İklim Masası

Yaz turizmi için ideal koşullar Karadeniz Bölgesi’ne kayabilir

İklim değişikliğinin termal konfor üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir çalışmaya göre, Akdeniz’i popüler bir yaz turizmi destinasyonu haline getiren iklim şartları değişiyor. Uygun yaz koşulları, kuzeye doğru kayıyor. Karadeniz’in bazı bölgeleri, plaj turizmi için ideal koşullara ulaşabilir.
İklim değişikliğinin termal konfor üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir çalışmaya göre, Akdeniz’i popüler bir yaz turizmi destinasyonu haline getiren iklim şartları değişiyor. Uygun yaz koşulları, kuzeye doğru kayıyor. Karadeniz’in bazı bölgeleri, plaj turizmi için ideal koşullara ulaşabilir.
Yayınlanma Tarihi: 22/02/2024
Kategori:

İklim değişikliğinin etkileri bölgesel olarak değişkenlik gösterirken, bu etkilerin sektörel yansımaları da farklı oluyor. İklim değişikliğinin turizm sektörü üzerindeki mevcut etkilerinin de yakın gelecekte daha da belirginleşeceğini öngörüyoruz. 

Bunun önemli bir örneği, ülke gelirine doğrudan katkı sunan yaz turizmi destinasyonlarında beklenen değişiklikler. İklim projeksiyonları, Akdenizdeki popüler kıyı destinasyonlarının çekiciliğinin, yüzyıl ortasına kadar azalabileceğini ortaya koyuyor. Bu durum, özellikle yaz aylarındaki sıcak iklim koşullarında öngörülen artış ve buna bağlı olarak termal konfordaki azalmayla ilgili. 

Yazarları arasında bulunduğumuz yeni bir makale, Karadeniz kıyılarının Akdenize alternatif bir turizm destinasyonu olarak potansiyelini değerlendiriyor. Çalışmaya göre Karadeniz Bölgesi, plaj turizmi için gerekli konfor düzeyini sağlayabilir. Özellikle Sakarya, Ordu, Samsun, Trabzonda ve Rizede bazı bölgelerin, Tatil İklim Endeksi (Holiday Climate Index, HCI) sınıflandırmasındaki en ideal koşullara ulaşabileceği öngörülüyor. 

 

‘Çalışmalara göre, ‘uygun yaz koşulları’ olarak tarif edilen kuşak, muhtemelen, bugün yer aldığı Akdeniz Bölgesi’nden, daha yüksek enlem ve rakımlara doğru hareket edecek.
 

Uygun yaz koşulları kuşağı, kuzeye kayıyor

İklim değişikliği, bir yandan turizm sektörü nedeniyle şiddetlenirken, bir yandan da iklim koşullarının dağılımında değişiklikler yaratarak turizmin mevsimselliğini, turizme olan talebi ve seyahat modellerini etkiliyor. Bu durum, ortalama sıcaklıklar, güneşlenme süresi, yağış, nem ve rüzgar hızı gibi iklim özelliklerinin iklim değişikliğine bağlı değişmesinden kaynaklanıyor.

Bugüne kadar yapılan birçok çalışma, turistlerin karar verme süreçlerinde iklimin önemli bir faktör olduğunu kanıtlar nitelikte. Bu da hem bugün hem de gelecekte, iklim değişikliğinin turizm talebi üzerinde etkili olacağını ortaya koyuyor. 

Araştırmalar ayrıca, uygun yaz koşullarıyla karakterize edilen bölgelerin coğrafi konum ve özelliklerinin, iklim değişikliği nedeniyle değişebileceğini öngörüyor. Bu çalışmalara göre uygun yaz koşulları’ olarak tarif edilen bu kuşak, muhtemelen, bugün yer aldığı Akdeniz Bölgesinden, daha yüksek enlem ve rakımlara doğru hareket edecek. Mevcutta Türkiyenin güney-güneybatı bölgelerini popüler destinasyonlar haline getiren uygun yaz koşullarının zamanla ülkenin kuzey bölgelerine ulaşması mümkün. 

 

‘İklim projeksiyonlarına göre önümüzdeki çeyrek asırda Akdeniz kıyıları, termal konforun azalması nedeniyle, daha az çekici hale gelebilir.


Kıyı turizminde
termal konforne anlama geliyor?

İklim projeksiyonlarına göre, yaz aylarındaki sıcak iklim koşullarının artması ve insan vücudu için gerekli olan termal konforun azalması, önümüzdeki çeyrek asırda Akdeniz kıyılarının daha az çekici hale gelmesine neden olabilecek. 

İnsan konforunu belirlemede öne çıkan bir gösterge olan Tatil İklim Endeksi (HCI), belirlenen lokasyonlarda insan konforunun nasıl etkileneceğini göstermeye veya konfor seviyesinin uygunluğunu ölçmeye yarıyor. HCIden faydalanılan mevcut çalışmada da, iklim değişikliği ile mücadelenin bugünkü gibi zayıf olduğu kötümser senaryoda (RCP8.5), önümüzdeki yarım asırlık süreçte Karadenizde termal konforun ne şekilde etkileneceği araştırıldı. 

Akdeniz ve Ege bölgelerinin iklim değişikliğinden çok daha fazla olumsuz etkilenecek olması, Karadeniz Bölgesi’nin kıyı ve iç kesimlerini avantajlı duruma getiriyor.


Çalışmada, bağıl nem ve sıcaklık değerlerinden faydalanılarak hesaplanan termal konforun yanı sıra, bulut örtüsü, günlük yağış miktarı, günlük ortalama rüzgar hızı gibi ilgili başka parametreler de dikkate alındı. Tüm bu hesaplamalar sonucunda, 2026-2050 yılları arasında Karadenizde hem plajların hem de kentlerin insan konforu için ne derece uygun olduğu incelendi.

Çalışmada ayrıca plaj ve kent skorları, bu ortamlarda farklı faktörlerin görece daha önemli olması dolayısıyla, ayrı ayrı hesaplandı. Örneğin plaj skorunda plajlarda sıcaktan bunalan insanların denize girip serinleme imkanı olduğundan termal konforun ağırlığı düşük tutulurken, bu, kentlerde çok mümkün değil. Öte yandan, bulutlu havalarda denize girmek yerine kent gezileri tercih edilebileceği için, plaj skorunda bulut örtüsünün ağırlığı daha yüksek.

‘Çalışmanın bulgularına göre, yüzyıl ortasına doğru Karadeniz kıyıları, yaz sezonunda plaj turizmi için gerekli konfor düzeyine sahip olabilir.
 

Karadeniz kıyıları, turistler için cazip hale gelebilir

Günümüz iklim koşullarında Karadeniz bölgesi, kış mevsiminde ılıman bir iklime sahip. Ancak yaz ve kış mevsimleri birbirinden farklılık gösteriyor. Orta ve Batı Karadenizde en sıcak ay sıcaklık ortalamaları 22°Cleri aşıyor. Doğu Karadeniz ise Türkiyenin en çok yağış alan coğrafi bölgesi. Her mevsim düzenli yağış alan Doğu Karadenizde yaz mevsimleri de yağışlı geçiyor; hatta yıllık toplam yağışın beşte biri, yaz aylarında gerçekleşiyor. 

Çok sıcak yazların gözlemlendiği ılıman yazı kurak Akdeniz ikliminin hakim olduğu Akdeniz ve Ege bölgelerinin iklim değişikliğinden çok daha fazla olumsuz etkilenecek olması, ılıman nemli Karadeniz bölgesinin kıyı ve iç kesimlerini avantajlı duruma getiriyor.

Çalışmanın bulguları, yüzyıl ortasına doğru Karadeniz kıyılarının yaz sezonunda plaj turizmi için gerekli konfor düzeyine sahip olabileceğini gösteriyor. Sakarya, Ordu, Samsun, Trabzon ve Rizedeki bazı bölgelerin ise, sınıflandırmada en yüksek aralık olan ideal koşullara ulaşabileceği görülüyor. Araştırmanın sonuçlarına göre, iklim değişikliğiyle yeterli seviyede mücadele edilmeyen bir yakın gelecekte Karadeniz kıyıları, bugünkü popüler destinasyonlara kıyasla daha iyi bir termal konfor sunabilir. Böyle bir durumda Karadeniz Bölgesi, turistler için cazip bir kıyı lokasyonu haline gelebilir.

 

‘Özellikle Türkiye gibi, turizm gelirlerinin ekonomik açıdan fark yarattığı ülkelerde, iklim değişikliğinin turizm üzerindeki etkilerinin kapsamlı şekilde incelenmesi gerekiyor.

 

Uyum sürecini doğru yönetmek gerekiyor

Turizm sektörü, ülkelerin gelirlerine doğrudan katkı sunan bir sektör. Dolayısıyla, Türkiye gibi, turizm gelirlerinin ekonomik açıdan fark yarattığı ülkelerin, iklim değişikliğinin turizm üzerindeki etkilerini ve zarar görebilirliklerini kapsamlı şekilde incelemeleri gerekiyor. Bu etkiler hem çok yönlü olabilir hem de lokasyonun özelliklerine göre farklılık gösterebilir. Turistik destinasyonların konumu, popülaritesi ve turizm sezonunun zamanlaması, turizm destinasyonlarının iklim değişikliğinden ne şekilde etkileneceğinin belirlenmesi açısından oldukça önemli. 

Öte yandan, iklim değişikliğinden olumsuz etkilenmesi beklenen popüler kıyı destinasyonları, eğer uyum sürecini doğru yürütemez, yani iklim değişikliğinin sonuçlarına etkili bir şekilde yanıt veremezlerse, finansal kayıplarla karşı karşıya kalmaları kaçınılmaz olur. Bu noktada, bir uyum stratejisi olarak, alternatif turizm destinasyonlarını öne çıkarmak gerekebilir.

 
İklim değişikliğiyle yeterli seviyede mücadele edilmeyen bir yakın gelecekte Karadeniz kıyıları, bugünkü popüler destinasyonlara kıyasla daha iyi bir termal konfor sunabilir.

 

Turizmin Karadenize kaymasına hazırlıklı olunmalı 

İklim değişikliğine uyum, iklim etkilerini uygun stratejilerle hafifletmeyi, bu etkilerle başa çıkmayı hatta mümkün olduğunca faydalanmayı hedefleyen bir süreç. Oysa piyasalar sürekli değişiyor, destinasyonlar ve turistik tesisler ise iklim değişikliğine uyum sağlamakta zorlanıyor. Nitekim turizm destinasyonlarının sürdürülebilirliği, uzun vadeli bakış açısı gerektiriyor: Bu noktada en belirgin uyum seçeneklerinden bazıları alternatif lokasyonların tespit edilmesi, mevcut popüler lokasyonların korunması ve uzun vadede bunlara bağlı ekolojik yapıya ve çevreye duyarlı planlamalar yapılması olacaktır. 

Uyum stratejileri yerel olarak farklılık gösterebildiği için iklim değişikliğine yönelik planlamaları belli bir şablon doğrultusunda gerçekleştirmek pek de mümkün değil. Örneğin Avrupanın iklim değişikliği karşısında en acil hassasiyetleri sel ve su kıtlığı olduğundan, uyum planlamaları da selden korunmaya ve su yönetimine odaklanıyor. Ancak farklı bir bölgede, tamamen farklı bir uyum planlaması gerekebilir. Bu bağlamda alternatif bir turizm destinasyonunun ortaya çıkma potansiyelinin bölgenin iklim değişikliğinin etkilerine açık olma durumuna bağlı duyarlılığı dikkate alınarak incelenmesi bu çabalar kapsamında oldukça kıymetli.

 

Kaynak Makale: Projected Summer Tourism Potential of the Black Sea Region

 

 

Dr. Nazan An ve Dr. Tufan Turp

Dr. Nazan An

Dr. Nazan An, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (iklimBU) kurucuları arasındadır. Doktora derecesini Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri bölümünden almıştır.  Yönetim kurulu üyesi olduğu iklimBU’da aynı zamanda araştırmacı olarak akademik çalışmalarını sürdürmekte, ayrıca Boğaziçi Üniversitesi Hesaplamalı Bilim ve Mühendislik Yüksek Lisans Anabilim Dalı’nda ders vermektedir.

Uzmanlık Alanları: İklim Değişikliği, Ekin Büyüme Simülasyon Modelleri, İklim Projeksiyonları, Bölgesel İklim Modellemesi, Aşırı İklim Olayları, İklim Değişikliğinin Sektörel Etkileri, İklim Değişikliği Riskleri

 

Dr. Tufan Turp

Dr. Tufan Turp, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (iklimBU) kurucuları arasındadır. Doktora derecesini Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri bölümünden almıştır. Danışma kurulu üyesi olduğu iklimBU’da aynı zamanda araştırmacı olarak akademik çalışmalarını devam ettirmekte ve ayrıca Boğaziçi Üniversitesi Hesaplamalı Bilim ve Mühendislik Yüksek Lisans Anabilim Dalı’nda ders vermektedir.

Uzmanlık Alanları: İklim Değişikliği, İklim Projeksiyonları, Bölgesel İklim Modellemesi, Ekin Büyüme Modelleri, Aşırı İklim Olayları, İklim Değişikliğinin Sektörel Etkileri, İklim Değişikliği Riskleri

İklim değişikliğinin etkileri bölgesel olarak değişkenlik gösterirken, bu etkilerin sektörel yansımaları da farklı oluyor. İklim değişikliğinin turizm sektörü üzerindeki mevcut etkilerinin de yakın gelecekte daha da belirginleşeceğini öngörüyoruz. 

Bunun önemli bir örneği, ülke gelirine doğrudan katkı sunan yaz turizmi destinasyonlarında beklenen değişiklikler. İklim projeksiyonları, Akdenizdeki popüler kıyı destinasyonlarının çekiciliğinin, yüzyıl ortasına kadar azalabileceğini ortaya koyuyor. Bu durum, özellikle yaz aylarındaki sıcak iklim koşullarında öngörülen artış ve buna bağlı olarak termal konfordaki azalmayla ilgili. 

Yazarları arasında bulunduğumuz yeni bir makale, Karadeniz kıyılarının Akdenize alternatif bir turizm destinasyonu olarak potansiyelini değerlendiriyor. Çalışmaya göre Karadeniz Bölgesi, plaj turizmi için gerekli konfor düzeyini sağlayabilir. Özellikle Sakarya, Ordu, Samsun, Trabzonda ve Rizede bazı bölgelerin, Tatil İklim Endeksi (Holiday Climate Index, HCI) sınıflandırmasındaki en ideal koşullara ulaşabileceği öngörülüyor. 

 

‘Çalışmalara göre, ‘uygun yaz koşulları’ olarak tarif edilen kuşak, muhtemelen, bugün yer aldığı Akdeniz Bölgesi’nden, daha yüksek enlem ve rakımlara doğru hareket edecek.
 

Uygun yaz koşulları kuşağı, kuzeye kayıyor

İklim değişikliği, bir yandan turizm sektörü nedeniyle şiddetlenirken, bir yandan da iklim koşullarının dağılımında değişiklikler yaratarak turizmin mevsimselliğini, turizme olan talebi ve seyahat modellerini etkiliyor. Bu durum, ortalama sıcaklıklar, güneşlenme süresi, yağış, nem ve rüzgar hızı gibi iklim özelliklerinin iklim değişikliğine bağlı değişmesinden kaynaklanıyor.

Bugüne kadar yapılan birçok çalışma, turistlerin karar verme süreçlerinde iklimin önemli bir faktör olduğunu kanıtlar nitelikte. Bu da hem bugün hem de gelecekte, iklim değişikliğinin turizm talebi üzerinde etkili olacağını ortaya koyuyor. 

Araştırmalar ayrıca, uygun yaz koşullarıyla karakterize edilen bölgelerin coğrafi konum ve özelliklerinin, iklim değişikliği nedeniyle değişebileceğini öngörüyor. Bu çalışmalara göre uygun yaz koşulları’ olarak tarif edilen bu kuşak, muhtemelen, bugün yer aldığı Akdeniz Bölgesinden, daha yüksek enlem ve rakımlara doğru hareket edecek. Mevcutta Türkiyenin güney-güneybatı bölgelerini popüler destinasyonlar haline getiren uygun yaz koşullarının zamanla ülkenin kuzey bölgelerine ulaşması mümkün. 

 

‘İklim projeksiyonlarına göre önümüzdeki çeyrek asırda Akdeniz kıyıları, termal konforun azalması nedeniyle, daha az çekici hale gelebilir.


Kıyı turizminde
termal konforne anlama geliyor?

İklim projeksiyonlarına göre, yaz aylarındaki sıcak iklim koşullarının artması ve insan vücudu için gerekli olan termal konforun azalması, önümüzdeki çeyrek asırda Akdeniz kıyılarının daha az çekici hale gelmesine neden olabilecek. 

İnsan konforunu belirlemede öne çıkan bir gösterge olan Tatil İklim Endeksi (HCI), belirlenen lokasyonlarda insan konforunun nasıl etkileneceğini göstermeye veya konfor seviyesinin uygunluğunu ölçmeye yarıyor. HCIden faydalanılan mevcut çalışmada da, iklim değişikliği ile mücadelenin bugünkü gibi zayıf olduğu kötümser senaryoda (RCP8.5), önümüzdeki yarım asırlık süreçte Karadenizde termal konforun ne şekilde etkileneceği araştırıldı. 

Akdeniz ve Ege bölgelerinin iklim değişikliğinden çok daha fazla olumsuz etkilenecek olması, Karadeniz Bölgesi’nin kıyı ve iç kesimlerini avantajlı duruma getiriyor.


Çalışmada, bağıl nem ve sıcaklık değerlerinden faydalanılarak hesaplanan termal konforun yanı sıra, bulut örtüsü, günlük yağış miktarı, günlük ortalama rüzgar hızı gibi ilgili başka parametreler de dikkate alındı. Tüm bu hesaplamalar sonucunda, 2026-2050 yılları arasında Karadenizde hem plajların hem de kentlerin insan konforu için ne derece uygun olduğu incelendi.

Çalışmada ayrıca plaj ve kent skorları, bu ortamlarda farklı faktörlerin görece daha önemli olması dolayısıyla, ayrı ayrı hesaplandı. Örneğin plaj skorunda plajlarda sıcaktan bunalan insanların denize girip serinleme imkanı olduğundan termal konforun ağırlığı düşük tutulurken, bu, kentlerde çok mümkün değil. Öte yandan, bulutlu havalarda denize girmek yerine kent gezileri tercih edilebileceği için, plaj skorunda bulut örtüsünün ağırlığı daha yüksek.

‘Çalışmanın bulgularına göre, yüzyıl ortasına doğru Karadeniz kıyıları, yaz sezonunda plaj turizmi için gerekli konfor düzeyine sahip olabilir.
 

Karadeniz kıyıları, turistler için cazip hale gelebilir

Günümüz iklim koşullarında Karadeniz bölgesi, kış mevsiminde ılıman bir iklime sahip. Ancak yaz ve kış mevsimleri birbirinden farklılık gösteriyor. Orta ve Batı Karadenizde en sıcak ay sıcaklık ortalamaları 22°Cleri aşıyor. Doğu Karadeniz ise Türkiyenin en çok yağış alan coğrafi bölgesi. Her mevsim düzenli yağış alan Doğu Karadenizde yaz mevsimleri de yağışlı geçiyor; hatta yıllık toplam yağışın beşte biri, yaz aylarında gerçekleşiyor. 

Çok sıcak yazların gözlemlendiği ılıman yazı kurak Akdeniz ikliminin hakim olduğu Akdeniz ve Ege bölgelerinin iklim değişikliğinden çok daha fazla olumsuz etkilenecek olması, ılıman nemli Karadeniz bölgesinin kıyı ve iç kesimlerini avantajlı duruma getiriyor.

Çalışmanın bulguları, yüzyıl ortasına doğru Karadeniz kıyılarının yaz sezonunda plaj turizmi için gerekli konfor düzeyine sahip olabileceğini gösteriyor. Sakarya, Ordu, Samsun, Trabzon ve Rizedeki bazı bölgelerin ise, sınıflandırmada en yüksek aralık olan ideal koşullara ulaşabileceği görülüyor. Araştırmanın sonuçlarına göre, iklim değişikliğiyle yeterli seviyede mücadele edilmeyen bir yakın gelecekte Karadeniz kıyıları, bugünkü popüler destinasyonlara kıyasla daha iyi bir termal konfor sunabilir. Böyle bir durumda Karadeniz Bölgesi, turistler için cazip bir kıyı lokasyonu haline gelebilir.

 

‘Özellikle Türkiye gibi, turizm gelirlerinin ekonomik açıdan fark yarattığı ülkelerde, iklim değişikliğinin turizm üzerindeki etkilerinin kapsamlı şekilde incelenmesi gerekiyor.

 

Uyum sürecini doğru yönetmek gerekiyor

Turizm sektörü, ülkelerin gelirlerine doğrudan katkı sunan bir sektör. Dolayısıyla, Türkiye gibi, turizm gelirlerinin ekonomik açıdan fark yarattığı ülkelerin, iklim değişikliğinin turizm üzerindeki etkilerini ve zarar görebilirliklerini kapsamlı şekilde incelemeleri gerekiyor. Bu etkiler hem çok yönlü olabilir hem de lokasyonun özelliklerine göre farklılık gösterebilir. Turistik destinasyonların konumu, popülaritesi ve turizm sezonunun zamanlaması, turizm destinasyonlarının iklim değişikliğinden ne şekilde etkileneceğinin belirlenmesi açısından oldukça önemli. 

Öte yandan, iklim değişikliğinden olumsuz etkilenmesi beklenen popüler kıyı destinasyonları, eğer uyum sürecini doğru yürütemez, yani iklim değişikliğinin sonuçlarına etkili bir şekilde yanıt veremezlerse, finansal kayıplarla karşı karşıya kalmaları kaçınılmaz olur. Bu noktada, bir uyum stratejisi olarak, alternatif turizm destinasyonlarını öne çıkarmak gerekebilir.

 
İklim değişikliğiyle yeterli seviyede mücadele edilmeyen bir yakın gelecekte Karadeniz kıyıları, bugünkü popüler destinasyonlara kıyasla daha iyi bir termal konfor sunabilir.

 

Turizmin Karadenize kaymasına hazırlıklı olunmalı 

İklim değişikliğine uyum, iklim etkilerini uygun stratejilerle hafifletmeyi, bu etkilerle başa çıkmayı hatta mümkün olduğunca faydalanmayı hedefleyen bir süreç. Oysa piyasalar sürekli değişiyor, destinasyonlar ve turistik tesisler ise iklim değişikliğine uyum sağlamakta zorlanıyor. Nitekim turizm destinasyonlarının sürdürülebilirliği, uzun vadeli bakış açısı gerektiriyor: Bu noktada en belirgin uyum seçeneklerinden bazıları alternatif lokasyonların tespit edilmesi, mevcut popüler lokasyonların korunması ve uzun vadede bunlara bağlı ekolojik yapıya ve çevreye duyarlı planlamalar yapılması olacaktır. 

Uyum stratejileri yerel olarak farklılık gösterebildiği için iklim değişikliğine yönelik planlamaları belli bir şablon doğrultusunda gerçekleştirmek pek de mümkün değil. Örneğin Avrupanın iklim değişikliği karşısında en acil hassasiyetleri sel ve su kıtlığı olduğundan, uyum planlamaları da selden korunmaya ve su yönetimine odaklanıyor. Ancak farklı bir bölgede, tamamen farklı bir uyum planlaması gerekebilir. Bu bağlamda alternatif bir turizm destinasyonunun ortaya çıkma potansiyelinin bölgenin iklim değişikliğinin etkilerine açık olma durumuna bağlı duyarlılığı dikkate alınarak incelenmesi bu çabalar kapsamında oldukça kıymetli.

 

Kaynak Makale: Projected Summer Tourism Potential of the Black Sea Region

 

 

Dr. Nazan An ve Dr. Tufan Turp

Dr. Nazan An

Dr. Nazan An, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (iklimBU) kurucuları arasındadır. Doktora derecesini Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri bölümünden almıştır.  Yönetim kurulu üyesi olduğu iklimBU’da aynı zamanda araştırmacı olarak akademik çalışmalarını sürdürmekte, ayrıca Boğaziçi Üniversitesi Hesaplamalı Bilim ve Mühendislik Yüksek Lisans Anabilim Dalı’nda ders vermektedir.

Uzmanlık Alanları: İklim Değişikliği, Ekin Büyüme Simülasyon Modelleri, İklim Projeksiyonları, Bölgesel İklim Modellemesi, Aşırı İklim Olayları, İklim Değişikliğinin Sektörel Etkileri, İklim Değişikliği Riskleri

 

Dr. Tufan Turp

Dr. Tufan Turp, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (iklimBU) kurucuları arasındadır. Doktora derecesini Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri bölümünden almıştır. Danışma kurulu üyesi olduğu iklimBU’da aynı zamanda araştırmacı olarak akademik çalışmalarını devam ettirmekte ve ayrıca Boğaziçi Üniversitesi Hesaplamalı Bilim ve Mühendislik Yüksek Lisans Anabilim Dalı’nda ders vermektedir.

Uzmanlık Alanları: İklim Değişikliği, İklim Projeksiyonları, Bölgesel İklim Modellemesi, Ekin Büyüme Modelleri, Aşırı İklim Olayları, İklim Değişikliğinin Sektörel Etkileri, İklim Değişikliği Riskleri

İlgili Yazılar

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Bonn İklim Müzakereleri hayalkırıklığı ile sona erdi

3-13 Haziran tarihleri arasında Bonn’da düzenlenen SB60 müzakereleri, COP28’i takiben iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğini anlamak ve COP29’a dair öngörülerde bulunabilmek için önem taşıyordu. Ancak toplantılarda ‘klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu’ devam etti, taraflar hemen hemen hiçbir önemli konuda uzlaşamadı. Fosil yakıtlardan çıkış konusu geçiştirildi ve gelişmiş devletler, iklim finansmanı sağlama konusunda sorumluluk almaktan kaçındı. Özetle, finansmana ve eyleme geçmeye dair tüm hususlar tabiri caizse ‘askıya alındı’.

Avrupa kamuoyu ‘iklim yorgunu’ değil

Seçim kampanyası sürecinde iklim değişikliği şüpheciliğini gündemde tutan aşırı sağ partilerin oylarını artırması, Avrupa Birliği iklim politikalarının geleceği konusunda endişe yarattı. Ancak uzmanlar, sağa kaymaya karşın merkezin tutunduğuna dikkat çekiyorlar. Seçim öncesinde Almanya, Fransa ve Polonya’da yapılan bir çalışma ise, Avrupa’da ‘iklim yorgunluğu’ yaşandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Çalışmanın sonuçlarına göre üç ülkede de vatandaşların çoğunluğu, iklim değişikliği konusunda endişeli ve güçlü iklim politikalarını destekliyor. İklim değişikliğine şüpheci yaklaşan azınlık ise aşırı sağ parti destekçileri tarafından domine ediliyor.

‘Avrupa’da iklim şüphecilerinin sayısı sınırlı’

Aşırı sağ partiler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranlarını önemli ölçüde artırarak dikkat çektiler. Kampanya sürecinde bu partilerin önemli gündem maddelerinden biri de iklim politikalarıydı; bu nedenle, seçim sonuçlarının Avrupa Birliği iklim politikalarını ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Ancak uzmanlara göre aşırı sağ partilerin iklim değişikliği konusundaki görüşleri, çoğunluğun fikirlerini temsil etmiyor. Avrupa’da iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanların sayısı oldukça sınırlı. İklim değişikliği ile mücadelenin hız kaybetmemesi için, iklim şüphecisi pozisyonlara aktif olarak karşı çıkmak önem taşıyor.

Marmara Denizi ‘hasta’ ve iklim değişikliği, krizi derinleştiriyor

Kentsel ve endüstriyel kirliliğin yanı sıra aşırı avcılık ve iklim değişikliği baskısı altında olan Marmara Denizi’nin ekosistemi, son 50 yılda oldukça ağır dönüşümler geçirdi ve telafisi mümkün olmayacak şekilde bozulmaya doğru gidiyor. Büyük avcı balıkların denizden kaybolması, sistemin bu türleri barındıramayacak hale geldiğine işaret ediyor. Bugün Marmara’daki balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor. Bu türlerin başında, av verimi her geçen yıl azalan hamsi geliyor. Uzmanlar, giderek kaybolan türlerin, insan müdahalesi ve etkisi ciddi oranda azaltılmadan geri gelmelerinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Marmara Denizi için mevcut durum sürdürülebilir değil ve tüm paydaşların tam bir uzlaşı ile mevcut baskıların azaltılmasını sağlaması gerekiyor.

Öne Çıkanlar

EN ÇOK OKUNANLAR

SUBCRIBE

Lorem ipsum dolor sit amet con sectetur adipiscing

follow us

Photo