçok devlet ve özel kuruluş fonlamıştır.

Dr. Yılmaz Türkiye Bilimler Akademisi Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı ödülü, Parlar Vakfı Araştırmacı Teşvik Ödülü, ODTÜ Geliştirme Vakfı Genç Araştırmacı Başarı Ödülü başta olmak üzere çeşitli kamu  ve özel kuruluşlardan birçok ödül almıştır. Yüksek etki faktörlü dergi ve konferanslarda 150'den fazla çalışma yayımlamış olup, 33 makalesi en yüksek Q1 etki sıralamasında yer alan dergilerde bulunmaktadır ve h-indeksi şu anda 26'dır. Geçmişe ait ve kısa vadeli, orta vadeli ve iklim projeksiyonu zaman ölçeğinde geçmişe ve geleceğe ait hidrometeorolojik tahminler ve analizler çalışmalarının odağını oluşturur. Araştırma ilgi alanları su kaynakları, tarım, yenilenebilir enerji, kuraklık ve iklim değişikliği ile ilgili değişkenlerin tahmini ve analizinin çeşitli hidrometeorolojik değişkenlerin uzaktan algılama ve model verilerinin kullanılması odaklıdır.

Uzmanlık Alanları: İklim değişikliği; Hidrometeorolojik analiz ve tahmin; Hidrolojik modelleme; Veri asimilasyonu ve uzaktan algılama analizleri

İlgili Yazılar

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Marmara Denizi ‘hasta’ ve iklim değişikliği, krizi derinleştiriyor

Kentsel ve endüstriyel kirliliğin yanı sıra aşırı avcılık ve iklim değişikliği baskısı altında olan Marmara Denizi’nin ekosistemi, son 50 yılda oldukça ağır dönüşümler geçirdi ve telafisi mümkün olmayacak şekilde bozulmaya doğru gidiyor. Büyük avcı balıkların denizden kaybolması, sistemin bu türleri barındıramayacak hale geldiğine işaret ediyor. Bugün Marmara’daki balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor. Bu türlerin başında, av verimi her geçen yıl azalan hamsi geliyor. Uzmanlar, giderek kaybolan türlerin, insan müdahalesi ve etkisi ciddi oranda azaltılmadan geri gelmelerinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Marmara Denizi için mevcut durum sürdürülebilir değil ve tüm paydaşların tam bir uzlaşı ile mevcut baskıların azaltılmasını sağlaması gerekiyor.

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo